Kanlı Nevruz! Kutlanacak Nevruz!

Kanlı Nevruz!

 

DP, bu yıl 21 Mart yerine pazar tatilinden dolayı Nevruz kutlamalarının 18 Mart’ta yapılacağını açıkladı. Bu açıklama üzerine İçişleri Bakanlığı’nın bazı valilerle görüşmelerinden sonra “yasaklama kararı” geldi… Sonrasında ne oldu?

İstanbul’da kanlı geçti. Araçlar yakıldı, otobüslerin camları taşlandı… Olayların yaşandığı “Kazlıçeşme’nin” adı basına “gazlıçeşme” olarak geçti… Diyarbakır’da on binler sokağa döküldü… Sokaklara barikat kuran güvenlik güçleri ile Nevruz kutlamacıları çatıştı… Araçlar ve baz istasyonu yakıldı… Ankara’daki kutlamalar“yasaklanmadı”, olaylara karşı “önlem” alındı… Tatsız olay yaşanmadı!

Milletvekili Ahmet Türk, olayları “Devlet zulmüne dönüştü!” diye yorumladı. Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, “Tüm dünya ve Ankara bilsin ki artık Kürt halkı ve Kürdistan statüsüzlüğü kabul etmeyecek!” dedi.

Nedir “statüsüzlüğün” karşıtları? “Sosyal Siyasal Araştırmalar Merkezi (SAMER)”Diyarbakır’da “Bir halkoylaması olsa Kürtler ne ister?” sorusuyla bir kamuoyu araştırması yaptı. Sonuç şöyleydi:

Demokratik özerklik yüzde 49.2… Bağımsızlık yüzde 19.2… Federasyon yüzde 5.4…Ademi merkeziyet yüzde 7.1… Hiçbiri yüzde 3.4… Araştırma bugün yapılsaydı“özerklik” oranının artacağını tahmin etmek herhalde yanıltıcı olmayacaktı.

Her yasak tahrik değil midir? Tarih bunun örnekleri ile dolu değil mi? Nevruz, olay, tepki, kan demek değildir. Nevruz kutlamadır. Neyin kutlaması olduğunu 25 Mart 2008’de bu köşede çıkan yazımızdan anımsayalım.

 

Kutlanacak Nevruz!

 

Mitoloji kitaplarına göre; beş bin yıl önce Sümerlerde ana tanrıçanın sevgilisiTammuz, her yıl ölüp yeraltına girermiş! Yeraltı tanrıçası üzerine “can suyu”serptiğinde, sevgilisi bitkiler ile birlikte martta yeniden doğarmış… Sümerlerin bu öyküsü kutsal kitaplara da yansımış.

Kutsal kitaplara göre;

…ve tanrı Âdem’i 21 Mart’ta yaratmış!

…ve tanrı Nuh’un gemisini 21 Mart’ta selamete çıkartmış!

Yine mitoloji kitaplarına göre; Anadolu’nun yerli halkı Hattiler, kışın verimsizliğini, baharın gecikmesini yeraltında bitkilerin köklerini yiyen “İlluyankaş” adlı bir dev“yılan”la yorumlarlarmış. Tanrılardan biri mart ayında yılanı öldürünce “Purulliyaş(toprak)” bayramı ile baharın gelişi kutlanırmış.

Arkeoloji kitaplarına göre ise Hititler, martta “an tah sum (çiğdem)” bayramını törenlerle kutlar; baharı, yeni yılı karşılarlardı.

İÖ 560’ta kadim Yunanistan’da 9-13 Mart arasında “bahar-yeni yıl” eğlencelerle karşılanır, geceleri çıralarla odunlar “ateş”lenirdi. (Miladi takvime göre 9 Mart’ın 21 Mart olduğu belirlendi. Bizde de yaşlılar 21 Mart’a “Eski 9 Mart” derlerdi!)

İÖ 487’de Pers Kralı Büyük Darius, Persepolis’teki görkemli sarayında martta “nev-ruz”u (yeni-günü) kutlar oldu.

Kürt inançlarına göre; aynı tarihlerde Mezopotamya’da Asurluların zalim kralı, baharın gelmesini (iki bin yıl öncesinde Hattiler gibi) “yılan”larla engelliyordu. İki Kürt genci, yılanlara kurban edilen her iki çocuktan birini kurtarmaya, Kava adlı bir“demirci” kurtulanları eğitmeye başladı. Kava’nın önderliğinde 20 Mart’ta saraya yürüyüşe geçtiler. Kava, bir “çekiç” darbesi ile kralı öldürdü. Kava, tepelerde yaktığı“ateşlerle” zaferi kutladı. Ertesi günü 21 Mart’ta da ülkeye bahar geldi. O gün bugündür Kürtler de 21 Mart’ı kutlar oldular.

Hıristiyanlara göre; 21 Mart, İsa’nın “yeniden doğum” günüdür… İS 325’te toplanan 1. İznik Konsülü 21 Mart dolunayını izleyen pazar gününü “Paskalya” (İsa’nın yeniden doğuşu) olarak ilan etmiştir. “Paskalya” bayramında çocukların toprağa “yumurta”saklayıp bulmaları; doğanın döllenmesinin, doğuşun simgesidir. Trakya’da Müslümanlar da “yarı kuzu” dedikleri haşlanmış yumurtaya karabiber-tuz ekip 21 Mart’ta yiyerek baharı karşılarlar.

Müslümanlara göre Hz. Ali, 21 Mart’ta “halife” olmuştur. Alevilere göre Hz. Ali 21 Mart’ta “doğmuş”tur. O gün yakılan “ateşler” Hz. Ali’nin savaşa gidişinin simgesidir.

16. yy’da Mutasavvıf Hekim Merkez Efendi’nin Manisa’da Sultan Camii minaresinden 21 Mart’ta atmaya başladığı, 41 değişik “bahar-at (bahar-lar)” dan oluşan “mesir”macununun “üretim” gücüne inanılır. Tıp kitaplarında Sümerlerin Nippur kentinde, bir otla çeşitli baharatları kaynattıkları macunu altın bir kapta saklayıp baharda hastalara ilaç olarak verdikleri yazılıdır. (…)

Gelelim Türk mitolojisine… Orta Asya’nın yenilmez Türklerini düşmanları hile ile yenerler. Çoğunluğu ölür ya da tutsak olur. Kurtulanlar, girdikleri yerden başka çıkışı olmayan dağlar arasındaki verimli bir yörede 400 yıl yaşarlar. Bir demirci, dağda demir madeni olduğunu, bunun eritilmesinin bir çıkış yolu olacağını kağana anlatır. Çeşitli yerlerde ateşler yakılır. İnsanlar demirin erimesi için ateşleri körüklerler. Sonuçta “ergene (vadi) - kon (sarp)” dedikleri bu yerden 21 Mart’ta çıkarlar. Kağan, örs üzerinde kızgın demiri çekiçle döverek Ergenekon’dan çıkışı kutsar. “Kırmızı”tanrının kutsal ocağını-ateşini, “yeşil” yeniden dirilişi, “sarı” egemenlik-kurtuluşu yansıtan simge renkler olarak benimsenir.

“Yeni gün” anlamındaki “nevruz” dilimize Farsçadan girmiştir. Aynı sözcük Azericeye“novruz”, Kürtçeye “nevroz”, Tatarcaya “navrez”, Kazakçaya “navriz” ve Kırgızcaya da “nooruz” olarak geçmiştir.

İster mitoloji, ister kutsal, ister arkeoloji kitaplarında olsun “21 Mart”, “doğa” bağlantılı tek bayramdır. Doğanın yeniden diriliş öyküsünün, beş binyılı aşan bir inanışın; dinlere, kültürlere, yörelere göre değişikliğe uğrayarak geleneklere yansımasıdır.

2. Dünya Savaşı’nın sürdüğü, düşman uçaklarının saldırılarına karşı geceleri“karartma”nın uygulandığı yıllardaki çocukluğumda, İzmir’de bu “karartma” kuralı yalnız 21 Mart gecesi ihlal edilirdi. Dumanları iyice yükselen ateşin üzerinden çoluk çocuk atlardık. Konu komşu, evlerinde ne kadar eski püskü sandalye, bez vs. varsa getirir, ateşin üzerine atarak gürleşmesini, sönmemesini sağlarlardı. Büyüklerime sorduğumda, “geçmişin kirliliğini silmenin, kötülüklerden arınmanın, baharla yeni bir sayfa açmanın amaçlandığını” söylerlerdi. Türkçesi ile kışa nokta konur, bahara satırbaşı yapılırdı!

İnsanoğlu oldum olası astronomik olayları izlemiş, yorumlar getirmiştir. Sümerler ile başlamıştık. Beş binyıl önce hilalden hilale 30 günlük süreyi saptayan Sümerler, 21 Mart’ta gündüz ve gecenin tıpkı eylüldeki gibi eşit olduğunu da belirlemişlerdi. Ne var ki 21 Mart’ta doğa yeniden uyanıyor, çiçekler açıyor, hayvanlar doğuruyor, “can suları (yağmur suları)” bereket getiriyor, kışın karamsarlığı yok oluyordu. İnsanlar da baharla yeniden doğmuş olmanın mutluluğunu yaşıyorlardı. Bu nedenle 21 Mart öne çıktı.

Gerçekte olan neydi? Güneş, Ekvator’a 21 Mart’ta tam dik açı ile geliyor, gündüz ile gece eşitlenmekle kalmıyor, dünyanın güneyi ile kuzeyinde de bu eşitlik gerçekleşiyordu!

Özgen Acar

20 Mart 2012

Cumhuriyet