ALİ KIZILDELİ DEDE

(KIZILDELİ-SEYYİD ALİ SULTAN OCAĞI)

 

Ne zaman, nerede doğdunuz dedem? 1942’de Gaziantep’te doğmuşum. Dedem Hasan Dede Malatya’da doğmuş, babam ise o da Gaziantep’te doğmuş. Aslen İran’dan Erdebil’den gelmeyiz, Nişabur kentinden gelmeymişiz.

Aslında bizim atamız iki kardeş, bir bacılarımış. İran’dan Irak’a, oradan Beyrut’a gitmişler. Beyrut’tan bir gemiye binmişler. Gemiyle Yunanistan’a geçmişler, o zaman Sırp dönemiymiş. Gemiyi Sırplar iskeleye çekmişler. Bunlar gemiye kaçak bindikleri için bunları Sırplar yakalamışlar. Bunların birinin adı Seyyid Ali Sultan, diğerinin adı Ali Seydi Sultan’mış, bacılarının adı da Bacım Sultan’mış. Oradaki kumandan Bacım Sultan’ı kendine hizmetçi olarak almış bunları da serbest bırakmış. Birisi gelmiş Kırcaali’ne yerleş, o dönem para yok pul çok çünkü, orada ikamet etmiş, birisi de Dimetoka’ya gelip yerleşmiş. O yöreleri irşat etmeye başlamışlar. İslamiyet’i ve Aleviliği o yörede yaymaya başlamışlar. Başlarına talipler toplamaya başlamışlar, talipleri de çoğalınca isimleri yayılmaya başlamış. Zaman içinde Seyid Ali taliplerinden bir ordu kurmaya başlamış. O zamanın padişahı da diyor ki mademki Seyid Ali’nin bu kadar askeri var, ordu kuruyor, İslamiyet adına çalışıyor, buna demiş bir yazı yazıyım. Yazıyı yazmış, babası Mehmet’e bir manga askerle birlikte bu mektubu da vermiş, babası o zaman biraz kafayı oynatmışmış, vermiş eline babasını göndermiş. Babası gelmiş Kızıldeli Sultan’ın yanına. Mektupta yazıyormuş ki ne kadar eli silah tutan asker varsa onları yanına al gel, tekkeye hizmet edenler orada kaslın, diyor. Mektubu Seyyid Ali Sultan Kızıldeli Sultan okuyor. O zaman Kızıldeli de tamam diyor, madem padişah emir etmiş (gidelim) topluyor dervişlerini, tekkeye hizmet edenlerini orada bırakıp çıkıyor İstanbul’a doğru yola. İstanbul’a çıkınca Muharrem ayı yaklaşıyor, geliyor Edirne’ye. Edirne’de tam muharrem başlıyor. Muharrem ayı çıkıncaya kadar burada ikamet edek (diyor) boş bir araziye konuyorlar. Kendilerine de ufak tefek sığınacak, gölgelenecek yerler yapıyorlar. Orada ikametgah ediyorlar, orada on iki gün Muharrem Oruçlarını tutuyorlar. Muharrem Orucunu tuttuktan sonra da oranın halkına da Müslümanlığı ve Aleviliği yaymaya başlıyorlar. (….) Sonra Seyyid Ali Sultan İstanbul’a varıyor, bir iki gün derken padişahın huzuruna çıkamıyor. Böyle bir iki üç beş gün derken, Seyyid Ali Sultan diyor ki, biz buraya yiyip içmeye gelmedik, Padişahla görüşelim artık diyor, ve padişaha haberci gönderiyorlar. Padişahım, diyor bizi buraya davet ettin de biz buraya yemeye içmeye, o kadar yolu boşuna gelmedik, diyor. Padişah diyor ki, senin askerlerin var, ben de sana biraz asker vereceğim, sen onların başına mihmandar olacaksın, bunun adı da Yeniçeri ordusu olacak, diyor.  O da başım üstüne, diyor. Ne ihtiyacın varsa, karşıla diyor, ihtiyaçlarını karşılıyorlar. Adamlarını da ona veriyor. Peki şimdi ne yapacağım, diyor? Padişah diyor ki, doğuya gideceksin. Malatya yöresine gidecek orada İran askerleriyle, şahın askerleriyle savaşacaksın, diyor. Başım üstüne diyor, artık bir ay mı, iki ayda mı, Malatya’ya varıyor ve orada İran askerleriyle karşılaşıyor. Orada İran askerlerini yeniyorlar ve orada oldukları yerde yerleşip kalıyorlar. Bu askerler istek üzerine geldikleri için bunlara “tercihli” asker demeleri gerekirken, “tencirli” diyorlar. Bundan sonra da onların adı Tencirli olarak kalıyor. Bir kısmı da Süzenli gurubu oluyor. Ve o askerler orada yerleşip kalıyorlar. Seyyid Ali Sultan da orada ikamet ediyor, orada vefat ediyor, orada kalıyor.

 

Tam neresi Seyyid Ali Sultan’ın türbesinin olduğu yer? Malatya Yazıhan’ın Fethiye Köyü Tenci Mezrası. Bir Aşağı Tenci var, bir de Yukarı Tenci var. Padişah tüm buradaki araziyi Kızıldeli’nin adına veriyor. Onlar üç kardeşmiş ve de onun üç evladı varmış, bizim neslimiz de o üç kardeşten geliyor.

 

Onların isimleri biliniyor mu? Onu bulamadım. Ama ben beş göbek ilerimi biliyorum. Benim babamın ismi Ali, onun babasının adı Hasan, onun babasının adı Mehmet Efendi, onun babasının adı da Ali Efendi. Bizim köyümüzde on iki ev, on üç olmaz. Bu her zaman böyle olmuş. Şimdi de aynısıdır. Bizim atalarımız hiçbir zaman kendi menfaatleri için bir şey yapmamışlardır. Hep topluma hizmet etmişlerdir. Dünya da en çok talibi olan Kızıldeli Sultan’dır.

 

Neden Kızıldeli demişler? Asıl ismi Seyyid Ali Sultan’mış, Kızıldeli demişler. Hünkar Hacı Bektaş Veli’ye gelmiş. Bakmış ki ocağın üstünde Kara Kazan duruyor. Ne o, ne bekliysiz, demiş. Odun yok demişler. Nasıl, Tekke’nin odunları eksik olur mu, demiş. Ayakları kazanın altında yanmış, elleri de kevgir etmiş, kazanı karıştırmış. Bunun üzerine oradaki dervişler, Hacı Bektaş Veli’ye gitmişler. Demişler ki, bir at geldi, atın üstünde birisi geldi. Böyle böyle oldu demişler. O da demiş ki o Seyyid Ali Sultan, Kızıl’dır, demiş. Kızıldeli dememiş. Yanına gitmiş demiş ki, ya Seyyid Ali Sultan ben sana Kızıl demiştim ama Kızıldeli’ymişsin, demiş. Onun ismini de Hacı Bektaş Veli koymuş.

 

Siz de Tenci Köyü’ndensiniz? Biz de o köydeniz. Bizim oradan çıkmamız çok eskiye dayanıyor.

 

Eşiniz (ana)’da aynı köyden mi? Biz zaten amcazadeyiz. Aynı köydeniz. Bir başı Antalya’da, bir başı Gaziantep’te, bir başı da İstanbul’dadır. Bizim köyümüz dede köyüdür. Hepsi dededir. Benim dedem o köyden çıkıp Gaziantep’e gelip yerleşmiş. Bizim Antalya’daki Amcazadelerimiz cem yürütmezler. İstanbul’da var. Gaziantep Düztepe Mahallesi’nde bizim soydan insanlar vardır. Kardeşimin çocukları vardır, onlar iki evdirler. Orhan ve Ali Kızıldeli’ler orada yaşıyorlar.

 

Kızıldeli’nin üç evladı varmış, peki onların soyundan gelen her ocak dedesini tanıyor musunuz? Biz de yabancı yoktur. Hepsi aynı köktendir, hepsi amcazadedir. Hepsi aynı köydendir.

 

Yaklaşık kaç hanedir, sizin ocaktan olanlar? Otuzdan aşağı değildir.

 

Peki bu haneler içinde kimler dedelik görevini yapıyorlar? Bunlar içinde benim dışımda bir de Murteza var, o yapar.   O da benim amcazademdir, o birkaç kez Suriye’ye, İran’a gitmiştir.

 

Peki, Anadolu’da sizin talibiniz olan yöreler nerelerdir? İstanbul’da var, Adana’da var, Gaziantep’te var, Konya’da, Tokat, Amasya’da, Sivas’ta, Malatya’da… Çok geniş bir alana yayılmış. Kardeşim Mustafa var, o Türkiye’deki taliplerimize gidiyordu. O yetişiyordu. Ben de yurt dışına gidiyordum, büyük olarak. Şimdi yine kardeşimin oğlu Mustafa var.

 

Kardeşinizin oğlu Mustafa Türkiye’deki cemleri yürütüyor, peki nerede oturuyor? Adana’da oturuyor.

 

Ceme, görgüye yeğeniniz gidiyor? Yok cem yok şimdi.

 

Peki ne yapıyor? Dargınlarını, küskünlerini barıştırıyor. Cem yürütmüyor, müsahibi yok.

 

Müsahibi olsa yürütebilir mi? Yürütür belki, okuması, yazması var. Belki zamanla yürütür.

 

Siz de müsahip önemli mi? Evet.

 

Peki kendi müsahibiniz var mı? Evet, kendi kardeşim benim müsahibim.

 

Talipleriniz arasında yaygın mı? Yok denecek kadar azınlıkta.

 

Siz İran’a, Suriye’ye gidiyorsunuz. Oraya gelelim. İran’dan başlayalım. İran’a talipleriniz ne zaman ve nereden gitmişler? Taliplerimizin tümü bizim köyden çıkmadır. Taliplerimizin bir kısmı Sivas’a gitmişler, geri dönmüşler. Bir kısmı Adana bölgesine gitmiş.  Bir kısmı göçebe olarak yaşamış. Bakmış köydeki topraklar herkese yetişmiyor, dağılmış. Bir kısmı askerlikten ayrılmış, bir kısmı Osmanlı’nın zulmünden kaçmışlar, zorluktan dolayı dağılmışlar, bir kısmı da İran’a gitmiş.

 

Siz dediniz ki bizim köy dede köyü ama talipler nasıl olup bu köyden çıkıyor? Şimdi Yeniçeri ordusunun içindekiler bizlerin talibiymiş. O askerler Kızıldeli’ye bağlanmışlar. Onlar bizim taliplerimiz olmuş.

 

Osmanlı mı bağlamış, kendilerimi bağlanmışlar? Dimetoka’dan gelmişler, göçmüşler, asker olarak Kızıldeli’yle gelmişler. İstanbul’a gelince bunları padişah Yeniçeri ordusu olarak kabul etmiş, bir kısım askeri de kendisi vermiş o zaman. Malatya yöresinde savaşmışlar. Şimdi bizim orayı eş hep kemikler çıkar, tekkenin yanında. Orada şehit olanlar gömülmüş, fazla mezar yok, toprakla örtmüşler, çeşme var onun üstü tümüyle öyle. Dört tarafı aynı şekilde hep mezarlık.

 

Peki İran’da nerelerde talipleriniz var? İran’da Tahran’da var, Şiraz’da var, Kirmanşah, İsfahan, Desbul’da, Ahvaz’ta var. Ama Ahvaz çok sıcak ben oraya gidemiyorum, kalp rahatsızlığım var.

 

Tahminen İran’da kaç talibiniz var? İran’da nerden baksanız 300-400 ev var.

 

Sanırım her sene gidiyorsunuz ? 1970’den  beri hemen her yıl giderim.

 

Hangi vakitler gidersiniz? Benim (belli bir) vaktim yok. Ne zaman çağırırsalar o zaman giderim. Hiç fark etmiyor bana. Ben işlerimi tamamlayayım yirmi gün sonra, bir ay sonra gelirim, diyorum. Onlar da peki, dede diyorlar, ne zaman işiniz biterse gel diyorlar, nerde çağrılırsan orada hazır ol, dendiği gibi ne zaman nerede çağırırsalar öyle gidiyorum?

 

Sevgili dedem orada gününüzü nasıl geçiriyorsunuz, neler yapıyorsunuz? Tarikattan bahsediyoruz, İmamlardan bahsediyoruz, İmamlar neler yapmışlar  onlardan bahsediyoruz. Onların dert ve dilekleri oluyor, onlardan bahsediyoruz. Onları bir araya getirmeye çalışıyorsun, küskünler oluyor, onları barıştırmaya çalışıyorsun. Kızını kaçırmışlar, sorunlar olmuş, onları barıştırmaya çalışıyorsun.

 

Kurban var mı? Kurban yok, tarikat icra etme yok. Dört bacak bir araya gelemiyorlar. Evvelce ehildiler, yapıyorlardı. Müsahipleri var, eskiden yol yürüyordu, şimdi yürümüyor. (kurban kesip, görgü görmeye müsait değiller, ehil değiller, biz de yapmıyoruz).

 

Evlere mi misafir oluyorsunuz? Evet evlere misafir oluyorum. İnsanları kaynaştırıyorum, buluşturuyorum, birleştiriyorum. Dede yarin bizdesin der, beni alır götürürler. Bir diğeri gelir, dede yarin bizdesin der, beni alır götürürler. Böyle ev ev sıraya koyarlar. Ev ev götürürler. Döşek kurbanları var, onları keserler.

 

Döşek kurbanı nedir? Dede geldiği için, dede hoş geldin, kurbanınıdır, bu. Buna döşek kurbanı derler. İmam Hüseyin biliyorsunuz, getirip postunu sermiş oturmuş, işte o post bize kızmasın, gücenmesin diye bu kurban kesilir. Dedenin oturduğu post,  İmam Hüseyin postu olarak sayılıyor. Onun için o kurbanı keserler.

 

O post var mı? Döşek sererler, o döşeği post yerine kullanırsın. İmam Hüseyin’in postunun aşkına bir kurban keserler.

 

Bu kurbana diğer komşular gelir mi dede? Bütün herkes gelir. Orda kim varsa hepsi gelir. Lokma yaparlar, ortaya sofraları sererler, dede duasını verir, herkes yemeğini yedikten sonra bir dua daha verir dede, bizde iki dua vardır, lokma bittikten sonra herkes kalkar gider elini yıkar, sigara içen sigarasını içer, içkisi olan birer duble içkisini içer, geçer oturur.

 

Bu gezi sanırım bir iki ay sürüyor? Evet benim gezilerimin bir iki ay olduğu çok olmuştur.

 

Hepsi Türkçe biliyor mu? Hepsi Türkçe biliyor. Hem Türkçe, Hem Arapça, hem Farsça biliyorlar. Evlerde Türkçe konuşuyorlar, dışarı çıkınca Farkça konuşuyorlar.

 

Bunlar daha çok köylerde mi yaşıyorlar? Bunlar daha çok şehirlerde yaşıyorlar. Hepsi şehir merkezinde yaşar, köyde yaşayan yoktur.

 

Belli bir mahallede mi yaşıyorlar, ayrı ayrı mı yaşıyorlar? Ayrı ayrı yaşarlar. Hepsi ayrı ayrı oturuyor ama hepsi birbirini tanıyor. Herkes herkesin evini bilir. Evde kaç kişi olduğunu da bilirler. Mesela Suriye’de bizim okumuş doktorumuz da vardır.

 

Suriye’ye geleceğiz, şimdi İran’da Alevi kimliklerinden dolayı bir sıkıntı yaşıyorlar mı? Hayır. Hiçbir sıkıntıları olmuyor. Herkes bir araya geliyor, yiyorlar içiyorlar.

 

Bunlar ramazan orucu tutuyorlar mı, namaz kılıyorlar mı? Bunlar namaz kılmazlar, ramazan orucu tutmazlar. Muharrem Orucu tutarlar.

 

Muharrem orucunu nasıl biliyorlar, Türkiye’yi mi takip ediyorlar? Evet, telefon eder sorarlar benden. Muharrem yaklaştığı zaman on onbeş gün evvel telefon açarlar, sorarlar bana. Bana telefon ederler sorarlar, ben de derim ki Masumlar şu gün başlıyor, muharrem şu gün başlıyor, derim.

 

Türkiye’deki gibi on iki gün mü tutuyorlar? On iki buçuk gün tutarlar. On iki gün tutuyorlar, on üçüncü gün saat dokuzda, onda açıyorlar. Öğlenden önce açıyorlar, oruçlarını.

 

Biz orada Ehl-i Haklar’ın, Guranlıların olduğunu biliyoruz. Yani sizin kendi talipleriniz dışında başka Aleviler var mı orada, siz biliyor musunuz? Bizim taliplerimizin dışında Nusayriler var. Onlar da müsahip tutuyorlar ama ana bacı ceme sokmuyorlar. Onların da tarikatları o şekilde.

 

Dedeciğim sizin talipleriniz olsun, Nusayriler olsun, buradaki Alevilere Sünniler nasıl bakıyorlar, onlara zorluk çıkarıyorlar mı? Yok, hiç zorluk çıkarmıyorlar. Birbirlerinin kardeşiymiş gibi yaşayıp gidiyorlar, aralarında bir sorun olmuyor. Hiçbir sorunları yok.

 

Peki Suriye’de nerelerde talipleriniz var dedem? Suriye’de Şam’da var, Halep’te var.

 

Bunlarda aynı şekilde göç mü etmişler oraya? Aynı şekilde onlar da göç etmişler. İlk önce zaten Suriye’ye, oradan Irak’a, oradan da İran’a geçmişler. Irak’ta da bir yirmi hane talibimiz var. Bakova’da yaşıyorlar. İmam Musa’yı Kazım Bağdat’ın içindedir. Çok geniş bir arazide. Etrafında da dükkanları var. O dükkanların geliri de Musa’yı Kazım’a aittir. Nasıl ki, İran Meşhet’deki İmam Rıza’nın ki ona aitse, onun da alanı çok büyüktür, nereden baksan iki bin dükkanı vardır, işte oradaki handan toplanan aidat ta Musa’yı Kazım’a aittir. Musa’yı Kazım’ın hesabına yatırılır, oradan çekilip oraya harcanır.

 

Suriye’de ne kadar talibiniz var, tahminen? Bir yüz elli kadar ev, talibimiz vardır.

 

Suriye’ye de gidiyorsunuz? Gidiyorum. Kısmet olursa altıncı ayda da Suriye’ye giderim. Şimdi Suriye’deki taliplerimiz şimdi orada yoklar, onlar şimdi Kuveyt’e gidiyorlar, Dubai’ye gidiyorlar, orada çalışıyorlar. Yaz döneminde iki üç ay kalıp tekrar çalışmaya gidiyorlar.

 

Peki orada görgü, cem, kurban var mı? Yok orada da yok. Orada da sohbet, muhabbet ediyoruz. Yanlış işleri söylüyoruz, şunları şunları yapmayın, diyoruz. Onlar da Türkçe biliyorlar. Onlara da baskı yoktur. Onlar da Şam’ın içinde, Halep’in içindedirler. Şimdi Suriye hükümeti bizim Alevileri, talipleri el üstünde tutuyorlar. Bizim taliplerimizden doktorlarımız var, öğretmenlerimiz var, okuyanlarımız var.

 

Peki onlar, talipleriniz, Kızıldeli Ocağı’ndan bir dedenin geldiğinin farkında, bilincindeler mi, nereye bağlı olduklarını biliyorlar mı? Evet biliyorlar.

 

Türbeyi biliyorlar mı? Elbette biliyorlar, gelip kurban da kesiyorlar. Hacı Bektaş’a geliyorlar, kurbanlarını kesiyorlar. Bu yazın on kişi geldi bana, İran’dan gelmişlerdi. Onları Hacı Bektaş’a götürdüm, kurbanlarını kestiler, orada bir gece yattılar, oradan Ankara’ya geldiler, Ankara’dan da trenle Tahran’a gittiler.

 

İran’daki insanlarımızın geçimleri nedir? Halıcılık yapıyorlar, halı alıp, halı satıyorlar. Bazısının dükkanları var. Araba alıp satarlar, emlakçılık yapanları var; ev alırlar, ev satarlar, tarla alıp satarlar.

 

Ekonomik durumları iyi yani? Evet iyidir. Hepsinin evi vardır.

 

Suriye’dekilerin durumu nasıl? Suriye’dekilerin de durumları güzeldir. Yüzde onun durumu iyi olmayabilir. Çoğunluğu iyidir.

 

Suriye’de ne kadar kalırsınız? Yine yirmi beş gün bir ay Suriye’de kalırım.

 

Gittiğinizde size nasıl davranıyorlar, seyyid mi diyorlar, dede mi diyorlar? Bana dede derler, Ali Dede gelmiş derler. Yedi yaşındaki çocuktan tut, yetmiş yaşındakine kadar hemen gelip boynuma sarılırlar. Döşeğimi açarlar, hepsi oraya toplanırlar. Hoş beş, izzeti ikramda bulunurlar. Dağılsalar da akşam olunca yine hepsi toplanırlar oraya. Lokma getirirler, meyve getirirler. Dualarını veririz.

 

İran’daki ve Suriye’deki talipler Türkiye’yi izliyorlar mı, en azından televizyonlar izleniyor mu? Şimdi taliplerin hepsinde uydu var. Bizim taliplerin hepsi Türkiye’yi izliyor. Tüm televizyon kanallarını izliyorlar. Perşembe günleri Cem Televizyonu’nu izlerler. Yaşlılar bizim cemleri gördükleri için, cemi tam yapmıyorlar, diyorlar. Bu cemler şimdi kısır cemlerdir, bizde öyle geçer. Asıl cem değil bunlar. Buna şükür diyorlar. Buradan haberdarlar. Gelip gidiyorlar.

 

Peki buradan oraya insanlar gitse, bir kafile gitse nasıl karşılarlar? İyi karşılarlar, kötü karşılamazlar, ağırlarlar.

 

Dedem Ürdün’de de talipleriniz var sanırım? Ürdün’de taliplerimiz vardır. Onlara Abdallar denir. Davul çalarlar, zurna çalarlar düğünlerde, sohbetleri olur, düğünleri şenlendirirler. Bunlar da bizim taliplerimizdir.

 

Ürdün’e gittiniz mi? Gittim, gittim. Orada da yüz elli iki yüz hane talibimiz var. Onlar kendilerine Abdallar derler, Kızıldeli talibiyiz, derler.

 

Onlar Kızıldeli talibi olduğunu bilirler değil mi? Evet, evet bilirler. Onların hepsi Kızıldeli talibi. Bir kırk elli evde Kabak Abdal talibi var, onlar da yine Abdallar’dır.

 

Peki onlarda mı Anadolu’dan gitmiş? Onlar da Anadolu’dan gitmişler. Onlar da Anadolu Türklerinden, onlar da buradan gitmişler.

 

En son ne zaman gittiniz oraya? En son dört beş yıl önce gittim. Geçen sene yine davet ettiler, gidemedim. İşlerim dolayısıyla gidemedim, elim değmedi. İnşallah kısmet olursa bu sene gitmeyi düşünüyorum.

 

Peki Dede Konya’da talipleriniz var. Konya’nın neresinde talipleriniz var? Konya Karaman’da var. Merkezde var.

 

Antalya’da? Antalya’nın her tarafında var, İskenderun’da var, Ceyhan’da var.

 

Ana da gitmiş herhalde yurt dışına. Ananın dedenin yanında olması gerekir mi? Yok. Ama imkan olursa gitsin tabii. Ziyaret maksadıyla gitsin, talibini tanısın, ziyaretini yapsın.

 

Sizin eşiniz, Ana’ya karşı ilgi çoktu sanırım? Tabii. Bana nasıl ilgi gösterdilerse Ana’ya o şekilde ilgi gösterdiler, taliplerimiz böyle.

 

Çok teşekkür ediyorum sizlere. Ne mutlu ki yollarımız yürüyor. Benim dedem derdi ki dede talibini bulup görüyorsa dedir. Zeynel Abidin Evlatlarından İsmail Temiz Dede var. Ben Malatya’ya gidince benim boynuma sarılır, sen hoş gelmişsin dede, illa ki lokma mı yiyeceksin, der. Sen benim lokmamı ye, diyence yok sen benim lokma mı yiyeceksin, dedeliği sen yapıyorsun, der.

 

Söyleşi: Ayhan Aydın, 10 Şubat 2010