Harabati Dergahı Dervişi Abdülmüttalip Bekiri’yle söyleşi

Harabati Dergahı Dervişi

Abdülmüttalip Bekiri’yle söyleşi

 

Dergahın şu anda dervişliğini yapan, 50 yaşını geçmiş, genel olarak insanlar arasında “derviş” olarak nitelendirilen, herkesin sevdiği Abdülmüttalip Bekiri ile sohbetimiz var.

Dergah çok zor bir dönemden geçiyor, en zorlu dönemlerinden birisini yaşıyor. Bu çağda bu şaşılacak bir şey. Demokrasi çağında, insan hakları değerleri dünyaya yayılmışken, özgürlükler çağında sanki bazılarının görüşlerini haklı çıkarırcasına burada da olumsuzluklar yaşanıyor. İşgal demek sadece bir ülkeyi işgal etmek demek değil, işte bir dergahı işgal etmekte bir savaştır.

Bir dergahı işgal etmek inançları ayaklar altına almak, insanları ayaklar altına almak, insanların onurlarını çiğnemek kaba kuvvet kullanmak savaştan farksız. Belki kimse ölmüyor ama insanlar yıpranıyor.

 

Kendi anlatıyla Abdülmüttalip Bektaşilik’e dahil olunca, mutlu yolu da bulmuş: 1955 doğumlu Gostivar eyaletine bağlı Zunne Köyü’nde doğdum. Dört yıllık ilköğrenimi Zunne Köyünde bütünledim. Sonra sekiz yıllık Gostivar ilkokulunda ortaöğrenimi ise Gostivar’da Pansçı Papozki Lisesinde bitirdim. Bazı nedenlerden dolayı üniversiteyi bitirmedim. Ailelerimiz gurbetçilikte çalışıyordu, onların da Sırbistan’da Kupriye yani Demir Köprüsü, orada bizim çekirdek satma dükkanı bir baraka vardı. Ben çok büyük zorluklar atlattım. Çok ağır koşullarda çalıştım. Aç susuz çalıştığım zamanlar oldu. Tümüyle ailemin geçimini geçirmek için mücade verdim. Ne mutlu ki, bütün bunlar geçmişte kaldı. Ben ise çok şükür ki, Bektaşilik yoluna dahil oldum, tüm mutluluğu bu ulu yolda buldum. Şu anda bana bir büyük kapı açıldı, hayatımın en anlamlı evresi şimdidir, ne mutlu bana ve bu ulu yola dahil olanlara.

 

Sevgili Bekiri; Dergahın 1990’lı yıllardan sonra temel ismi olarak Tahir Emini Baba’yı görüyoruz o yüzden o çok önemli bir insan ve siz de onun hayatının önemli bir dönemine denk gelerek birlikte yaşadınız. Ne mutlu size Tahir Babayı tanıdınız, ne mutlu Tahir Baba’ya sizin gibi birine denk geldi. Tahir Baba bir büyük örnek inanç önderi halk arasında sevildi, sayıldı.

Bektaşilik öyle büyük bir okyanus ki hangi kolunu alıp incelesen, bir dergahı bile araştırsan bir büyük konu. Harabati Dergahı’nda acaba kimler yaşadı, 400-500 yıl boyunca buralarda bu hizmeti nasıl sürdürdüler, içlerinde kimler vardı tam bilemiyoruz.

 

Sevgili Derviş, Tahir Baba bir gününe nasıl başlıyordu, neler yapıyordu? Tahir Baba’yla, 20-21 Mart 1994’de bu tekkede üç günlük nevruz bayramı kutlamak için hükümet organlarından izin aldık.

Tahir Baba Makedonya Bektaşiler Birliği’nin sekreteriydi. Okumuş, tahsilli olduğundan bütün işleri Tahir Baba yürütürdü; dışarıda polis olsun, mahkeme işleri olsun hepsini o yapardı. 1994’ün Kasım aylarında mürşidimiz Caferi Tayyar Gaşi rahatsızlandı. Kazım Baba’dan icazeti vardı bu tekke için zaman gelecek onun icazetnamesini yazacak postnişinin kim olacağına o karar verecekti. Yani buranın Harabati Baba Dergahı’nın postnişini kim olacak Tayyar Baba karar verebilirdi.

Buradaki muhibbanlar bir araya gelerek onun durumu ağır diyerek bir karar aldık. Tayyar Garşi Baba’nın Jakova’da doktor olan oğlu vardı, ona da haber verdik. Tayyar Baba’nın hastalığı şiddetlenince bizde bir araya gelerek meydanda ant içtik ve ikrar verdik, hepimiz bir liste yaptık imza attık ki; Tayyar Baba’nın ölümünden sonra posta Tahir Baba’yı posta tayin etsin, diye. Bu iş için İzmir’de yaşayan Fettah Baba bazı dervişleri ile muhibleri onlar da geldi. Tayyar Baba’ya söylediler; Tahir Baba’yı getiresin, dediler. Tayyar Baba da razı oldu ve Muharrem ayında Tahir Baba’yı getirdiler. Tahir Baba’nın Hakk’a yürümesi de muharrem ayında oldu bu bize göre bir mucizedir. Orada cem oldu, Tahir Baba’ya babalık verildi ve Tayyar Baba kendi postundan kalkarak Tahir Baba’yı oturttu posta.

Tahir Baba sabah kalkıp ibadetlerini yaparak sabah dualarını okurdu. Sonra kahve içerdik beraber. Daha sonra izin alarak dışarıdaki işleri yapardım.

Tahir Baba’da kitaplarını okurdu, bu büyük tekkeye ziyaretçiler çok gelirdi, Ankara, İzmir, İstanbul, Avrupa’dan herkes gelirdi.

Makedonca, Sırpça ve Fransızca bilirdi Tahir Baba. Ondan izin almadan hiç çıkmazdık buradan. Her ne kadar tabanca, tüfek patlasa da müzik gibi gelirdi bize.

 

Tabancalar patlar mıydı? Kalaşnikoflar, tüfekler  patlardı. Bu felaketler gitsin bir daha gelmesin. Bizler çok şey gördük. Sabah saat 8-9 gibi lokma yapardık, Hakk ne verdiyse. Baba yerdi, 2-3 çeşit gazete alırdım babaya bir gazete de Makedonca’ydı. Baba Tahir bana dedi ki benim yerime sen kalacaksın, Makedonca gazetelerdeki bulmacaları çöz derdi, bilgin artsın.

Gazeteleri okurdu, muhibler gelirdi, türbeyi ziyarete gelenler olurdu. Bazen ben çarşıda olurdum. Tahir Baba hem muhib olurdu, hem sekreter olurdu, hizmetleri o yapardı.

Kendi kütüphanesini evden tekkeye getirdi. Bana bilgisayar öğren, seni kursa göndereceğim derdi. Soruyorlar çünkü evvelden bizi Bektaşi bilirlerdi. Nereden çıktı bu Bektaşiler buradaki alimler, din hocaları kendi vaazlarında biz Bektaşiliği yok ettik, onların kökünü sildik demişlerdi. Biz ölürüz de buradan gitmeyiz, hükümet bizden el çekti. İki defa kapıyı mühürledi biz mührü kopardık içeri girdik. Daha sonra Tahir Baba yavaş yavaş meydana çıktı gazeteye, televizyona, toplantılara.

 

Tahir Baba burada günlük işleri yapmanın ötesinde bir babaydı, muhibleri vardı aynı zamanda, meydan hizmetlerini yapardı? Tahir Baba yapardı benden evvel amcam derviş İbrahim yapardı. O biraz yaşlanınca bana bıraktı. Derviş İbrahim Bekıri’nin Tahir Baba’ya çok hizmetleri geçmiş.

 

İlk derviş mi? Tahir Baba’nın rehberi. İlk dervişi Cavit Sezer derviş. 1950-55 yıllarından göç eden muhipler Kazım Bakali Baba’nın muhipleri, onlar anladılar ki biz Nevruz Bayramı için geleceğiz hemen Türkiye’den 20-30 kişi geldiler. Yardımlarda çok bulundular. Onlar Tahir Baba’nın baba olmasına çok yardımda bulundular.

 

Kazım Bakali Baba’nın muhipleri nereye göç ettiler? İzmir Buca’ya. 1994’te ilk açılışta buraya geldiler, Nevruz Bayramı yaptık. Tahir Baba’nın 4 Haziran 1997’de giydirmiş olduğu ilk derviş Cavit Sezer, fakir de ona rehberlik yaptı.

 

Derviş İbrahim Bekıri, Tahir Baba’nın rehberiydi ona çok hizmet etti. Daha sonra size mi bıraktı görevi? O dervişlikte benim anam sayılır. Dervişlikte benim anam sayılır. Hem muhiplikte hem dervişlikte o beni yönetmiştir. Ana rehber, mürşit baba demektir.

 

Analık, babalık var. Mürşitlik babalık, rehberlik analık. Sizinde analığınız İbrahim Bekıri.Fakir de 42 kişiye rehberlik yapmışım bugüne kadar.

 

Mesela konferanslara hep gider miydi? Hiç kaçırmazdı, gece muhabbetlerini hiç kaçırmazdı. Toplantı olsa Tahir Baba’ya haber verirdik, hemen otobüsle gelirdi.

 

Siz gezilere beraber gidiyordunuz, Arnavutluğa gittiniz birlikte? Arnavutluğa gittik, Kosova’ya gittik, Hacı Bektaş’a beraber gittik.

 

Yollarda dikkatinizi ne çekiyordu? Onun yürüyüşü yollarda sakin, gördüğün gibi. Bir gelişimizde biz Türkiye’den gelirken burada 14 kişi geldi bizimle birleşti ve İzmir’e gittik beraber. Gelirken biz aşure kazanları satın aldık, Bulgaristan sınırında bizi çevirdiler memur büyük sakal, dedi.

 

Dergilere, gazetelere çıkıyordu? Arnavut gazetelerine ayda bir çıkar. Arnavutluk’ta Balım Sultan’ın bir mağarası var, yine Tomur Dağı var. Orda Abbas Ali, İmam Hüseyin’in kardeşi onun bir izi o dağda var. Orada türbe yapıldı. Derler ki; Abbas Ali, Arnavutluğa geldi Cenabı Allah onu istedi vermedi.

25 Ağustos’a kadar orada yüz binlerce kişi toplanır. İster Hıristiyan olsun, Musevi olsun, Budist olsun, Müslüman olsun, Bektaşi olsun, Alevi olsun orada kurban tığlıyor.

 

Siz bir kez de İran’a gittiniz sanırım. İran’a nasıl gittiniz? Üsküp’e otobüsle gittik, oradan uçakla gittik İstanbul’a, oradan Tahran’ın Kum şehrine gittik. İmam Ali’nin kız kardeşi Zeynep’in türbesine gittik. Bizi Humeyni’nin türbesine götürdüler. Onun yattığı hastaneye gittik, pabuçlarını gösterdiler. 8. imam, İmam Ali Rıza’nın türbesi Meşhed şehrinde oraya gittik İran Havayolları uçağı ile. Onların uçakları eski o dağlarda düşse çok kötü ama Türk Hava yolları uçakları modern. Onların çok bayramları var her bir imamın doğum gününü, Hakk’a yürüme gününü yaparlardı. Büyük elçilerle ilişkiler çok iyiydi ama şimdi biraz iyi değil. Onlar bizi Şiiliğe çevirmek istediler ama biz Bektaşi’yiz.

 

İran’lılar, Arnavutluğa da çok geliyor, değil mi? Evet geliyorlar yardımları vardır. İran’da Bektaşiler var çok yaygın, orada başka tarikatlar da var; dervişler, Rufailer, Kadiriler gibi fakat meydana çıkmamışlar.

 

Buradaki toplantılara geliyorlar İran’lılar? Geliyorlar. Bizleri Ramazan’da davet ederlerdi iftara, Tahir Baba ile birkaç sene iftara gittik. Şeriatı Muhammed Mustafa Efendimiz kurmuş ona saygımız ondan gideriz.

 

Kitaplardan dağıtıyorlar mıydı? Kitap dağıtıyorlar. Prizen, Tiran, Piriştine ve Arnavutluk’ta Sadi Şirazi kitabını bastırmışlar, İmam Ali kitaplarını, İmam Cafer Sadık kitaplarının çevirileri var, ben oradan yardım aldım. Başlangıçta bizlere destek verirlerdi biz onlarla ilişkileri kesmedik; fakat onların imamları gibi olmamızı istediler, biz tasavvuf yoluna girdik bizim yolumuzda peygamber demiş ki sabah akşam kılınız, gündüz çalışınız. Onun için biz de sabah namazının gülbenklerle duasını yaparak işe devam ederiz. Akşam dualarla aynı şekilde. Bizim yolumuz, inancımız ayrı. Namazımız, niyazımız ayrı. Onlar gibi namaz kılmayız biz. Şükür bugün günümüz iyi geçti, yarına Hakk ne verirse, diye dua ederiz.

Ne demiş Yunus; Elifi okuduk ötürü Pazar eyledik götürü Yaradanı hoş gördük Yaradandan ötürü, bizimde ona saygımız vardı.

Tahir Baba’nın kıymeti şimdi anlaşılıyor.

 

Sağlığında da Tiran’a Dedebaba Reşat Bardi’yi “dede”yi ziyarete gidiyordu? Evet gidiyordu. Orada, Baba Mondi, Sadık Baba, Tahir Baba bu üç tane baba ile çok konuşuyordu.

 

Muhibbanlar gelip ibadetler yapılıyordu. Dostluklar var, ziyaretçiler geliyor, Makedonya’ya. Ama peki Bektaşiler yeteri kadar destek verdi mi sizlerin mücadelesine? Veremedi. Gece de (Tahir Emini Baba’nın kırk yemeğinde) dedebaba da onu konuştu; buraya çok gelirler dedi bu bizim ana problemimiz bütün Bektaşilerin, can kardeşlerimiz bize destek veremediler, dedi. Öyle de oldu, bizlere tam destek verseydiler, böyle olmayacaktı.

 

Burada yaşayan diğer insanlar bir şey demiyor mu bu duruma? Bunların % 80’i cahil. Kalkandelen, Üsküp buralar softalaşıyor. Arap dilini severler. Biz Müslüman Türk, onlar Müslüman Arap. Hz. Peygamber ne demiş; önce vatan sonra iman.

 

Tahir Baba da bunu gördü, bazı Bektaşiler destek bile olmadılar çok üzüldü yeteri kadar birlik yoktu? Çok umudu vardı; bir gün yetişirler, diyordu. Onun yerine biz devam edersek o her zaman rahat olacaktır. Biz de ondan hayırlar alacağız, çünkü yoluna devam edeceğiz.

 

O Hakk’a yürüyünce Baba Mondi’yi, dede mi atadı buraya? Evet. Zahirler benimle çok uğraştı, Baba Mondi askeri adam. Dışarıdaki babalar diyorlar ki post verelim sana. Baba Mondi’nin arkasında bütün Arnavutluk duruyor başbakan, başkan, büyükelçiler, parlamentodan bakanlar hepsi desteklerdi. Ben evde yatarım ama rahat değil hep burayı düşünüyorum. Hindistan’da Gandi, bizim Kosova’da Tahir Baba var.

 

Neler yapıyordu softa tayfası? Silah attılar bize doğru.

 

Kışı nasıl geçiriyorsunuz? Buralar soğuk oluyor, yazın sıcak oluyor. Kışın çeşmeler donuyor, gece iki yorgan, başımda bir külahla yatıyorum.

 

Baba ne yapıyordu ana sultanla mı kalıyordu? Evet. Ben yaz-kış burada kalıyorum. Buzağı vardı bir gece yarısı onu da kaçırdılar. Şimdi 3 keçi, tavuk, hindi vardır. Günde 20-30 yumurta, mısır satıp o paraları tekkeye harcıyoruz. Tahir Baba hayvanlara çok meraklıydı, gidip hayvanları dinlerdi derdi ki her birinin kendi konuşmaları vardır diyordu.

 

Kışın ne yapıyordu? İçerde otururdu, ben yolları açardım.

 

Odun nerden geliyordu? Getiren vardı. Odunu Bakıri Süleyman getirirdi.

 

Tahir Baba’nın hastalığı var mıydı? Yoktu ama 5 yaşından beri sigara içiyordu.

 

Nasıl oldu o gün? Matem açıldı, kurbanlar tığlandı, çorba oldu. Baba iki gün sonra Tiran’a gitti.

Tiran’da babalar var, onlar da birbirinden hizmet görürler. Oradan döndü salı günü geldi o gece muhabbet oldu, gece 12’ye kadar. Sabahleyin telefon geldi. Bana gel dediler, gittim. Baba sultan banyoda bayılmış, çeke çeke getirdik yatağa. Burada bir kadın var Suzi onun beyi doktor İlir bey bize yardım gönderdi, babayı kaldırdık, 4-5 kişi ile sedyeye. Film çektiler bir gece kaldı biraz daha iyi oldu, konuşmaya başladı. Ama o gece yine rahatsızlandı. Orada bacılardan biri beni aradı derviş hemen gelesin baba rahatsız, dedi. Hastaneye gittik, Kalkandelen’in çıkışında ilkyardım arabasının lastiği patladı… onlarda yedek parça yoktu telefonla Üsküp’den istedik… Tahir Baba’yı bir arabadan başka arabaya bindiriyoruz… konuşuyor ama sancısı var, Makedonya’nın hükümet hastanesinde bir tanıdık var, 4 sene evvel bir bakan yardımcısıydı, Muharrem Necibi, kendisi diş doktoru o bizi kabul etti. Gece 5 tane profesör geldi ve yeni analizler yaptılar Tahir Baba’ya. Orada sonuç çıktı ki en büyük damarda patlama olmuş ve Tahir Baba’da3 litrekan harcamış.

Sadi Behçet dedi ki; burada askeriyenin kalp hastanesi var orada özel kalp doktoru var, oraya götürelim. Ona götürdük o da analizleri yaptı çok kay kaybetmiş % 90 ölü sadece kalp çalışıyor, dedi. Fakir hastanede kaldı, fakire beyaz elbise giydirdiler, ayakkabılarıma naylon geçirdiler, ben de Cuma günü sabah 7’de girdim içeri Tahir Baba’yı görmeye baktım şişmiş, alnından öptüm, elinden öptüm, kusurlarımı affet dedim ve gözyaşları ile dışarı çıktım

17 Şubat 2004’da, saat 08.50’de Tahir Baba son nefesini verdi.

Saat 11-12 gibi fakir arabayla Tahir Baba’yı getirdi. Günlerden Cuma olduğu için biz biraz otobanda durduk ki buradaki softalar Cuma’dan çıksın, bizim meydan dediğimiz yerde içeri koyduk bacılar, canlar hepsi oradaydı.

Baba’yı cumartesi ikindi de defin ettik. Baba Mondi Arnavutluk’tan geldi. Şaban Baba geldi, Arnavutluk’tan 7-8 baba geldi, Cemal Baba vardı, İsmail Baba, Sait Baba, Sadık Baba, Besnik Baba geldi, Murteza Baba geldi, Cafer Baba geldi, dervişler geldi. Eski çarşı cami de Abbas hocaya teklif ettik yıkaması için geldi ama yıkamadı gözyaşı döktü, beni işten atarlar, dedi.

 

Bu hocalar müftülüğe bağlı, ortaya çıkıyor. Evet. Yıkadıktan sonra Baba Mondi mikrofonu eline aldı talkın yaptı onu Arnavutça okudu, sandığı 6 kişi tekbirlerle aldık. Baba’yı sonsuzluğa uğurladık. Büyük üzüntüler içindeydik.

 

Efendim çok sağ olasın. Bizleri aydınlattınız. Siz sağ olun, bu işleri yaparsanız, hakiki derviş sizlersiniz.

 

 

Söyleşi: Ayhan Aydın, 31 Mart 2006, Harabati Dergahı, Tetova, Makedonya.