Butik

BİR helikopter düştü, çok şey birden oldu.

Önce, acı ve yas bırakıp giden on iki can; perişan olmuş aileler, eşini kaybeden kadınlar, oğlunu şehit veren ana babalar, babasız kalan kızlar, oğlanlar.

Ardından, siyasal kadroların tutarsız, özensiz, yanlış tepkileri.

Asıl üzerinde durulması ve gelecek açısından akılda tutulması gereken de konunun bu yanı.

Ana muhalefet lideri “Ne işi vardı bizim askerin Afganistan’da” dedi. Gönderilenlerin başka ve yanlış hesaplar uğruna vuruşmak üzere değil, gariban Afganlıların sorunlarını paylaşmak, daha iyi bir ülke durumuna gelmeleri amacıyla destek vermek için gönderildiklerini unutarak. Tamam, yakın geçmişte, başta ABD ve AB, neredeyse bütün Batı dünyası petrolde Rusya’nın önünü kesmek ya da “İslam terorizmi” denen olayı denetim altında tutmak için o ülkeyi bu duruma sokanları engellemek yönünde çaba göstermesi gereken Ankara pasif kalmasaydı çok daha iyi olurdu ama olmadı.

Duygusal ama mutlaka ödenmesi gereken bir manevi borç da vardı. Vaktiyle “yedi düvel”le baş etmeye çabalayan Ankara’nın yanında yer alıp ellerinden geleni yapmaya çalışmış olan o halk için bir şeyler yapmak gerekiyordu. Cumhuriyet kurulduktan sonra Kâbil yönetimi için yapılanlar hiç kesilmeden aynı içtenlikle sürmeliydi.

Böyle bir “iş”i vardı askerin Afganistan’da.

Ana muhalefet lideri böyle konuşunca Sayın Başbakan durur mu? O da aynı konuya girdi, ama başka açıdan: “Biz butik devlet değil, büyük devletiz, herkes gidecek de biz duracak mıyız?” dedi.

Danışmanları yanıltmış olacaklar Başbakan’ı. Herhalde onlara göre butik devlet bir küçük dükkân gibi küçüktür. Oysa, aslında butik sözü üstün bir kalite ifade eder. Her küçük dükkân butik sayılmaz. Sayılması için ürettiğinin ya da sattığının nitelikli olması beklenir. Başbakan “butik” sıfatıyla küçük devletleri küçümsemek isterken, hepsine birden iltifatta bulunduğunu fark etseydi böyle konuşmazdı herhalde.

Çünkü aynı açıdan bakınca, her “büyük” devlet de nitelikli olmayabiliyor.

Mümtaz Soysal
23 Mart 2012
Cumhuriyet