BULGARİSTAN GEZİ NOTLARI (V.)

(2006)

 

Bulgaristan’a Nevruz Etkinliklerine katılmak için gittiğimizde elbette ben hiç boş durmayarak, Veysel Bayram’ın da katkılarıyla, devamlı çekimler ve söyleşilerle bilgi derlemeye devam ettim.

 

Bulgaristan

 

Eşine rastlanmaz bu güzel vatan

Hepimizin doğup büyüdüğü yerdir

Adını koymuşlar hür Bulgaristan

Özgür insanların güldüğü yerdir

 

Balkanlar incisi bu kutsal toprak

Şanlı ecdadımın yettiği yerdir

Tarihini yazdık biz yaprak yaprak

Herkesin mutluluk duyduğu yerdir

 

Karadeniz’den ta Timok’a kadar

Koca Balkan zümrütten bir kemerdir

Ne şirindir Pirin, Rila, Rodoplar,

Bulgaristan cennet gibi bir yerdir

 

Deliorman, Trakya, Miziya, Dobruca

Yediveren gülü aziz vatan

Yurdun güzeldir bir uçta bir uca

Yurt uğrunda feda olsun şu canım

 

Ali A. Bayram

Yaprak Dökümü, Şiirler, 2006, Razgart

 

17 Mart 2006

Bizler biraz zorlu bir yolculukla Bulgaristan’a ulaşıyoruz. Bu sefer Hamzabeyli Sınır Kapısı’ndan Bulgaristan’a gireceğiz. Ama arabamız arıza yapıyor. Edirne’nin bir bölümünü sular altında bırakan yağışların etkisi burada da hissediliyor. Büyük tır kuyrukları kilometrelerce uzanıyor. Edirne’deki insanlarımızı askeri araçlar kurtarmıştı. Burada ise tam bir çileli yaşam hakim, günlerce süren kuyrukta tır şoförleri perme perişan olmuşlar, bu her hallerinden belli oluyor.

Bizler de sınır ötesinde yağan karın etkilerini görüyoruz. Kotel’e doğru yol alan otobüs buralarda geçen zorlu kışın izlerinin üzerinden geçiyordu. Karlarla kaplı Omurtag’ı geçerek Tırgovişte’ye sisler içinde girdik.

Akşam geç saate kadar hayaller içinde yol boyu çok sevdiğim Bulgaristan toprağını kokusunu burnuma çeke çeke, erenler diyarında kat ederek Dulovo’ya vardık.

 

18 Mart 2006

Bulgaristan’daki Alevi/Bektaşi inanç ve kültürünü yaşatan canlarımız da Türkiye’deki gibi geleneksel olarak icra edilen etkinlikleri şimdilerde “modern” manada da sergileye başlamışlar. Bunlara bir örnek ise bizlerin davet edildiği bir Nevruz Etkinliği. Normalde atalarından aldıkları şekliyle yapıla gelen uygulamaların dışında şimdilerde ise aynen Türkiye’deki bazı Alevi/Bektaşi dernek ve vakıflarının, cemevlerini organize ettikleri manada bir anmaya davet ediliyoruz. Dulovo (Akkadınlar)’a bağlı Yeniköy’de sinema/tiyatro salonu’nda konuşmalar, nefesler, semahlar, şiirlerle Hz. Ali’nin doğum günü nedeniyle bir Nevruzda, dostlar arasında buluyoruz kendimizi. Yerel kıyafetler içinde candan insanlarımızın, gençlerimizin özenle hazırladıkları anma bizleri çok duygulandırıyor. Katılımın çok yoğun olduğu etkinlik hala kış soğunun hissedildiği bir günde, gönüllere ışık saçıyor. Etkinliğe Türkiye’den birlikte katıldığımız A. Rıza Uğurlu, Celal Dinçer, Abidin Harman da iştirak ediyorlar.

 

19 Mart 2006

Bugün yine Dulovo (Akkadınlar)’da Akkadınlar Türk Alevi Derneği Merkezi’ndeki Nevruz etkinliğine katılıyoruz. Burada da yine çok anlamlı  konuşmalar yapılıyor. Usta aşıklardan nefesler dinliyoruz. Geleneksel semahlar dönülüyor, şiirler okunuyor. Dernek Başkanı Erol Salih, A. Rıza Uğurlu, Celal Dinçer, Abidin Harman, Ayhan Aydın da çeşitli konuşmalar yapıyorlar.

Günün bence en önemli olayı ise Kızılburun Köyü yakınlarında Demir Baba Makamı, Ayazma ziyareti oluyor.

 

Demir Baba Makanı, Ayazma

Demir Baba’nın bir zamanlar konakladığına inanılan bir yer, zamanla makama dönüşüyor. Burada tarihi bir ayazma da var. Eskiden beri bazı su kaynakları kutsal kabul edilip, ziyaret edilirmiş. Burada da bunu canlı bir şekilde görüyoruz. Ama bu sefer gerçekten de insanı biraz da düşünceye sevk eden bir manzarayla karşılaşıyoruz. Çok önemli bir harcamayla neredeyse “makam” olarak görülen bu alan bir sonradan inşa edilen güya içinde Demir Baba’nın mezarı olarak sunulan ve kimi ek binalarla Türkiye’deki gibi cemevi, aşevi şeklinde bina komplekslerinden oluşan bir sisteme çevrilmiş. Demir Baba’ya adına gösterilen bu ilgiye sevinmeli miyiz; yoksa biraz da sevgiyi aşan buraya çok yakın gerçek türbesi ve makamı olduğu dünya alemce bilinen Demir Baba isminin biraz da istismar edilmesine üzülmeli miyiz?, bilemiyorum.

Tabii buraya sadece birileri gibi boy göstermeye gelmediğimiz için araştırmalara da devam ediyoruz.

Söğütlük Köyü’nden (Vodno) Salih Efendi’yle görüştüm. Ondan aldığım bilgiler şöyledir: Bizler Nevzat Efendi’ye (Demirtaş) bağlıyız. 44 çift talibimiz var. Aslen babam Karalar’lı. (Çernik) 1991’de mürşidim bağladı beni. Baba posta oturttu. Abdullah Baba posta oturttu. Doğruluğuma güvenirim, çok açık sözlüyümdür. 12 Eylül 1944 doğumluyum. Dedemin babası Fevzi Halil Baba’ymış. Onun çırağı şu anda Selman Baba’da. (Çernik’ten)

Köyde Muharrem Baba, Hüseyin Baba var. Köy Alevi Sünni karışıktır. Aleviler 73 hanedir. Sünni 160 Hanedir. Ama Sünnilerden 80 hane derviş ailedir. Köyde bir de Bulgar vardır. Biz aslen Bektaşi’ymişiz. 1924’de Nevzat Dede’nin dedesi buraya gelmiş. Burayı Süceattin’e bağlamış.

Burada yine Cevriye Anabacı ile görüşüyoruz. (8 Mart 1946) Yardonovo, Kolebina’danmış.

Burada bazı bilgiler daha alıyorum. Demir Baba’nın Kızılburun’da (Ruyno) yakınlarında bir türbesi yapılmış. Aslında burası bir makammış. Ama çok büyük ilgi olduğu için bir muhabbet evi, çardak, türbe vs. çok harcama yapılarak bir merkez kurulmuş.

Varna Krumovo yakınlarında Pyasaçnik (Kumluca)’da Saçlı/Koçlu Baba türbeleri varmış. Dobric Kasabası Poruçik Kırcıevo, yani Keçideresi’nde Ali Dede Türbesi varmış. Burası akar çeşmeli bir türbeymiş.

 

Kızılburun

Kızılburun’a gitmek nasip oluyor. Kızılburun’da Nakşi Bektaşilerden Hilmi Ahmet Hacı Mahmut Dede ile (87) sohbet ediyoruz. Ailesi bizleri öyle candan karşılıyorlar ki sormayın gitsin. Kendisi rahatsız olmasına rağmen bizimle çok ilgileniyor. Hz. Ali’nin, Ehlibeyt’in yüceliklerinden bahsediyor. Bu ulu yolun güzelliklerini ortaya koyuyor. Kendisi Ahmet Hezarfen’i biliyor. Türkiye’ye büyük sevgileri olan aile, tam bir Türk ailesi. Hilmi Dede’nin oğlu Zeynel Hilmi ise Dulovo’da oturuyormuş. Aynı köyde Halim Amca’yı arasak da bulamıyoruz. Çünkü kendisi 95 yaşında. Benim için ise en büyük özelliği Ahmet Hezarfen’in burada öğretmenlik yaparken onun evinde kalması. Maalesef görüşemedik.

Ahmet Hezarfen Cem Dergisi’nde Kızılburun Köyü’nü ayrıntılarıyla yazmıştı.

Dulovo Şubemiz’den yetkili canlarımız bizleri yani CEM Vakfı’ndan Celal Dinçer, Ali Rıza Uğurlu, Yaşar Karaman’la birlikte kalmak için orman içinde Karakuzu Oteli’ne götürdüler. Burası Karakuzu Ormanı’nda, Dulovo’ya yakın bir yer. Hatta Jivkov da burada avlanırmış. Onun Türkçe bilen bir de Türk düşmanı yardımcısından bahsettiler ismini çok kötü andılar; Penço Kubadinski. Bu otelde kaldığımız zamanlar aslında Bulgarların yaşamları hakkında bazı şeyler de sezmiş oluyorum. Bulgarlar doğayla iç içe insanlar biraz da. Avlanmayı, yaban hayatını da seviyorlar. Yunanistan’da ve Makedonya’da da gördüğüm gibi aslında dünyanın belki de gezilmeye tanınmaya en yatkın yeri olan cennet memleketimizin insanı ülkemizin gerçek değerini tam bilmiyor. Balkanlar’da doğaya, turizme, otelciliğe, ormana, tabiata büyük bir önem verme var. Yemek, içmek, gezmek, ormanda avlanmak vs. Balkanlar’da yaygın bir yaşam geleneği olmuş.

 

20 Mart 2006

Karalar (Çernik)’te “Birlik Tekkesi”nde “birlik cemi” yapıldı. Seyit Ali Baba’nın post babalığı yaptığı ceme, Ahmet Ramadan Baba (Dulovo), Vahittin Baba (Dulovo), Hakkı Rıza Rüstem Baba (Çernik), Muharrem Aliş Baba (Çernik), Halim Baba (Yenibaltacı köy, / Bradvari) katıldılar. Aynı akşam Ahmet Ramadan Baba’yla bahçede çok uzun bir sohbet ettik. (Akkadınlar Dulovo’da) Abdullah Baba’ya gittik daha sonra. Evinde birkaç saat söyleşip sohbet ettik. Otel’e gidip orada birlikte kaldığımız dostlarla sohbet ettik.

 

21 Mart 2006

Gurupta bulunan arkadaşlar ne hikmetse gezilerin yarım kesip Türkiye’ye dönüyorlar. Ali Rıza Uğurlu’nun ve Celal Dinçer’in bu tavırları aynı şekilde bir etkinlik organize eden ve CEM Vakfı’na bağlı olarak hizmet yürütmeye devam eden Razgrat Cem Derneği’ndeki yöneticileri ve diğer ilgilileri üzüyor. Her neyse kimin kafasında ne planlar ve düşünceler var, bunu bilemeyiz. Biz hayat boyu hizmet ehli olduğumuz için elbette davetli olduğumuz bu etkinliğe de katılacaktık.

Öğleden sonra Dulovo’dan İsperih (Kemaller) İlçesi’ne bir otobüsle geldik. Buradan bizi almaya Veysel Bayram, Nida İnoğlu’yla birlikte gelmişler.

 

Kara kışın gitme vakti gelince

Şen kuşların ötüştüğü zamandır

Sarı çiğdem inece karı delince

Yüreklerin tutuştuğu zamandır.

 

Gök yüzünde dolaşırlar turnalar

Karlar erir, dolu akar kurnalar

Genç kızlarda başlar o bel kırmalar

Dudakların bitiştiği zamandır

 

Güzel ağaçlar gelin gibi süslenir

Çayırlarda koyun, kuzu beslenir,

Sevda kuşu aşıklara seslenir

Aşıkların seviştiği zamandır

 

Burcu burcu koku saçar çiçekler

Geceleri cır cır öter böcekler

Sevi için çarpar seven yürekler

Aşk çağının yetiştiği zamandır

 

Ali A. Bayram

Yaprak Dökümü, Şiirler, 2006, Razgart

 

Nevruz Etkinliği.

Burada da yine modern anlamda, özellikle de gençleri bir araya getirmeyi; Razgrat merkezdeki Alevi/Sünni, Bulgar/Türk kaynaşmasına da yardımı olabilecek ve büyük İslam önderi Hz. Ali’nin aydınlığında hoşça vakit geçirilmesi düşüncesi hiç de yabana atılacak bir çaba değil.

Naçizane dilimiz döndüğünce HZ. Ali’nin erdemlerinden, Nevruzdan, Türk/Bulgar dostluğunun gerekliliğinden, soydaşlarımızın birliğinden bahseden ve etkili olduğunu gördüğüm bir konuşma yaptım.

Aynı zamanda yaklaşık iki yüz kişinin katıldığı etkinliğe Miletvekilimiz Sayın Ramadan Atalay’ın yanı sıra; Burgas Konsolos Muavini Cem Erol, Razgart Müftüsü Mehmet Ali Ağa, İsperih Belediye Başkanı Adil Reşit, Kubrat (Balpınar) Bld. Başk. Remzi Halil, Zavet Beld. Başkanı Ahmet Topçu, Tsar Kaloyan (Çar Kaloyan / Torlak Köyü) Bld. Başkanı Ahmet Ahmedov, Nazım Hikmet Tiyatro Müdürü Yüksel Çavuşev, Eski güreş Olimpiyat, dünya ve Avrupa şampiyonu  Hasan İsaev (Kazcılar’dan İsa Dede’nin oğlu); Kazcılar (Bisertsi) Muhtarı Erdal İlyas, Ca’ferler (Sevar) Muhtarı Nesibe Kedik, Mesim Mahallesi (Mıdrovo) Muhtarı İbrahim Yalama ve bölgenin inanç önderi olarak aynı zamanda “Ağa” olarak sevilen Süleyman Aga ve diğer  seçkin davetliler de katıldılar.

 

22 Mart 2006

Sabah ilk işim taa Türkiye’de başlıyan kulak ağrılarıma bir çare aramak. Bir eczaneye gidiyoruz. Buradan aldığım ilaçlar bana iyi geliyor. Ama ağrılarım devam ediyor. Keşke bir doktora gitseydim. Türkiye’de profesör ünvanlı bir beynemazın yanlış teşhisi sonucu senelerce çekeceğim kulak çınlaması ve ağrısı bu dönemdeki yanlış tedaviden kalıyor.

 

Hüseyin Baba Türbesi

Voden Milli Parkı’nda Hüseyin Baba Türbesi’nin son halini görmek üzere Süleyman Selman Dede, Veysel Bayram’la burayı ziyaret ediyoruz. Çok büyük bir emek verilerek tamamlanan türbede yatan Hüseyin Baba’nın nihayet ruhu huzur buldu. Yağan yoğun karlar altında perişan ve yıkılmış bir haldeyken yeniden ayağa kaldırılan bu Türbe tarihi hatıraları da bir kez daha canlandırıyor.

 

Musa Baba Türbesi’nin İzinde

Bugün ise yola gönül vermenin ötesinde artık hayatını bu işlere adayan sevgili Veysel Bayram bana bir iyilik daha yaparak bu alanda verdiği büyük uğraşısının sonuçlarından birisini benimle paylaşıyor.

Razgrat Işıklar (Şamuil) Köyü (İlçesi) Musa Baba Türbesi Alanı’na beni götürüyor. Zavet’ten, Adaköy, Kalova (Dyankovo (çok güzel kilisesi var)), Düşbudak (Yasenovets (Bir zamanlar Bektaşilerin yaşadığı söylenen bir köy) geçerek, orman izinden patika bir yoldan Karaarnavut (Golyam izvor (burası çok eski bir Bulgar köyüymüş. Şimdi Çingenler istila etmiş. Çok güzel tarihi bir kilise var.) varıyoruz. Daha sonra ise Işıklar (Samuil) İlçesi’ne2 km. uzaklıkta yol üzerinde (Samuil/İsperih(Kemaller) yolu üzerinde) bölgedeki en uzun radyo vericisinin yanında, şimdi bir çiftlik olan Musa Baba Türbesi’nin izlerinin bulunduğu bölgeye varıyoruz.

Bulgaristan’da birden çok Musa Baba’nın varlığını duyuyorduk. İşte burada Demir Baba, Hüseyin Baba döneminde yaşadığına hatta onların kardeşi olduğuna inanılan Musa Baba’nın bir zamanlar türbesinin, dergahının bulunduğu bilinen alanda çekimler yapıyoruz. Yine Veysel Bayram’ın daha önceden dostluk kurduğu  Osman Sönmez (46) Söyleşimizde de halk tarafından burasının Musa Baba’nın türbesi olduğunun bilindiği, ziyaret edildiğini anlıyoruz. 1950’lilerde yıkılıp şimdi yerinde yeller esse de, Türbenin bulunduğu yer biliniyor. Ayrıca burada çok derin bir kuyu var. Asırlık çınar ağaçları ve insanların su içtikleri çeşmeler, düzlükler, harman yerleriyle bir yerleşim birimiyken şimdi elden ele geçip tarih sayfaları arasına hapsedilmek istenen Musa Baba Dergahı’nın alanı bizlere masum gözlerle, hatta yaşlı gözlerle bakıp; sanki Voden Milli Parkı’nda olduğu gibi yani Hüseyin Baba Türbesi’nin yeniden yapılması, onarılması gibi kendisine sahip çıkmamızı haykırıyor. Bizler ise birkaç saat yörede bir gezinti yapıyor, hayallere dalıyoruz.

Burada Veysel Bayram şu bilgileri bizlere aktarıyor: Vasil Marinov “Güney Deliorma” isimli kitabında (1941 tarihli), Silistre Kaymakamı İbrahim Paşa, sonradan Işıklarlı İbiş Ağa’ya burayı hediye etmiş. 1863’lerde Karaarnavut’lu Ali Ağa burayı satın almış. Bu türbenin arazisi yaklaşık 2000 dönümmüş. Ali Ağa’dan sonra bir hayli Bulgar elinden geçmiş burası. Her yıl 1 Eylül’de buradan büyük merasimler oluyormuş. Veysel Bayram’ın ifadesine göre bu kitap çok meşhurmuş. Almanca’ya vs. çevrilmiş. Birkaç baskısı yapılmış. Bu kitapta yöreyle ilgili önemli bilgiler varmış.

Osman Sönmez ise buraya kendisinin satın aldığını ve çiftçilik yaptığını söylüyor. 33 metrelik kuyuya bizi götüren Sönmez, yüz yıllık akpelit ağaçlarının olduğunu, akpelitten yapılmış Hambar (büyük ambar)ın varlığından bahsediyor. Şimdi de oldukça iyi konumda olan oturduğu evin ise Razgrat Valiliğinin zamanında makam ve misafir evi olduğunu, onların buralarda avcılık yaptıklarını, konakladıklarını duyduğunu söylüyor. Bir önemli bilgi olarak da Türbenin taşlarının Işıklar Köyü’ndeki huzur evinin duvarlarında kullanıldığını duyuyoruz.

Daha sonra ise köye gidip cemaati olmayan  tarihi camiinin avlusunda bir tarihi Mezar taşını görüntülüyoruz. Bu arada gül yüzlü Hacı Ali amca bizleri büyük bir sevecenlikle camii avlusunda karşılıyor. Onunla sohbet ediyoruz.

Camiinin avlusunda aynı köyden Mehmet isimli bir amcanın yok olmasın, diye Türbeden getirdiği iki uzun büyük mezar taşından birisini görüntülüyoruz. Bu muhtemelen Bektaşi mezar taşı. Metrelerce uzunluktaki bu taşı inceletmek gerekir.

Aynı akşam 17.30’da, davetli olduğumuz Razgart Kütüphanesi’nde yapılan yazarlar ve şairler toplantına katılıyoruz. Razgrat Yazarlar Derneği ve Deliorman Yazarlar Derneği’nin ortaklaşa düzenledikleri etkinliğe Türk ve Bulgar yazar ve ozanlar katılıyorlar. Hem Bulgarca, hem Türkçe şiirlerin okunduğu etkinlik yaklaşık iki saat sürüyor. Nezaket gösterip bana da söz hakkı tanıyorlar. Ben de bir Deliorman’ın ve Bulgaristan’ın güzelliklerini yansıtmak isteyen bir ressamın ve ozanın yüreğinin hislerini yansıtmak isteyen bir konuşmayla katılımcıları selamlıyorum.

Bugün ise  Veysel Bayram’la Söyleşi (1956) yapıp yaşamı ve çalışmalarını kayıt altına alıyorum.

 

23 Mart 2006

Demir Baba’nın Babası olduğu söylenen Horasanlı Ali Dede (AlHacı) Türbesinin kalıntıları olduğu söylenen ören yerine yani  Şumnu’ya bağlı Taşkın Köyü (Buynovtsi) yakınlarında alana gidiyoruz. Burada mezarlıklar var. Şimdi ormanın işgal ettiği, ağaçların koynuna aldığı alan çok büyük ihtimalle bir yerleşim birimiymiş. Bundan önce ise Pçelina yani Kovancılar Köyü’nden geçiyoruz. Burası da Demir Baba’nın annesinin köyü olarak biliniyor.

Bir tarihi söyleşi daha yapıyorum aynı gün. Demir Baba Türbesi’ne en yakın köy olan İsperih yakınlarındaki Mumcular’da (Sveştari) Zeynel Dede’yle söyleşimiz çok yararlı oluyor. İlerlemiş yaşına rağmen, müthiş zengin bir hafızaya sahip olan Zeynel Dede, Haydar Cemil Baba’dan ve onun çalışmalarından, şiirlerinden bahsediyor. Balım Sultan Erkanı’na bağlı olarak hizmet yürüttüklerini, şimdi keşke aynı ocaktan insanlar olsa da onlara kavuşsam, sohbet etsem diyerek, bir ölçüde yalnızlığını haykırıyor.

 

Zeynel Dede (84)’den Demir Baba Hakkında Derlenen Bilgiler:

Horasanlı Ali Dede El Hacı (Al Hacı) Akyazılı Sultan’ın dervişi, hem de semercisi (semerlerini taşıyan insan) imiş. Horasan’dan gelmişler. Al Hacı Dede 60 yaşındaymış o zamanlar. Onlar mücerretmiş. Akyazılı, Al Hacı’ya sen evlen, demiş. O da ben mücerrettim, demiş. Kovancılar’dan Turan Halifebaba varmış, Nakşilerdenmiş. Kızı Zahide varmış, bu kızı sana alalım, demiş. Akyazılı kızı babasından istemiş, onu razı etmiş. Kıdemli Baba’yı çağırmışlar (Edirne’de hasta olan Kanuni Sultan Süleyman’ın kızını iyi etmiş çok sevilen ululardan birisi). Onun istemiyle Kanuni Sultan Süleyman da düğüne geliyor. Bütün dergahlardan yardım gelmiş, büyük düğün olmuş, düğün bir hafta devam etmiş. Kızana da bu düğünde sağdıçmış. Kıdemli Baba Akyazılı Sultan’ın ayaklarını yıkıyor, Zahide su döküyor,  Kızana da siliyor. Su dökme erkanı ordan kalmıştır. Akyazılı Erkanı’ndaki ayak yıkama erkanı oradan kalmıştır. Bu evlilikten Demir Baba doğmuştur. Demir Baba 18 sene sığır gütmüştür. Tursun Köy (Zdravets) köyünde çobancılık yapmıştır. Sonra Akyazılı Sultan geliyor ve benim zamanım geldi deyip sırlarını ve gücünü Demir Baba’ya veriyor. Demir Baba Otman Baba’yı, Akyazılı’yı oraları ziyaret ediyor. Demir Baba Halife Baba, kutup oluyor. Kızılburun yakınlarındaki Ayazma’da bir müddet kalıyor. Oradan yer istiyor, oradakiler ona yer vermiyorlar. Demir baba 18 köy geziyor. Ahmetler Köyü varmış (şimdi o köy kalmadı), o köy ona yer veriyor. Ali Koçlu Baba (Ağa) varmış. Ondan tekke için yer istiyor. Şu anda tekkenin bulunduğu yerin karşısındaki mağaralık yere “Topçu Kanarası” denirmiş. Demir Baba’da önce su varmış “Hatal Suyu” denirmiş. Şu anda türbenin bulunduğu yere “Dipsiz Göl” denirmiş. Şu anda da görüldüğü gibi büyük vadi içindeki yani iki dere arasındaki bu alanları Ali Koçlu Baba, Demir Baba’ya veriyor. Demir Baba da dergahını buraya kuruyor. O zamanlarda orada bir türbe yokmuş. Meydanevi yapılmış. Kara Davut Paşa yaptırmış, türbeyi. Haydar Cemil Baba böyle demiş. Ali Koçlu Baba burada defin değildir. O Elvanlar’a doğru gitmiş sonra.

Zahide Ana’nın Demir Baba’dan başka üç oğlu daha olmuş: Yunus Abdal, Musa Baba, Hüseyin Baba. En büyüklerinin ismi Hasan Demir Baba imiş. Musa Baba “Işıklarlı Musa Baba” olarak bilinir. Hüseyin Baba Voden’de Dergah kurmuş. Dervişleri varmış, tekke yürütmüş. Hüseyin Baba’nın dervişleriyle, Demir Baba’nın dervişleri anlaşamazlarmış. “Ağlantı yapmışlar”. Hüseyin Baba’nın çobanları sormadan koyun almışlar. Demir Baba da buna öfkelenmiş. Ağır laflar etmiş. Hüseyin Baba üzüntüsünden ağlaya ağlaya kör olmuş. Ama Hakk’a yürüyünce Demir Baba onu yıkayıp defnediyor. Ümmiymiş Demir Baba, hiç okuması yazması yokmuş. Virani Baba “sen bırak ben kutup olayım” demiş, sen okuma yazma bilmiyorsun, demiş. Demir Baba da Akyazılı’dan bana kutupluk geçti, başkasına vermem, demiş. Alvanlar’da “Meşe” de definmiş Virani Baba.

 

Haydar Cemil Baba

Horasanlı Denizlerli Ali Baba Yıldırım Beyazıt zamanında buraya gelmiş. Çar İvan Şişman’dan Ali Baba arazi istemiş. O da ona 70 bin dekar arazi vermiş.

Şu anda türbede yatan ulular şunlardır: Veli Baba, Süleyman Veli Baba, Haydar Baba.

Bizler 40/50 kişiydik. Haydar Baba’yı dışarıdaki mezarından alıp, türbe içine defnettik. Haydar Baba 1962’de vefat etmişti. Haydar Baba mücerretti. Balım Sultan Erkanı’nı uyguluyordu. Ona bağlı bir baba yoktu. Benim kendisine derviş olmamı istedi ama bu çok zordu, kabul edemedim. Beni çok seviyordu, ben de halen ona bağlıyım. Haydar Baba’nın 150 kadar muhibi vardı. En çok Mumcular’da muhibi vardı; yüzden fazla. Eski Balabanlar’dan; beş on muhup, Küçük Kokarça’dan dört, beş, Aslanköy’den on kadar muhibi vardı.

Taa 1960’lı yıllardan beri biz aynı saygıyı, töreyi süreriz. Bizim üzerimize bir baba gelmediği halde biz Haydar Baba’dan aldığımız yolu bugüne kadar sürdürmeye çalıştık. Bizler ondan gördüğümüze sadığız. Bizim muhiblerdeki derece, yola giriş saati, dakikasına göredir. Bizler kişileri tek tek alırız, çift çift almayız. Ceme girecek karının kocası, kocanın da karısı ilk başta dışarıda kalıyor. Bizde herkesin bir makamı vardır. Bizde ikrar yaşı önemlidir. Babailer çift menzillidir. Bunlar da ikiye ayrılıyorlar: Babai (Pazarteli) Şerifler; Çarşambalı (Bektaşiler) Seyyidler. Aslında bunlara “Çelebi” denir.

Bizde en büyük muhip, kumanda sahibidir. Baba postuna o oturur, emir verip, cemi yürütür. Bizler de erkan yürüttük, tümünü yaptık. Nevruz, matem (on gün matem, su içilmez) hepsini de uyguladık, yaptık. Emirle posta oturtuyoruz, bu makamdır, en büyük makamdır. Herkes kendi makamına oturur. Ama tabii bizler baba olmadığımız için erkanları yürütsek de, yeni muhip alamadık, buna yetkimiz yoktu. Bizler Pazartesi, Cuma günleri erkan tutardık. 1990’a kadar inanın biz bunları böyle uyguladık. Bizim babamız yoktu, bizler öğrendiğimizi yapıp, yolumuzdan dönmedik, ayrılmadık. Daha sonra ise insanlar dağıldı. Nazilli’ye bizden çok muhip gitti. 1950’li yıllarda Haydar Baba 30/40 muhibi gönderdi. Onlar Komünizm’den korktukları için Türkiye’ye gittiler..

Bizler kimin ne olduğunu biliriz. İşaretlerimiz var, tığbentinden, erkanından kimin hangi makamdan olduğunu biliriz. Bizlerde on iki erkan vardır. 12 hizmette makam en büyük (eski) olana ilk önce verilir. Yapamayan vekil kılar. Kim erbabıysa vekillik (küçük te olsa) o bilene verilir. Hizmetleri artık o vekil makam sahibi yapar. Çıraklar uyarılır. Bizde 12 çırak uyarılır. Herkes makamına niyaz eder. “Vekil Baba” posta oturur, hizmetler yürür. Horasan Postu, Ahmeti Muhtar Postu (Baba Postu), Rehber Postu… Baba karşısında dar meydanı vardır. Bizde küre de vardır.

Bir de Şahkulu Sultan Dergahı’ndan Arnavut Kamber Baba (Kısa Kamber) baba varmış. 1910’larda buraya gelmiş, yerleşmiş. Onun da 15/20 muhibi varmış. Sevliyevo’ya yakın Gorsko Slivovo (Orman Erikli Köy) varmış. İşte Arnavut Kamber Baba’nın türbesi bu köydeymiş.

Kendisi aslında Hüseyinler (Dragomıj)’tan olan Zeynel Dede orada 30 yıl yaşamış. Muhabbate Mumcular’a gelirmiş.

 

Torlak Köyü (Tsar Kaloyan)

Razgrat – Ruse arası Tsar Kaloyan (Torlak) Köyü (kasabası)’nı ziyaret ediyoruz.

Burada Belediye Başkanı Ahmet Ahmetov (32) çok genç ama çok heyecanlı, hizmet yapmaya çok hevesli bir arkadaşa benziyor. Çevresinde Ezerce, Kostandenents (Bulgar köyü, eskiden Türk köyüymüş) köylerle birlikte 2100 hanelik beldede insanlar daha çok tarımla uğraşıyor. Ezerce’de bir ayakkabı fabrikası varmış. Orada iki yüz bayan çalışıyormuş. Merkezde tekstil atölyesi bulunan belediyenin bir lisesi, bir ortaokulu üç çocuk okulu (kreşi) varmış. Belediye gelirinin yüzde otuzu kreşlere gidiyormuş. Beş yaşına kadar çocuklar kreşlere gidiyorlarmış. Burada 1960’lardan kalma bir saat kulesi varmış. Daha da önemlisi 1416 tarihli Torlak Camii, bölgedeki Türk yerleşiminin tarihini gösterir gibi. 1878 Türk Rus Savaşı’nda Ezerce Köyü’nde 750 Türk, 250 Rus askeri ölmüş. Burada da en büyük sorun işsizlikmiş. İlçeden 300 kişi “gurbetteymiş”. Belçika, Almanya, Hollanda, Fransa’da işçi olarak çalışan Bulgaristan’daki gurbetçilerden 70 Bulgar da İspanya’dan oturma izni almışlar. Burasının tarihi çok eskilere gidiyormuş.

Belediye başkanı Türkiye’den bol bol kitap istiyor. A.B.’den çok umutlu oldukları söyleyen Belediye Başkanı kurdukları kütüphanenin bağış yoluyla büyüdüğünü söylüyor.

Yöreden yetişen ünlü yazar ise Sabri Tata imiş. Kendisinin Ünal Yayınları’ndan şu eserleri yayınlanmış; Gündoğarken, Köyün Kaynanası, İki Arada, Seri Halinde Dört Kitap; (Pehlivanoğulları ismiyle) İlk Gözağrısı, Kurt Bayırı’nın Sırrı, Tuna’nın Peri Güzeli (2 kitap) Onur’un İsyanı; Geyik Avı.

Yine bölgeden Ahmet Şeref Şerefli’nin yayınlanmış kitapları varmış: Bulgaristan’daki Türkler (1879/1989) (T.C. Kültür Bakanlığı Türk Dünyası Edebiyat Dizisi, 2002, Ankara); Türk Doğduk Türk Öldük (Kültür Bakanlığı, Türk Dünya Edebiyatı, 2002, Türk Tarih Kurumu Basımevi), Önce Düşünceler Kelepçelendi (Ayışığı Kitapları, 2001, İstanbul), Sen İstanbul’a Gelme, (Roman, 2003), Vakit Geç Oldu (Tuna Yayınları, 2001, Bursa), Çocuğun Azı Şiirler (Omay Yayınları, İstanbul, 1988), Şirin (Büyük Hikaye, Narodna Prosveta, Sofya, 1966), Yer Yeşil Gök Mavi Kalsın, 40. Yazı Yılı, Balkanlar’da Türk Kültürü Yayınları, Bursa, 1994,  Azın Çoğu (Şiirler), Sofya, Narodna Prosveta, 1963, Dünya Bizim Biz Dünyanın Çiçekleri (Narodna Prosveta, Sofya, 1965 (Çocuk Şiirleri)), Müjde (Şiirler, Narodna Prosveta, Devlet Neşriyatevi, 1960, Hollanda Kültür Merkezi, İstanbul.

Refan Delimustafa ile (41) sohbet ediyoruz. Hak ve Özgürlükler Hareketi HÖH. Torlak il ve Meclis Başkanı olan Delimustafa’dan aldığımız bir bilgiye göre ise; Kocaeli Sarımeşe Belediyesi’yle kardeş ilçe olmuşlar. Bu belediye 1994’de kurulmuş.

Belediye binasında “Her iki belediye arasında ortak bir miras olan Hergeleci İbrahim anısına düzenlenen, kültür sanat ve spor şenliklerine katılmanızdan dolayı büyük onur duydum, birlik ve beraberliğimizin daim olmasını temenni eder, çalışmalarınızda başarılar dilerim,” diyen bir yazıyı okuyoruz. Sarımeşe Belediyesi daha çok Ezerce Köyü’nden gidenlerce kurulmuş bir yermiş. Ağustosun en son cumartesi pazarı Güreş Festivali yapılıyormuş, bu topraklarda doğmuş dünya şampiyonu Karaahmet Adnan adına. O Mısır’da çok güreşmiş, Akrasay’da ölmüş. Ergeneci İbrahim Pehlivan Ezerce’liymiş. Mezarı Sarımeşe’deymiş.

Belediye başkanı bu şirin belde de bir müze kurmak istiyor. Buranın tarihi mirasını yaşatmak isteyen bir başkanla karşı karşıyayız.

Ahmet Şerif Türkçe Kitaplar Kütüphanesi’ni ziyaret ediyoruz. Çok aydın, sıcak kanlı olan belediye başkanı bizleri çok sıcak karşılıyor. Kütüphanedeki çocuklarla sohbet ediyoruz. Kütüphanenin Türkiye’deki Kültür Bakanlığı yayınlarıyla donatılmış olduğunu görüyoruz.

Bulgaristan Ziyareti esnasında Sevgili Veysel Bayram’la yaptığım görüşmeler sonucunda şu bilgilere de ulaşıyorum:

Bulgaristan’ın İran Büyükelçiliği Kültür Ateşeliği 2002’ye kadar 27 Bulgarca kitap basıp dağıtmış. Bunlar İran rejiminin paralelinde kitaplarmış: Sahifa, İmam Zeynel Abidin’in öyküsünün olduğu bir kitap, Eski İran’ın Kültür ve Edebiyatı, İslam Nedir?, Hz. Muhammet’in Kalbinde ve Gözünde Kadın, Ayetullah Humeyni Döneminde İran Devleti, İran (Seyahat), Allah ve Onun Emanetleri, Peygamberlik, İslam’da Kadın, İnsan ve Onun Kaderi, İran Anayasası, 2001 Yılından Önce İran, İslam Topluluğunda Medeniyet, Gençlik ve Moral, 14 Masum Pak, Namaz Nedir?Bulgar Dilinde Gramer, İran’da İslam İstilası, Bahardan Şiirler, İslam’da Aile, İmam Humeyni’nin Hayatı, Kuran’ı Kerim’de İnsan,Şiirler, Müslümanlıkta Kadın, Hür İnsan ve İnsanın Hür Olması, Farsça/Bulgarca Sözlük, Şiirler, İnanç Düşünce Rönesansı, Fars Hikayeleri, Sadi, Şiirler

Bunlar ücretsiz olarak bol miktarda basılıp, dağıtılıyormuş. Ayrıca İran’ın Sofya’daki konsolosluğu da çeşitli etkinlikler yapıyormuş.

 

Bir Şiir

 

Bir gün geri döndüğüm zaman

-dönersen eğer-

burada olmadığının farkına varacaksın.

 

Sokaklar binbir yöne

kaçıp gidecek senden,

bir tek kendi yönünü donmuş bulacaksın.

Selam vereceksin solum

ve biraz da sıkılgan,

selamın yabancı gelecek burada insanlara.

Eve gireceksin, işkilli ve utangaç,

bön bön bakınacaksın;

unutulmuş, bir rüya evi gibi gelecek sana.

yokluğunu bulacaksın, parmakların

ucuyla dokunduğun

yerleri değişmiş kitap ve eşyalarda

ve o zaman anlayacaksın ki, bir şeylere

yer değişmiş,

yalnız bu evde değil, dünyada da.

 

Çok basit ve doğal bir şey bu:

doldurmak içindi, bir zaman

Senin olan, senden kalan boşluğa

 

Blaga Dimirtova

(Ünlü Bulgar Şair, Kartallar Yokoluyor Çev.: Sabahattin Bayramöz, Derleyen: Salih Baltacı, Şiirler, Edirne, 1994)

 

 

Dönüş

Çok sevdiğim dostlar ve bu ülkeden ayrılma zamanıdır artık. Her zaman olduğu gibi biraz hüzünlü ayrılıyor, Razgart’tan. Razgart’ta Otagar’dan Sofya’ya uzanan uzun yol boyunca türlü hayallere dalıyorum. Çoğu kez hüzünlü, hülyalı düşlerle karışık, biraz sıkıntılı, az heyecanlı bir yolculuk içinde buluyorum kendimi. Bu biraz da gerçekten içinde bulunduğum koşullardan kaynaklanıyor sanırım. Yanıbaşımda Muaviyeleri gördükçe, kime neyin mücadelesini verdiğimi zaman zaman sorguluyor, kahpe feleğe bol bol sitem ediyorum. Bir gün yapılanların hesabı sorulur en azından dile getirilir, diyor, bazen de efkarımı dağıtmaya çalışıyorum. Sofya’ya varmadan verilen mola yerlerinde kimileyin Türklere rastlamak ne bahtiyarlık. Sofya’ya yaklaştıkça daha önce de gördüğüm çirkin blokları çok olan bu büyük şehrin epey imardan geçmesi gerektiğini tekrar düşünüyorum. Otogar’da ise beni Nevin Hanım ve bir süredir Sofya’da kalan Veysel Bayram’ın sevimli, candan kızı Ayla karşılıyor.

Nevin Gramatikova (Gafilova- Nevena Gramatikova) Sofya Üniversitesi Tarih Bölümü mezunu. Balkanoloji Enstitüsünde doktorasını tamamlamış bir Bulgaristan Türk’ü, hem de Alevisi olarak beni çok sıcak karşılıyor. Balkanlar’da, Bulgaristan’da Sufi/Mistik Tarikatlar ve Heteredoks İslam Cereyaları konularını araştıra Nevin Hanım, Demir Baba’nın sufi çevrelerdeki konumu ve Demir Baba Velayetnamesi’nin Türk heteredoks vilayetnameleri içindeki yeri temelli bir çalışma yapmış. Bu arada velayetnamenin yazılışı, müellifi hakkında bilgiler var mı?, metnin kopyaları, kimler tarafından yapıldığı, hangi topluluklar içinde gezinmiş bu kopyalar, kimler okumuş bu kopyaları, hangi topluluklar içinde yerini bulmuş, Demir Baba’nın içinde bulunduğu topluluk, inanç, kültür, sosyal yapısı… konularını detaylarıyla araştıran Nevin Gramati merkeze Demir Baba’yı koyarak onun çevresindeki İslam anlayışının tarihsel sürecini derinlemesine incelemiş.

 

Nihayetinde gece yarısı bindiğim bir minibüsle Makedonya’ya doğru yola çıkıyorum…

 

 

 

Zeki Güneş

Bu arada CEM Vakfı’nı ziyaret eden Haskovo/Kırcaali Bölgesi’nden Zeki Güneş’ten de bilgiler alıyorum. Aynı zamanda kendisinin de dahil olduğu CEM Vakfı’nın Kırcaali/Haskova şubesinin çok güzel çalışmalar için çaba harcadığını da söylemeliyiz. Şubenin üyeleri ise şu isimlerden oluşuyor: Hüsein Tasım Mümün, Erol Osman Mehmet, Velyahtin Seydahmet Süleyman, Nejdet Halil Ahmet, Muharrem Hasan İzet, Osman Mehmet Kamber, Mustafa Ali Mustafa, Mustafa Fahri Ahmet, Hüsein Veliaydin Ahmet, Nedred Yekevin Mümün. Mustafa Bey’in konuya ağırlık vermesi, yöredeki insanlar üzerinde etkili birisi olması nedeniyle bu arada bazı ziyaretler de gerçekleşiyor.

Kendi ifadesine göre Haskova’da “Şiroka Polyana” Alan Mahalle, Haskova Kırcaali Yolu üzerinde ve Haskova’ya20 km. uzaklıkta 250 nüfuslu bir beldeymiş. Eskiden burası 750 haneymiş. Buradaki insanlar Ahmet Kasapoğlu’nu mürşit olarak biliyorlarmış. Yörede Demirhanlı Ali Baba, Hoş geldin (Hoşkelti) Baba, Omar Baba, Dallı Baba Türbeleri varmış. Burada Babailer çift menzilli (çift koç kesenler) imiş. İkrarlı, rehberli ibadetler devam ediyormuş.

Zeki Güneş her yıl geleneksel olarak yapılan Hıdırellez etkinliğinin önemine vurgu yaptıktan sonra mutlaka buraya gelin, görün, diyor.

 

Ayhan AYDIN