Kızıldeli Sultan’da Cem Televizyonu Çekimleri (2007)

Daha önce üç kez ziyaret ettiğim bu ulu dergaha bu sefer yola gönül vermiş Dursun Gümüşoğlu’yla, hem de Cem Televizyonuna çekimler yapmak için gitmemiz bir başka anlam taşıyordu.

 

Ayhan Aydın

 

Kasım Kurbanı etkinliklerine bu sefer katılacak olmamız bir başka heyecanlandırıyor beni. Cem Televizyonu kameramanı Ulaş Boz’la birlikte atalarımızın altı yüz yıl önce adım attıkları bu kutsal mekana bir Alevi/Bektaşi televizyon ekibi olarak gidip buradaki görüntüleri tüm dünyadaki insanlarımızla paylaşacak olmamızın anlamını anlayan anlar.

Müthiş zevk alınacak manzaralar eşliğinde yol alıp, sınıra gelince, bizleri bekleyen sevgili hocamız Muharrem Bey’i heyecan içinde bulunca biraz duygulanıyoruz haklı olarak.

Bu sefer dergaha onarımı bitirilen “Kırklar Kapısı”ndan giriyoruz. Birkaç yıldır özellikle Seyyid Ali Sultan Koruma Heyeti Başkanı Hasan Çengel ve arkadaşlarının yoğun uğraşları sonuç vermiş ve Dergah’ta çeşitli onarım işlerine girişilebilmişti.

Dursun Gümüşoğlu aynen bizler gibi mutluluklar içinde yüzüyor. Yüzünde tebessüm eksik olmuyor. Sevgili Hasan Çelgel’in yardımıyla aletlerimiz edevatlarımızı toparlayıp dergaha ulaşıyoruz. Burada söyleşiler, çekimler saatler boyunca sürüyor. Törenlerden önce bir takım işlerimizi halletmek istiyoruz. Dursun Gümüşoğlu’yla üç ayrı söyleşi yapıyoruz. Dergahın türbedarı Elif Çolak’la, Müslüm Çolak’la, Hasan Çengel’le, Mehmet Koç Baba’yla söyleşilerimiz oluyor. Ulaş Boz çok detaylı çekimler yaparak önemli bir görüntü envanteri elde ediyor.

Bir başka gün ise dergahın mezar taşlarının ayrıntılı çekimlerini, Dursun Gümüşoğlu’nun bu mezar taşlarını okumalarını kayıt altına alıyoruz. Ruşenler Köyü’nde çekimlerimiz oluyor.

Sevgili Dursun Gümüşoğlu’nun gerek televizyon söyleşilerinde, gerekse de halkla birlikte yaptığı sohbetlerle oldukça yararlı konuşmalar yaptığını, önemli bilgiler aktardığını söylemeliyiz.  Bu yol için çalışan canlara ne mutlu, Hakk hizmetlerini kabul etsin, diyorum. Bu tip gezilerin araştırmacı-yazarlarla, topluma önderlik yapabilecek nitelikte dede ve babalarla, ozanlarla yapılması çok isabetli bir karar.

Kasım Kurbanı Etkenliğine farklı yörelerden, bu arada Bulgaristan Kırcaali Bölgesi’nden gelen, kafileye çok güzel başkanlık yapan Güney Bulgaristan Alevi Bektaşi toplumunun günümüzdeki toparlayıcı isimlerinden ve dernek başkanı Mustafa Ali Mustafa’yla birlikte gelen dostları görüntülüyoruz, onlarla sohbet edip, hasret gideriyoruz. Türbede dualar, Kuran okumaları, dönülen semahlar, sazlar… Tam bir inanç ve kültür etkinliğini görüntülemek tarihi bir çalışma oluyor. İnsanların heyecanları, mutlulukları, duyguları… görülmeye değer. Cem Televizyonu olarak bunları görüntülemek, halka ulaştırmak bir iş, bir görev değil, tarihe düşülen hizmetler, sorumluluklar, mutluluklar aslında.

Üç gün boyunca ata topraklarında olmak, erenlerin yurdunda dostlarla buluşmak söyleşmek, muhabbet etmek… Benzersiz bir keyif veriyor bizlere.

Dimetoka’daki (Didimotihon) bazı yerleri çekiyoruz. Ben burayı o kadar seviyorum ki anlatamam! Kalesiyle, eski Türk evleriyle, çarşısıyla bir turistlik belde aslında. Yoğun bir yağmur yağıyor, ama bizleri gezimizden mahrum edemiyor. Sonra ise bir lokantada Türk yemeklerinin benzerleri olan ama ne yalan söyleyeyim Türk yemeklerinden daha lezzetli yemekler yiyoruz.  Burada bizlere öyle bir şarap getiriyorlar ki, tadına doyulmaz.

Sınıra geldiğimizde ise bu sefer hiçbir sorun olmuyor. Bir taksici bizleri Türkiye’ye geçiriyor. Müslüm Çolak ise çok uzun zaman sık sık Türkiye’ye giriş-çıkış yaptığını, aslında Türkiye’nin ne kadar güzel bir ülke olduğunu anlatıyor. Yıllar boyu karayollarında çalışan Müslüm Çolak aslında hoş sohbet biri ama ona yaklaşmasını bileceksin, yoksa ilk bakışta soğukmuş gibi geliyor insana. (Bizler de buradaki çekimlerimizi 10/15 Mart 2008 tarihlerinde gösteriyoruz.)

 

Trakya, Edirne, Kızıldeli Sultan Babaları, Muhibleri

 

Ben Türkiye sınırında Mustafa Çetin Baba’yı arıyorum. O anda aklıma gelen bir fikri hayata geçiriyorum. Hayat biraz cesaretle daha güzel. Acaba diyorum, birkaç gün de Trakya’da çekimlerimiz devam etse ve Yunanistan’dan, Balkanlar’dan Trakya’ya göç etmiş Kızıldeli Sultan taliplerini, dede ve babalarını bulsam, çoğunu tanıdığım bu insanlarla da söyleşiler yapsam olmaz mı?

Elbette olur ama imkanlar buna el veriyor mu? Ne yapalım vermese de bunu yapmalıyız. Mustafa Baba her konuda sana yardımcı oluruz, diyor. Zaten bu işler yardımlaşmayla olabilir ancak. Para yok. İyi olmasın, zaten hiçbir zaman olmadı ki. Zaten ben de bol olmadı, Vakıfta da olmadı, bir de üstelik olsa da benim için hiç olmadı. Yatacak yer kolay. Ama kasetler… Onlar olmazsa nasıl çekim yapacağız, vardır bir çözüm, istersen!

Neyse Edirne’ye varıyoruz. Ama kardeşim ne varış, oyulmuş, eşilmiş yollardan geçerek varıyoruz. Dursun hoca işleri nedeniyle veda ederek ayrılıyor bizden. Ulaş’la birlikte Mustafa Dede’yi kent merkezinde bizi alması için bekliyoruz. Nihayet onun evine ulaşıyoruz. Sohbetler, uzayıp gidiyor. Bir güzel niyet dillendiriliyor, daha sonra muradına erdiği gibi, Mustafa Dede de ah bir kez de görebilsem o ulu dergahı, Kızıldeli Sultan’ı, diyor.

Ertesi gün Akın Demir Hoca’mızı, Erbay Kılıç Baba’mızı, Ali İhsan Mete Baba’yı arayıp buluyoruz.  Bu değerli dostlarla televizyon için söyleşiler yapıyorum.

İlk önce kaset bulmak lazım. Edirne merkezde dolaşmadığımız yer kalmıyor. Bizim kameranın kasetinden bul ki bulasın, hiçbir yerde yok. Eğer istenirse çara tükenmez, Edirne İstanbul’a kaç saat ki, yılacak değilim ya, bir otobüs kasetlerimizi üç dört saatte ulaştırıyor bizlere. Biz o arada elimizdeki kasetleri tüketiyoruz ve şehri geziyoruz. Şehirden çok güzel görüntüler elde ediyoruz. Bunları televizyonda tam değerlendiremeseler de biz çekimlerimiz tam profesyonelce yapıyoruz.

Cem Vakfı Edirne Şubesi’nde babalarla söyleşiyoruz. O akşam Mustafa Çetin Dede de misafir olduğumuz gibi kendisiyle güzel de bir söyleşi yapıp, bunu kameralara kaydediyoruz.

Ertesi gün Mustafa Dede bizleri Havsa’da kendi köyü olan Musulca’ya götürüyor. Orada ise yine yola hizmet eden Ali Osman Bozdemir Baba’ya ulaşıyoruz. Bu sefer onunla yarenleşip bir söyleşi gerçekleştiriyoruz. Ertesi gün ise Ali Osman Bozdemir Baba bizi arabasıyla Uzunköprü Yeniköy’e ulaştırıyor. Burada belediye (şimdi belde) başkanını arıyoruz, ona ulaşamıyoruz. Bir bilgili anadan nefesler dinledikten sonra, İbrahim Manaf Baba’yla söyleşi için hanesine ulaşıyoruz. Burası gerçekten de Yunanistan’dan göç etmiş canlarımızın yaşadıkları bir belde. Yani Kızıldeli Sultan taliplerinin olduğu bir köy. İbrahim Manaf kendisinin de Kızıldeli Sultan Dergahı’nı ziyaret ettiğini anlattı.

Ali Osman Bozdemir Baba bizleri Uzunköprü merkeze götürerek, Medeni Yağcı Baba’ya teslim ediyor. Bozdemir Baba’yla vedalaştıktan sonra, bizler de Meriç ilçesi Omurca Köyü’ne doğru yol alıyoruz. Köyde canların bizi hayli beklediğini anlıyoruz. Burada köy muhtarıyla söyleşiyoruz. Medeni Yağcı’yla sohbet ediyoruz. Çekimlerimiz sürüyor. Akşamsa “Kızıldeli Muhabbeti”ni görüntülüyoruz. O gece de Medeni Baba’da kalıyoruz. Ertesi gün Kara Baba’yı ziyaret ediyoruz, onunla ilgili bilgiler alıyoruz. Yörenin en yaşlı kişisi bize Ece Sultan’dan, kırklar bahsederek Kızıldeli Sultan ve diğer erenlerin bir bütün olarak buralardan Balkanlara geçtiğini anlatıyor. Türbenin çevresinin düzenlenmesinde çok emeği geçtiği söylenen Salih Arabacı ise burada yapılan çalışmaları duygulu bir şekilde anlatıyor.

Medeni Baba bizleri Uzunköprü merkezde Kemal Özcan’a (Derviş Kemal)’e ulaştırıyor. Ondan önce ise yine Kızıldeli Sultan Ocağı babalarından İsmail Pastırmacı’yı ziyaret ediyoruz. Kemal Özcan’la söyleşimiz ozan tadında sürüp gidiyor. (Yöreyle ilgili gezilerimiz ve söyleşilerimiz için Bkn.: Trakya ve Anadolu’da Erenler Bahçesi, Can Yayınları, 2. Baskı, 2008, İstanbul)

Dostlardan ayrılmak zor her zaman ki gibi, İstanbul’a varmak ise sıkıcı. Neyse ki, bin bela bu çekimleri de aylar sonra da olsa yayınlatmayı başarıyorum, televizyonda.  (2, 23, 24, 25, 30 Nisan 2008 tarihlerinde bu çekimler Cem Tv.’de gösteriliyor.)

Daha önce Yunanistan ve Bulgaristan’da ve defalarca Trakya’da yaptığımız gezilerde gördüğümüz gibi Alevi/Bektaşi inanç ve kültürünün farklı kollarıyla, her yönden yaşadığını, yaşatılmaya devam ettiğini tespit etmek aslında çok sevindirici. Alevi/Bektaşi yolunun çok önemli kollarından birisi olan Seyyid Ali (Kızıldeli) Sultan koluna bağlı babalar (dedeler) ve onların talibi olan on binlerce canımız bu Rumeli gözcüsü ve yeryüzündeki en  ulu dört Alevi/Bektaşi Dergahından birisini kuran büyük erenin açtığı büyük insanlık yolunda yol almaya devam ediyorlar. Cemler yürüyor, sazlar onun aşkıyla çalınıyor, geleneksel etkinlikler, törenler aksatılmadan asırlardır olduğu gibi yerine getiriliyor. Onun adına kurbanlar kesiliyor, dualar veriliyor. Halen nasip alıp yola girenler, müsahip kavli kılanlar var. Ne mutlu onlara, ne mutlu bizlere hiç olmazsa tüm engellere, zorluklara rağmen yolumuzu kurallarına uygun bir şekilde yaşatabiliyoruz.

Bu kısa gezi ve çekimler çok daha net gösterdi ki, daha yapacak birçok bilimsel  ve aktüel araştırma çalışması bizleri bekliyor.

Sözlü kültür ürünleri halen yaşayan ulu zatlardan derlenerek, kitaplara, oradan tekrar halkımıza ulaşacak, akacak kanalı bekliyor.

Yani yapacak daha çok işimiz var. Yapanlara ne mutlu! Yan gelip yatanlara, yola zarar verenlere, asalaklara, tembellere, Alevilerin/Bektaşilerin üzerinden siyaset yapanlara, menfaatlenenlere ne yazık!

Seyyid Ali Sultan (Kızıldeli) Dergahı/Ocağı’ndan Mustafa Çetin Dede, Ali Osman Bozdemir Dede, Lütfi Aykurt Dede’lerle söyleşiler

 

Mustafa Çetin Dede

1949 doğumlu Dede, bir dede kızı olan eşi Fatma Hanım’ın babası Ali Dede tarafından posta oturtulmuş.

Bulgaristan Haskova’dan buraya gelip yerleşmiş olduklarını söyleyen Dede köklerin kendilerini Alevilik ve Bektaşilik’te birleştirdiğini söylüyor.

İbadet bütünlüğünü göl, mahalle, ocak olarak isimlendiren babaya göre köyde 7 ocak var. Yani grup teşkil edecek ve cem ibadetini beraber yapacak 7 ayrı grup var. 3 büyük çerağın varlığından bahseden baba, bunların 300-400 yıllık çıraklar olduğunu, atadan kalma emanetler olduğunu söylüyor. Dedeyi halk temizler, inancını dile getiren dedeye göre daha genç dedeyi, daha yaşlı olan dedelerin temizlediğini yani görgü ve sorgusunu yaptıklarını söylüyor.

1966 yılında ikrar verip ceme girdim diyen baba, 1967 yılında kurban kesip musahip olduğunu, 1970 yılında zakirlik postuna oturduğunu ve 14 yıl zakirlik yaptığını söyledi. Bugüne kadar ağzından tek kelime küfür ve kötü bir söz çıkmadığını söyleyen dede, gerçek bir dedenin vasıflarına sahip bir kişinin tüm topluma örnek olabilecek kadar alçakgönüllü, bilge bir kişi olması gerektiğine vurgu yapıyor. 2 yıl da çerağcılık hizmetinde bulunduğunu söyleyen Baba, 1986 yılında kendisi sağ olduğu halde Ali Dede’nin kendisini kendi yerine posta oturttuğunu, 20 çift taliple bu işe başladığını anlattı.

 

Babalık belgeniz var mı? Varsa, kim verdi?1990 yılında Hacı Bektaş’ta Mehmet Güvenç Dede tarafından onaylanıp verildi.

 

7 Ekim 2007 Tarihinde dede bir kez daha ziyaret edilmişti. Bu görüşmede de şu bilgileri tekrar kendisinden aldım.

Bizim yörede bazen dede veya baba aynı kullanılsa da cem yürütenlere dede denilmektedir.

Bize de yörede dede denmektedir. Baba çoğunlukla hizmet yürüten insanlara denilmektedir.

Babam ve annem Bulgaristan doğumludur. Dedem 92 yaşına kadar dedelik yapmıştır. Dedem Ali Yunak 1926/27 de göçmüş Kırcaali’nin Koşukavak’ın Amca Köyü’nden. Babamın amcası Cafer Dede Bulgaristan’da Kırcaali Koşukavak’ın Bodurlar köyünde dedelik yapmış.

Koşukavak’ta Kızıldeli talibi olan köyleri: Bodurlar, Amca, Ayazlar, Konacık’tır. Konacık aynı zamanda 500 yıllık bir bayramın da ismidir. Hıdırellezden 45 veya 43 gün sonra perşembeye denk gelen günde her sene bu bayram yapılır. Şölen benzeri bir etkinlik olan bayram şimdi de yapılmaktadır. Biz yöredeki herkesi çağırırız, onlar da gelirler. Hatta şimdi bayramı bekler oldu yöredeki insanlar. 25/30 kurban kesilir.

Şu anda cemleri yapa ve sazı sözü çok kuvvetli olan Ahmet Dede Koşukavak’ta yaşamaktadır. Kendisi 30/40 yıldır zakirlik yapmaktadır.

Bizler şu anda dedelik makamındayız.

02 08 1949’da Şu anda bulunduğumuz Havsa Musulca’da doğmuşum.  1966 yılında nasip alıp aynı yıl müsahip oldum. Askere gidinceye kadar yedek zakirlik yaptım, posta oturdum. 14 yıl zakirlik yaptım. 1984 yılında cerağ postuna oturdum. 1986 yılında dede postuna oturdum. 1990 yılında Hacı Bektaşta Mehmet Güvenç Dede’den dedelik görgülerimi yerine getirmem konusunda hicazanetme verilmesi uygun görülmüştür.

Talibim olan köyler ve yöreler şuralardır:

Musulca’da 150 can

Eskikadın Köyü (Edirne’ye bağlı 180 hanelik bir köy 15 hane Sünni var. Buradaki tüm Kızıldeli’ye bağlı olanlar benim talibimdir.)

Uzunköprü Yeniköy (Yolları 15 yıl kapalıydı. 4 yıl boyunca cemleri yürüttüm. Şu anda Mustafa Barlaş Dede’nin görgüsünü de ben yapıyorum.) (Aynı zamanda Bulgaristan’daki Ahmet Dede’nin de görgüsünü ben yapıyorum.) 5/6 yıl öncesine kadar Eskikadın’daki Hüseyin Yıldız Dede’nin görgüsünü de ben yapıyordum.

Edirne Merkez Köşençiftliği: Burada iki bölük vardır. Bektaşi dediğimiz Kızıldeli Kolunun babası de benim. Onların da cemlerini ben yürütüyorum. Köyde 30/35 can müsahipli ve kendilerini Bektaşi olarak nitelendirmektedir. Diğerleri müsahipsizdir.

Merkez Hıdırağa Köyü: 130 hane vardır. 20/25 hane Alevi vardır. Kızıldeli talibi olan canların cemlerini ben yapıyorum.

Ayrıca Edirne içinde de canlarım var. Bir de birkaç cem yaptığım Karayusuf köyü var Edirne merkeze bağlı. Bu köy karışık bir köydür ve Alevi mahallesi vardır. Bunlar çarşambalılarmış.

 

Ali Osman Bozdemir Dede

1953 doğumlu dedenin 25 çift talibi varmış. 1970 yılında yola ikrar vererek girdiğini söyleyen dede, ilkin zakirlik hizmeti görerek bu göreve başladığını, 1996 yılında ise posta oturduğunu söylüyor.

Bunun canların teklifi ve ısrarla istemesiyle olduğunu söyleyen dedeye göre halkın beklentisine tepkisiz kalınamaz. Otman Baba’ya da büyük bir sevgi ve saygıyla bağlı olduklarını söyleyen baba, Kızıldeli Sultan Ocağı’na bağlı olduklarını söylüyor.

Alevilik’te ikrar ve yolun kurallarına bağlılığın çok büyük bir öneme sahip olduğunu söyleyen dedeye göre Alevilik, Bektaşilik kimsenin tekelinde değildir. Herkes, her istediğini her ortamda söyleme hakkına sahip olmamalıdır.

Bölgede cemlerin başlaması ve bitmesi mevsimsel ilişkiye bağlı, birçok yerde olduğu gibi. Toprağın ekilmesi ve ürünün toplanması arasındaki zaman çalışma zamanı olduğu için ibadet edilemiyor.

Ama bu demek değil ki her şey bırakılıyor, isteyen kurban kesip, cem cemaat yapabiliyor.

Ürün çok bolsa üç-dört kurban kesilebilir. “Bolluk” zamanı, hasatın iyi olduğu zaman daha çok kurban, daha çok erkan oluyor. “Tohum Birliği” için bol ürün almak için de dualar, kurbanlar eksik edilmiyor. Ama her halükârda bu iş ibadetsiz olmaz, deniyor.

Tüm cemlerde bir kez su dağıtılır, cem başlamadan, bir daha da hiç kimse su içemez, bu bir kuraldır, kuralı bozan cezalandırılır. 12 hizmetten birisi de Karababa hizmeti. Veysel Karani’den kaldığına inanılan bir postur bu. Bir şamdan var. Bu şamdan önemli olduğu için dedenin karşısında olmak zorunda imiş. Dedelerden öğrendiğimize göre; Hıdırağa Köyü’nde Kızıldeli talipleri varmış, Köşençiftliği’nde Bektaşiler, Babailer, Sünniler varmış, Yeniköy Kızıldeli talipleriymiş, Omurca, Nasuhbey, Alıncılar Kızıldeli talipleriymiş, Karayusuf’ta Aliyanlar, Ali Koçlular varmış. (Ayhan Aydın, Anadolu ve Trakya’da Erenler Bahçesi, 2008, 2. Baskı, Can Yayınları)

 

Kızıldeli Sultan Hakkında, Dedesi De Dergahta Dedelik yapmış Kızıldeli Sultan Dedesi (Babası) LÜTFİ AYKURT’dan Derlediğimiz Bilgiler

 

Dünyada 54 ana tekke vardır. Bunlardan bazıları ve önemlileri şunlardır; Hacı Bektaş, Kızıldeli, Mısır’da Kaygusuz, Elmalı’da Abdal Musa.

Belirli tarihten sonra Kalender Çelebi, orayı ele geçiren Nakşibendilere verilince Kızıldeli ana tekke konumuna geliyor.

Bütün icazetler oradan alınmaya başlıyor.

Demek ki Kızıldeli tekke olunca diğer ufak tekkeler Kızıldeli’ye bağlanmalı.

Kızıldeli’nin bir efsanevi yönü var; Kırklareli Rumeli’nin fethiyle ilgili önemli bir eski Türkçe, el yazması belge vardır. Ahmet Hüseyin Pehlivan Dede vardır, oradan gelme, o bana verdi.

Ben eski Türkçe bilmediğim için fotokopisini aldım sonra baktım Bedri Noyan’ın Seyit Ali Sultan kitabında biraz benzerlikler var.

Nafiz Karaçam’ın Efsane’den Gerçeğe Kırklareli kitabında da I. Murad’ın ordularıyla geçtik, yine Süleyman Paşa ile geçmek efsane de ama Süleyman Paşa zaten I. Murad’ın kardeşi, Evronos Bey, Hacı İlbey bunlar bugüne yansıtırsak ordunun generalleri.

Bunları da Bursa’ya davet edildikleri için bu 40 kişi Kara Rüstem Gaziler, Abdül Sametler… Demek ki orduya katılmışlar hem manevi lider olarak hem de birer vekil olarak.

1. Murat zaten Malkara sırf balcılıkla o kaza ilgileniyormuş Balkara sonradan Malkara olmuş.

Çorlu’nun etrafı kaleymiş ama halkı yok etmiş Çorlu’yu ele geçirdiği zaman sonra karargahı Lüleburgaz’a kuruyor sonra Babaeski’ye kuruyor.

Buraları aldığı zaman zaten bunların ön yapısı var. Alperenleri dediğimiz öncü erenleri zaten Balkanların çoğu arazileri boş.

Bizanslar ile Selçuklunun bir barışık dönemi oluyor. Eski Rumeli dediğimiz o zaman Moğol istilalarında Orta Asya’dan gelen obalar Konya’nın kuraklık üzerine oradaki aç, sefil halleri Bizans ile Selçukluyu bir araya getiriyor diyorlar ki; bunları Balkanlara sevk edelim, oradaki boş arazilerde hem çalışsın, hem de yerleşik düzene alışsınlar. Çünkü Türklerin kaderi Müslümanlığı kabul ediyorlar, Türkmen adını alıyorlar sonra Yörük adını alıyorlar.

Selçuklunun son dönemlerinde Balkanlara doğru iki devletin mutabakatı halinde geçişler de oluyor.

Türkler burada hiç silah kullanma ihtiyacını duymadılar. Çünkü oradaki elde ettiğimiz mahsulleri helallarımız  (eşlerimiz) hariç hepsini eşit paylaşacağız. Biz de dedik ki, Müslümanlık bu kadar güzel bir din çoğumuz Müslüman olduk, onların hiç kılıç kullanmasına gerek kalmadan böyle bir anım var. Daha önce de Kanta Kuzenin oğlu Bulgarlarda esir kalınca Umur Bey’den rica ediyorlar oğlumu kurtar, diye. Umur Bey de kurtarınca Kanta Kuzeni bu sefer Gelibolu’daki kaleyi Umur Bey’e hediye ediyor. Umur Bey ne kadar da bağımsız da olsa Osmanlı’ya bağlı. Zaten I. Murat geçtiği zaman genelde Çardak üzerinden geçiyorlar Gelibolu’ya, ama teşkilatlar daha da hazırlanmış. Dimetoka’da falan Kızıldeli’ye bazı fütüvvet ehli kişilere bu araziler veriliyor, çalışın bu ekmeği yiyin.

Bugün Yunanistan’da Seçek Yaylası dediğimiz, Gaziler Tepesi’nde her sene oluyor, o mahsulü elde ediyorlar, diye sonra herkes birleşip mahsulü pay ediyorlar. Sonra diyorlar ki, Allah bize bu nasibi verdi bunun şenliğini, bayramını yapalım, Allah’a şükredelim, kurbanlar keselim, diyorlar. Öyle başlıyor toplanmalar, törenler, 1370’lerde. Zaten yaylanın manası yaz sonu demek yani yaz sonu bayramı.

Seyit Ali Sultan’dan sonra Resul Bahri ondan sonra Mürsel Bali ve Mürsel Bali’nin oğlu Balım Sultan dergahın başına geçiyorlar.

Ak Ahmet Baba, Kara Halil Baba bir de Vahdettin Baba hatta Vahdettin Baba zamanında hacca da gitmiş bir yerde istesen de istemesen de Hıristiyanlarla beraber yaşıyorsun bir kültür alış-verişi olacak bundan kaçamazsın. Onların kültüründen bize, bizim kültürümüzden onlara geçişler, etkileşimler olmuş. Çok yerde Nevruz’da Yumurta dağıtma, yeme olayı vardır. Trakya’da Nevruz Cem’lerinde yumurta muhakkak vardır, belki de onların paskalyasından bize bu kültür gelmiş.

Erkanlarımızı incelediğimiz zaman ben şimdi bu erkanımı Şah Hatayi’nin nefeslerine göre, Pir Sultan’ın nefeslerine göre sürdürüyorum. Şimdi cem birlenir, herkes barıştıktan sonra üç nefesler bölümü vardı; “ilk evvela şu dünyaya Hakk Muhammed Ali geldi, yüz bin erden yüz çevirmez ol şahıma dolu geldiği”  Buradaki doluyu iyi incelemek lazım.

Pir Sultan’dan önce ne vardı da, nasıl oldu.

Balım Sultan geldi II. Bayazıd’ı İstanbul’da dergaha soktu.

Hatta onun öyküsü de vardır, erkana soktuktan sonra diyor ki sana altın veriyorum hediye olarak kabul etmiyor Balım Sultan, sana ne vereyim hediye olarak, sana Sultan ismini hediye edeyim, Balım Sultan da diyor ki, ben de sana Veli ismini karşılığında vereyim.

36 tane Osmanlı padişahına bakıyorsun bir tek II. Bayazıd; Veli olarak geçer. Mehmet Şilli Baba kendisi doktor, Yenibedir’de babalık yapıyor ve Refik Engin, diyorlar ki; onlar mücerret, ben de diyorum ki; Kızıldeli’de musahiplik hep var, bu nasıl oluyor? Çünkü olmasa bu böyle gelmez, benim babaannemden dinlediğim budur. Çünkü yıllarca tekke dervişliği yapmış, Türkiye’ye geliyorlar benim kaynatam da Kızıldeli’de halife babaydı, dedi.

1826’da II. Mahmut Yeniçerileri ortadan kaldırıyor biliyorsunuz. Aradan 50 sene geçiyor, sıkıntılar devam ediyor. Derken kendilerini bulamadan 1893 Harbi patlıyor. Orada da yine bir karışıklık bir muhaceret var tam kendilerini bulmaya çalışırken zaten akıllarında tekke mi kalır, babalık mı, dervişlik mi yani geçim derdi var. Bu sefer de Balkan Harbi’nde Türkiye’ye göçtüler, Türkiye’de zaten kendilerini yerleşik düzene alıştırana kadar, 1925’de de Tekke ve Zaviyeler Kanunu çıkıyor. Her şey bu defa daha değişik oluyor. Nerde ne bulacaklar?

Merdivenköy’de bir Tahsin Baba varmış ki oradan el alalım dediler, Tahsin Baba’dan el aldılar. Sonra Hacı Bektaş’a gidelim, bir el de oradan alalım, dediler. Şimdi bunun sıkıntısını çok çekiyoruz. Kızıldeli’de en üst makam halife baba makamı.

Çünkü tekkenin 24 parça köyü var ama bu köyler 100-200-300 hanelik köy değiller, belki bir mezra gibi. Hep seçimle gelinmiş yoksa Kızıldeli’nin evlatlarından postnişinlik bugüne kadar gelirdi. Hep erbabını seçmişler, oraya koymuşlar, bir halife baba seçilmiş o köylere de halife baba el vermiş bu böyle gelmiş.  Biz de şimdi diyoruz ki, işte Medeni Babalar, İbrahim Manaf Babalar dediler ki biz de seni halife baba seçelim, bu sistem böyle otursun. Benim de saygım var, Ulusoylar’a ama onlar o misyonu layıkıyla yerine getiremediler. 1994’de Feyzullah Çelebi Hakk’a yürüdükten sonra hepsi bir havada oldu. Bektaşileri de iki kategoriye ayırmak lazım. Kızıldeli’yi ele aldığınız zaman, Kızıldeli’nin tekkedeki vakıftaki köylerin yerleştiği yöreler belli. Bursa’nın; İsmetiye, Atıcılar, Uzunköprü’nün Yeniköyü, Umurca, Beyköy, Kırklareli İslambey köy, Silivri Ortaköy mesela Firüzköy’de Kızıldeli Ocağı’na bağlı ama kazamız Ortaköy bizim. Uzunköprü’nün Çobanpınar gibi köylerde şimdi çok acı hepsi kapalı. Mesela Silivri Ortaköy’e ben bakıyorum, Babaeski Kumrular Köyü’ne ben gidiyorum. Firüzköy’de Gürbüz Baba var, Yeniköy’de İbrahim Manaf Dede var. Mesela Musalca tartışılır Ali Osman Dede ve Mustafa Dede var biri diyor ki, Seyit Ali Sultan’a bağlıyız, diğeri diyor ki Odman Baba’ya bağlıyız. Onları da çözemedim ben. Seyit Ali Sultan’a bağlıysan mesela Bursa’ya gidin, bizim Ortaköy’ün cemine gelin, çok az fark olsa bile cemin ana temaları aynıdır…”

 

 

 

 

 

 

 

Hasan Çengel’e son yolculuğunda sevgi seli

 

(Rodop Rüzgarı İnternet Sitesi’nde yayınlanan yazıyı sizlerle paylaşıyorum.

Ben İsviçre’de olduğum için cenaze merasimine katılamadım. Kaybı sadece bende değil onu tanıyan ve seven herkeste derin bir üzüntü yarattı. Nihayetinde gezilerimiz boyunca bizleri evinde ailesinden birisi gibi ağırlayan, kendini bu ulu yola adayan değerli dostun ölümü Abidin Harman Baba, Dursun Gümüşoğlu, Lütfi Aykurt Baba, Mustafa Çetin Baba, Refik Engin  gibi Türkiye’de onu tanıyanlar arasında da büyük bir üzüntü yaratmıştır.  Hizmetleri Hakk yolunda kabul olsun, nur içinde yatsın dediğim Hasan Çengel’in ailesine, yakınlarına ve halkımıza baş sağlığı diliyorum. Ne mutlu ki, törene Güney Bulgaristan’dan Mustafa Ali Mustafa ve Zeki Güneş gibi dostlar katılmışlar. )

 

Seyyid Ali Sultan Dergâhı Koruma Heyeti Başkanı Hasan Çengel bugün (28 Mayıs) İkindi Namazı sonrasında Ruşenler Köyü’nde defnedildi.

Merhumun cenazesine T.C. Gümülcine Başkonsolosu Ahmet Rıza Demirer, Gümülcine S. Müftüsü İbrahim Şerif, Mehrikoz Nahiyesi Başkanı Abdulkadir Hafız Hoca ve meclis üyesi İdriz Ahmet Hoca, Mehrikoz Muhalefeti Başkanı Mehmet Abdurrahim, Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği Başkanı Sami Toraman, S.Ö.P.A. Mezunları Derneği Başkanı Mehmet Derdiman, Gümülcine Türk Gençler Birliği Başkanı Adnan Selim, Rodop Vali Yardımcısı Mehmet Devecioğlu, Rodop eski milletvekili Galip Galip, Güney Bulgaristan Alevi Cem Vakfı Başkanı Mustafa Ali, Sadullah Hayrullah Dede ve Zeki Güneş, Güney Meriç Platformu Başkanı Bekir Mustafaoğlu’nun yanı sıra yaklaşık olarak 1.200 kişi törene katıldı.

Cenaze töreni öncesinde Başkonsolos Ahmet Rıza Demirer ve Gümülcine S. Müftüsü İbrahim Şerif ve beraberindekiler merhumun ailesine başsağlığı dilediler.

Törende bir konuşma yapan Müftü İbrahim Şerif, merhum Hasan Çengel’in toplum işleriyle uğraşan değerli bir insan olduğunu belirtti. Cenaze daha sonra da defnedilmek üzere kabristanlığa götürüldü. Yol boyunca kadın erkek herkesin son derece hüzünlü ve duygulu olduğu görüldü. Kabristanlıktaki cenaze namazını da Müftü İbrahim Şerif kıldırdı.    Merhum Hasan Çengel arkadaşımız kendini toplum işlerine adamış  değerli bir insandı. Mütevazi kişiliğiyle yaşadığı toplumda sevilen, sayılan ve lider konumunda bir dosttu. Meriç bölgesi çok değerli bir evladını kaybetti. Ailesine bir kez daha başsağlığı diliyoruz. Mekanı Cennet olsun. Bütün canların da başı sağ olsun.