AHMET BUÇUK DEDE (SEYYİD ALİ SULTAN (OCAĞI) DERGAHI – HEBİL KÖY – GÜMİLCİNE- YUNANİSTAN (1946)

Ahmet Buçuk Dede

(Seyyid Ali Sultan (Ocağı) Dergahı – Hebil Köy – Gümilcine- Yunanistan (1946)

 

Sevgili Dedem bize kendinizi tanıtmanızı isteyeceğim…

1946, Hebilköy doğumluyum. Hep Hebilköy’de kaldık. Dedem Ahmet Buçuk de dedelik yapmış. Dedem 1927’de vefat etti. Babam Ali Buçuk 1928-1969 arası dedelik yapmış, kendisi 1970’de vefat etti. Ben de 2004’ten beri dedelik yapıyorum. Mehmet Koç Baba (Dede) başımızdır. Biz ona bağlıyız. Bizde müsahiplik çok önemlidir. Müsasipsiz görgü olmaz. Biz dedemizden, babamızdan duyduk ki, ikrar Gadir Hum’dan kalmıştır. Gadir Hum’da müsahiplik ikrarı arandı biz bugüne kadar bunları hep aradık, uyguladık. 1. ikrar; Biatı Ridvandır: El ele – el Hakk’a geldikleri ikrardır. 2. Gadir Hum. Hz. Peyganber binlerce kişi önünde Dehmeke dehme, Rahmeke rahme, deyip Ali ile müsahip olmuştur. Babamızdan Cuma akşakları Cuma cemleri gördük. Bu cemleri yaptık ve yapmaya da uğraşıyoruz. Muharrem cemleri, nevruz cemleri, güz cemleri, ara cemleri, hizmet kurbanları oluyor. Oluyor da oluyor. “ Senede bir kurban talibin borcudur” Hatayi’nin deyişinde geçiyor. Biz bunu yapmaya çalışıyoruz. Her sene olmasa da üç dört sene de bir kurban kesiyoruz.

12 Hizmet sahiplerinden her birisi hizmetini alacağı zaman kurban keser, cemini yaptırır.

Dedelerimizden, babalarımızdan böyle gördük, uygulamaya çalışacağız. Ama şimdi kimseyi zorlayamıyoruz.

 

Şimdi ne aralıkta cem yapıyorsunuz? Yılda kaç cem yapılıyor?

“Rıza Geceleri”; cuma geceleri biz cemlerimizi yaparız. Katılmak isteyen herkes katılabilir. Kurban zorunlu değil, lokma vardır.

 

Cemi nerede yapıyorsunuz?

Siz de gördünüz. Kendi evimin altında cem odasında (evinde) yapıyoruz.

 

Hebilköy çok tarihi bir köy?

Hebilköy aslında Hebilören veya Halilören’miş. 1.5-2. km. Daha aşağıdaymış. 1700’lerde buraya 8-10 hane çok koyu Sünniler getirilip köyün başındaki “Gazi Babalar Tekkesi” yerleştirilmiş. Yolun üzerinde yerleşmişler. Canları bir nevi gözetlesinler, gibisinden İstanbul hükümeti tarafından getirilip yerleştirilmişler. Ve hocası onlar tarafından zorla, Osmanlı’nın zoruyla cenaze ve diğer hizmetleri yapmakla görevlendirilmiş, köyün içine salınmışlar. Kim ne uğraşırsa uğraşsın köyü bozamamışlar. Bir hastalık nedeniyle (suları bozuk diye) köyü terk edip, onlar buraya yerleşiyorlar. Yavaş yavaş halk Sünnileşiyor. 1800’lü yıllarda köyden birileri çıkıyor ve yeniden Aleviliği canlandırıyor. Ve nihayet bugüne kadar Sünni denilecek tek hane kalıyor. Ama gelin görün ki bugün Aleviliği ara ki bulasın!

Yapılan camiiye de gitmiyorlar, ceme de gelen az. Ezanı da okuyan parayla okuyor.

 

Ruşenlere Göçenler Çok

Seyyid Ali Sultan Dergahı’na en yakın ve onu koruyan köy olan Ruşenler’in %60-70’i buradan gitmedir. Babalar Köyü’nün belki de %80’i buradan gitmedir. Ama iki köy şimdi bambaşkadır.

 

Niçin gitmişler?

1942’lerden sonra özellikle oralar boşalınca gitmişler. Oralar daha iyi araziye sahip olduğu için oraya göçmüşler. Ama oralara başka köylerden gidenler de var. Vakıf başkanı Ahmet Karahüseyin (Seyyid Ali Sultan Koruma Heyeti Başkanı) Musacık Köyü’nden Ruşenler’e gitmiştir.

 

Seçek Yaylası-Güreşler

1353 yılında Seyyid Ali Sultan Gelibolu’dan geçerek Rumeli’ye geçince Kırklarpınarı’ndan geçiyor. Hebilköyü’nün başındaki Gaziler Tepesi’nde bir yaz kalıyor, sonra dergahın olduğu yere çekiliyor. Orayı mesken ediyor.

Seçek’in başında A(H)raçcı Yaylası ilk önce güreşler başlıyor. Rodop Etekleri 6 yıl elde edeliyor. Burada hükümet kurulmuş. Dimetoka’da başkent kuruluyor. Seyyid Ali Sultan buralarla alakalı,  O yardıma koşarmış. Seçek Yaylası bugün de Dergaha bağlıdır.

Çok uzun yıllar boyu devamlı Seyyid Ali Sultan Dergahı’na bağlı olan insanlar güreşleri, üstleniyor, sürdürüyorlar.

Babam 1901 doğumluydu; Sarpdere (Şimdi orada köy yok, Türkiye’ye taşındılar), Babalar, Dergahtakiler 1917’de Yaylayı (Panayır) Seçek Yaylası Etkinliği’ni dedeme devrediyorlar. Kendilerinin yapamayacağını söylüyorlar. Dedemin yapmasını istiyorlar. Aslında tarihine bakarsanız, 1912’de Babalar Köyü’nde oluyor, Şeker Ağa adında bir Ağa’da oluyor.

1912-1917 arasında Seçek Şenliği yapılmıyor.

1917’de Dedem Buçuk Ahmet’e devrediyorlar. Kendisine “Buçuk Dede” diyorlarmış.

1927 yılına kadar yine yapılmamış.

1927’de yine dedeme demişler. O da ben yapamam, demiş. Bu köyden on kişi topluyor. Birini Ağa koyarak, on kişiyle yapmışlar. Bir sonraki sene için yine dedem üstlenmiş. Ama 1928 yılında ömrü yetmemiş. Ama oğlu olan babam Buçuk Ali yapmış, Ağalığı. Ondan sonra 1940’a kadar devam etmiş.

II. Dünya Savaşı nedeniyle ara vermişler. 1945-1946 oluyor. Bulgar gidip, Yunan gelince 1945 Çökekli Köyü’nde (Mahalle – Tekke yakınları) Kamber Mustafa (Şimdiki Dergahın tekkenişini Müslüm Çolak’ın anası Elif Ana’nın babası) 1946 Babalar’dan Bakkal Hüseyin yapıyor.  Sonra İç Savaş oluyor yapılmıyor. 1953’e kadar Kamber Mustafa yine yapıyor. 1954 Buçuk Ali Hebilköy yapıyor. 1974 Kıbrıs Savaşı haricinde hep devam etmiştir. İşte 1997 yılında da Seçek Derneği’ni kurduk.

 

Ağa Kimdir?

Eskiden bir zengin kişi, şöhreti olan kişi çıkardı. Bir de Derhgah’a (Seyyid Ali Sultan Dergahı) gönül bağı olan kişi, her şeyi üstlenen kişi o senenin Ağası olurdu. A’dan Z’ye herşeyi üstlenirdi. Bazen dergahlar da yardım ederdi. Şimdiler de Seçek Derneği de yardım ediyor. Ama köydeki masrafları Ağalar karşılıyor. Teşkilatlanmayı, örgütlenmeyi dernek yapıyor.

 

Güreşlere kimler katılabilir?

Güreşlere herkes katılabilir. Dergah kararıyla bu oluyor. Belli bir süre içinde başvurular oluyor, herkes katılabilir. Bulgaristan’dan, Yunanistan’dan, Makedonya’dan, Türkiye’den herkes katılabilir. Ayrım yok. Eşit hak. Herkes katılabilir. Yunanlılar da, Bulgarlar da katılabilir. Kurallar var, hukuk var, kim kabiliyitliyse o kazanır.

 

Sonunda cem yapılıyormuş?

Yayla Bayramı, denir. Güreşlerden sonra bir gün, ikrarlılar arasında bir cem yapılır.

 

İkrar nedir?

İkrar amelden gelir. Özünde birşey olmadıktan sonra, söz versen neye yarar?

 

Seyyid Ali Sultan kimdir?

Seyyidlik, Hz. Peygamber’in, Hz. Ali’nin, Hz. Fatıma’nın soyundan gelir. “Pir dediler, İmam Ali’ye, Hünkar Hacı Bektaş Veli’ye… Hacı Bektaş Veli tacını verdi Kızıldeli’ye…” Seyyid Ali Sultan Hacı Bektaş Dergahı’nda yetişti, buraya geldi, Burayı irşad etti, buraları bize bıraktı.

 

Cemevi?

Ben cemevi’ne cennetevi, diyorum. Orada Ehlibeyt’in ismi anılıyor. Orası doğruluk, dürüstlük evidir, okuludur. Sazımız, sözümüz, özümüz buradadır. Cennette ne varsa, cemevinde de o vardır. Tüm varlık bu cemevlerindedir, dergahlardadır.

 

Gazi Babalar Tekkesi var?

Orada türbeler varmış tarihte, şu anda görülmüyor. Seyyid Ali Sultan’la beraber buraya gelenler varmış. Oraya Kırklar Ziyareti de denir. Tekke şimdi Bulgaristan sınırları içindedir, bir iki metre içerde kalmıştır. Kırklar Kurbanı o tekkede yapılıyormuş, Osmanlı Dönemi’nde. Yunanlılarla, Bulgarlar arasında hudut kurulunca aşağıya alınmış. Şimdi köye yakın bir yerde her sene kurban yapılır. Haziranın 10-15’i arasında bir Pazar  günü yapılır, müsait olan bir günde. Hebil Köyü’ne aittir ama çevreden de katılım olur, katılır, bütün etraf, isteyen yardım eder.

 

Söyleşi: Ayhan Aydın, 14 Temmuz 2012, Cuma, Hebil Köy, Gümilcine, Yunanistan