Bulgaristan Araştırma Gezisi (I)

Büyük bir heyecan içinde Türkiye sınırını geçince, ilk tadılan zevklerin en büyüklerinden birisini yaşamanın kıvancını duydum, Bulgaristan’a girince.

Sınır kapısında hiçbir sorunla karşılaşmadan, Bulgaristan’ı geçmemiz bizim için önemli bir başlangıçtı. Edirne’den sonra en büyük yerleşim birimi Sivilengrat (Cesr-i Mustafa Paşa) orta büyüklükte bir il görünümünde kısmen gelişmiş daha sonra rastlayacağımız gibi on yıldır devamlı gerileme içine giren Bulgaristan şehirlerine benziyor; belirgin bir hüzün var buradaki yaşamda, sokaklar canlı değil, işyerlerinde, evlerin önlerinde hareketsizlik var. İnsan sayısı oldukça az.

Fabrikalar çalışmıyor, hatta birisi harabeye dönmüş. Daha önceki dönemlerde üretim yerleri olan binalar yıkılmış, dağılmış. Yine buraya 20 Km. uzaklıktaki Harmanlı’nın durumu da hiç farklı değil.

Ahmet Hezarfen’in belirttiğine göre burası tarihte önemli bir Türk yerleşim birimiymiş. Şimdi ise ıssızlık hemen göze çarpıyor. 50 km. sonra Haskovo (Haskova)’ya varıyoruz.

 

 

29 MART 2000

 

Haskovo

Daha önce edindiğimiz telefon ve adresle temas kurduğumuz Hasan Asar Baba’yı, Akpınar ve Mekedonya Mahalleleri’ni arıyoruz. İlk adres sormayı Ahmet Hezarfen bir Bulgar’a yapıyor, yaklaşmışız. Daha sonra bir okulun önünde küpeli, yaşları 13/15 civarında olan gençlere sorular sorduğumuzda ise Türkçe yanıtlar alıyoruz. Onların tarifiyle kolayca buluyoruz, bizi yolda bekleyen Hasan Asar’ı, üç katlı ve bahçeli evinin önünde. Birçok çeşit çiçek ekilmiş bahçeye. Biraz konuştuktan sonra, yukarı çıkıyoruz. Türkiye’deki herhangi bir Türk ailesinin evine çok benzeyen eve ve hane sahiplerine hemen ısınıyoruz. Hemen hazır çaylarımızı yudumluyor, kısa bir sohbetten sonra; yorgunluğumuzu atmadan Otman Baba’ya doğru yola çıkıyoruz. Yolda sohbetlerimizle civardaki köy isimlerini, tepelerin, dağların isimlerini Hasan Asar Baba’dan öğreniyoruz. Buna göre, 30/40 Km. uzağımızdaki Otman Baba’ya varmadan Hıdırellez Tepe, Tanrı (Asar) Tepesi’ni görüyoruz, yolda Bulgar köyü olan Tatar Köyü’nü geçiyoruz. Ve karşımızda bir tepenin eteğindeki Otman Baba Türbesi.

 

Otman Baba

Otman Baba Türbesi bir koruluğun da bulunduğu yüksekçe bir tepenin eteğinde. Oldukça iyi korunduğu ilk bakışta anlaşılan Türbe’ye vardığımızda açıkçası büyüleniyorum. İçinde Alevi/Bektaşi ulularının temsili resimlerinin bol bol bulunduğu Türbe çok bakımlı ve temiz. Mumları yakıyoruz. Ahmet Hezarfen (ricamız üzerine) Kur’an okuyor, Hakkı Saygı Baba dualar ediyor. Hasan Asar Baba ise buna şaşıyor ve tüm duaların Türkçe olmamasını anlayamadığını söylüyor. Arapça’nın anlaşılmaz laflarının ne işe yaradığını kavrayamadığını söyleyen Hasan Asar Baba, Ahmet Hezarfen’den okuduğu surelerin Türkçe karşılığını kendisine iletmesini istiyor. Yine Türbe’nin önünde başka mezarların da bulunduğu bir başka küçük yapı daha görüyorum. Orayı da ziyaret ediyoruz. Türbenin tepeye bakan arka kısmında ise başka yapılar var. Ocaklar, ateşgedeler, kiler vs. bunların da iyi korunmuş olduğunu görüyoruz. Yine bunların yanında aşları yemek için ayrılmış sandalyeli, masalı üstü kapalı önü açık bir başka yapı daha var. Ben tamamen otlak arazisi olarak ayrılan ve Türbe ile koruluktan bir çitle ayrılan tepeye çıkıp uzaktan vadinin resmini çekiyorum.

Bir Bulgar, Alevi/Bektaşi karışımı olan Koçaşlı Köyü’nü geçip Bölgedeki Alevi (Babai, Kızılbaş) köylerinden birisi olan Karalar (Gorna Krepost (Kale)) köyüne doğru ilerliyoruz. Bu arada Sünni daha doğrusu buradaki ifadeyle Sofu köyü olan Aydoğmuş’u görüyoruz. Yine Sünni Türk köyleri Akkaykoyran, Göktemezler, Doğancılar, Çitlik (Sünni/Alevi karışık), Köylerinden geçiyoruz. Hasköy’le Harmanlı arasında aslında birçok Türk köyü var: Saruhanlı, Habibçe, Yenicelili, Uzunca-ova, Sorgunlu, Alemdar, Akpınar, Mahmutlu, Temirezli, Tuğralı (Duralı), Elmalı, Salihli, Salihler, Seymen-Tırnavası, Tekke köyü.

Karalar Köyü

 

Hü Dost

Çerağlar uyandı gönül şad oldu,

Rah-ı mücerrette bağlı belimiz.

Dergahımız bu dem nur ile doldu,

El ele, el Hakk’a gider elimiz.

 

Balım Sultan Erkan’ına kavuştuk.

Kadıncık Ana’yla didar görüştük.

Ferhad gibi çetin kayalar aştık,

Harabat ehline çıkar yolumuz.

 

Harabatım, harab oldum ayılmam,

Muhammed, Ali’den gayrıyı bilmem.

Ab-ı hayat içtim vallahi ölmem:

Ente mutu sırrı oldu ölümüz.

 

Ben bir Türk kızıyım (Adviye Bacı)

Türk müctehitleri başımın tacı.

Kahraman ırkımın takati gücü,

Hünkar Hacı Bektaş Veli ulumuz.

Adviye Koca

 

Karalar Köyü’nde Hasan Asar Baba’nın tanıdığı; Zakir Abdi Rakipli Abdi (91) Amca’nın evine gidiyoruz. Evin önünde eşi sandığımız ama gelini olduğunu öğrendiğimiz Fatma Ana’yla (72) ikisini çalışırken buluyoruz. Ziyaretimizden çok mutlu oluyorlar. Evlerine davet ediyorlar. Biz ise gün batmadan köyün içinde bulunan Hıdır Baba Türbesi’ni ziyaret için izin istiyoruz. Abdi Rakipli’den köyün babasını kendi evine çağırmasını rica ediyor, sohbet etmek istediğimizi söylüyoruz. Hıdır Baba Türbesi köyün içinde oldukça bakımlı küçük bir türbe. Horasan erenlerinden olduğu söyleniyor. Burada meftun olmuş, bu köyde yatırını yapmışlar. Ahmet Hezarfen ise bu ulunun çok önemli bir eren olduğunu, burasının tarihi öneme sahip olduğunu söylüyor.

Eve dönerken yolda Hasan Ferhat Baba’yla karşılaşıyoruz. Ferhat Baba’nın 8 yıldır baba olduğunu öğreniyoruz. Hemen yiyecek bir şeyler ve 6 gün boyunca tüm ziyaretlerimizde karşılaşacağımız doluyla, demle karşılaşıyoruz. Bol dualardan sonra Abdi Rakipli Abdi’den yüz yıllık sazından “Kur’anlar” dinliyoruz. Evet Kur’an’lar… Haskova bölgesindeki Babailer, Aleviler, Bektaşiler deyiş ve düvazlara Kur’an, diyorlar. Yine aynı şekilde Hasan Asar Baba ve Hasan Ferhat Babalar da deyişler okuyorlar. Alevilik hakkında söyleşiyoruz. Bir saat kadar kalıp yola koyuluyoruz.

Hasan Asar Baba’nın evine gittiğimizde daha önce telefonla haber verilen Ahmet Ali Osman Hamza Baba’yı bizi beklerken buluyoruz. O akşam gece yarısına kadar, sohbet ediyoruz, söyleşiyoruz.

(Hasan Baba’dan Haskova Göveçler’de İbrahim Veli Baba’nın, Kırcaali Elmalı’da Kazeller’de Mehmet Ali Baba’nın olduğunu öğreniyorum.)

 

30 MART 2000

Sabah erkenden Kıdemli Baba, Musa Baba ve Akyazılı’ya gitmek üzere yola koyuluyoruz.

44 Km. ilerledikten sonra Stara Zagora, Eski Zağra’ya uğruyoruz, daha sonra30 km. doğudaki Yeni Zağra’ya geçiyoruz. Buraya çok yakın olduğunu daha önceden öğrendiğimiz Kıdemli Baba Türbesi’ni aramaya koyuluyoruz. Onlarca km. dolanıp, çok uğraşmamıza Türk, Bulgar, Çingene birçok kişiye sormamıza rağmen Kıdemli Baba’nın yerini bulamıyoruz. Hayli köyler geçiyoruz, geri dönüyoruz, 2 saatimiz geçiyor. Hakkı Saygı burayı mutlaka ziyaret etmek istediğini söylüyor. Bulgar köyü Akkaynak, Trakya Köyü, Sredets’i, Atmaköyü geçiyoruz.

(Sohbetlerimizde Hasan Baba’dan; Haskova Paşaköy Voyvodovo’da Muhittin Baba ile Zakir Pir Sefa’yı öğreniyoruz. Haskova Koçeşli Zalitiks’de Süleyman Dede’nin, Göveçler’de İbrahim ve Nizamettin Dedelerin varlığını öğreniyoruz. Çingenelerin, Türklerin, Bulgarların ortak yaşadıkları Yeni Zağra’da Osmanlı’nın en büyük şayak fabrikasının olduğunu söylüyor, Ahmet Hezarfen.) Pıdarevo’yı, Bitova’yı yani Kıdemli Baba’nın bulunduğu bölgeyi arıyoruz. Velhasıl çok uzun aramalardan, tariflerden sonra yanlışlıkla askeri bölgeye girmemize rağmen, askerlerin yardımıyla, yol göstermeleriyle Türbe’nin eteğine geliyoruz. Türbe tüm dolanmamıza rağmen aslında şehir merkezine çok yakın bir alanda imiş. Yüksek bir tepenin başında olan türbenin ancak çatısını görüyoruz. Birkaç saatte ulaşabileceğimizi tahmin ettiğimiz, araç çıkmayan bu türbeyi ziyaret edemeden oradan ayrılıyoruz. Şimdiki hedefimiz ise Akyazılı.

İslimye’nin, Sliven’yenin yani çingenelerin yoğun olduğu ilçenin içinden geçerek kuzeye doğru ilerliyor,30 km. doğuya doğru ilerleyip 4 yol ağzı bir kavşağa varıyoruz. Burada birer kola içtikten sonra Büyük Balkanlar’a adım atıyoruz.

Buraya kadar olan ziyaretimizde insanlarda müthiş bir umutsuzluk, neşesizlik hissediyorum. “Baharın neşesi vurmamış yüzlerine / Garip garip bakar insanlar” defterime karaladığım dizeler oluyor. Kilometrelerce uzanan verimli topraklarda makine, alet, edavat göremiyorum. Yine kilometrelerce uzanan alanlarda, bağların bozuk durduğunu, çalılaştığını görüyorum. Müthiş güzel bir tabiat, doğa ama işsizlik, çaresizlik pek yaman. (Yol boyu Hakkı Saygı, Ahmet Hezarfen, Hasan Asar’la söyleşiyoruz. Harmanlı’da Hamza Baba türbesinin olduğunu öğreniyoruz. Bulgarca birkaç kelime pişi; yaz, da; tamam, kaksi; nasılsın, dobro utro; günaydın… Bulgar Yazar Petır Beron’un köyü Beron’dan geçiyoruz. Varbitsa Kasabası’nı, Alevi köyü Yenimahelle’yi, çok büyük bir Sünni Türk köyü Preslav (Eski İstanbolluk)’ı, Büyük bir Sünni Köyü Yeni Akdere (Beorika), Sünni köyü Tutsa, Veleniva, Yankova (Nurcuların olduğu söyleniyor) Bulgar Hırsova, Sünni Doyuranlar’ı geçiyoruz.

Büyük Balkan Dağları’nda kuş uçmuyor, araba geçmiyor. Saatler boyunca süren yolculuğumuz aslında biraz riskliydi. Yollar o kadar kötüydü ki araba haşat oldu. Hele ağır kıştan sonra kırılan ağaçlar yollara kadar dökülmüş, o kadar bakımsız, kendi haline bırakılmış bir orman vardı ki; binlerce ağaç kurumuş, kırılmış, yıkılmış ama hiç el değmemiş.

 

Şumnu

Bu zor yolculuktan sonra Şumnu’ya varıyoruz.

Şumnu Ahmet Hezarfen’in şehri. Okulu buradaki Nüvvapta okumuş. Orta büyüklükte bir ilçe merkezi görünümünde olan Şumnu’da Ahmet Hezarfen pek zorlanmadan yıllar önce okuduğu okulu buluyor. Buradaki öğrenci ve öğretmenlerle konuşuyor. Fotoğraflar çekiyoruz. Okul şimdi İmam Hatip okulu olmuş. Okulun karşısında büyük tarihi Tombul Camii’de ibadet eden insanları görüyoruz.

Bulgaristan’da sayıları sınırlı olan benzin istasyonlarını bulmak da bir mesele. Şehir çıkışında benzin alıp yola koyulacakken yine büyük bir aksilik arabanın tekeri patlıyor. Birkaç saat oyalanmak zorunda kalıyoruz.

Hele hele çok istediğimiz Musa Baba Türbesi’ni de bulamayınca akşam üzeri olan bu olay planımızı değiştiriyor. Varna’ya Akyazılı’ya gitmeyi bir gün sonraya bırakıyor; doğruca kuzeye Karalar, Akkadınlar köylerine doğru yol alıyoruz.

Yani Deliorman’a. Bulgaristan’daki en yoğun Alevi/Babai/Bektaşi yerleşim bölgesine.

 

Çernik (Karalar)

Yine Madara’dan geçip Yeni Pazar’a uğruyoruz. Kuzeydeki diğer bir ilçemiz Mahmuzluk. Bir ilçe büyüklüğündeki Akkadınlar’a (Dulovo) vardığımızda akşam olmuştu. Akkadınlar’dan geçip hemen ayrı bir mahalleymiş gibi duran Karalar’a (Çernik’e) yani Hakkı Saygı’nın annesinin köyüne varıyoruz.

Hakkı Saygı’nın dayısının kızına konuk oluyoruz. Yine, çiçekli, ağaçlıklı güzel bahçeli hanede ev sahibi Mehmet Ali Karakaş bizi çok iyi karşılıyor. 69 yaşındaki Karakaş’ın bilgili, ilerici bir insan olduğu anlaşılıyor. Hemen durmadan; yarinki programımızı yapıyoruz. İlk hedef sabah erken Akyazılı’ya ve Musa Baba’ya gitmek, civar köylerdeki babalarla bir toplantı yapmak ve özellikle Abdullah Baba ve diğer bilgili babalarla söyleşiler yapmak. Hiç durmadan kalkıp Akkadınlar’daki Abdullah Baba’nın yanına gidiyoruz. Ahmet Hezarfan çok yorulduğu için gelemiyor.

Perşembe olduğu için Abdullah Baba’yı cemde buluyoruz. Bizi kabul ediyor. Sohbet ediyoruz, gelen canlarla selamlaşıyoruz, niyazlaşıyoruz. Planımızı uygun bulan Abdullah Baba bize yardım etme sözü veriyor. Diğer kendine bağlı ve civar köylerdeki babalara haber vereceğini söylüyor. Aynı hassasiyeti Mehmet Ali Karakaş da gösteriyor. Cemde istisnasız tüm kadın ve erkekler birbirleriyle selamlaşıp, niyazlaşıyorlar. Ana Sultan da Abdullah Baba’nın yanında hemen hemen tümüyle Abdullah Baba kadar saygı görüyor, hizmetlere katılıyor. Çerağlar yanıyor, sohbetler ediliyor. Ceme giren tüm çiftler musahipli. Burada kesinlikle musahipsizler ceme giremiyorlar.

Bizi o kadar sıcak karşılıyorlar ki, bırakmak istemiyorlar.

Eve dönerken; yine Hakkı Saygı’nın bir başka dayısının kızına konuk oluyoruz. Baba olan hane sahibi bizi bırakmıyor. Sohbet ediyoruz, söyleşiyoruz, berber olan babayla. Gece yarısına doğru kaldığımız eve dönüyoruz, hazırlanan lokmalardan alıyoruz. Saat bire doğru yatıyoruz.

Ama Hakkı Saygı ile Mehmet Ali Karakaş sohbete devam ediyorlar.

Karalar Köyü; 700 Hane, 3000 kişi. Muhtar Ali İbream (İbrahim) (Alibram).

Akkadınlar Köyü; 1200 Hane, 5000 nüfus. Bu köyler hemen hemen tümüyle Alevi/Bektaşi.

 

31 MART 2000

Akyazılı

Sabah yine çok erken kalkıp, yollara düşüyoruz. Bugün arabayı Hakkı Saygı’nın yeğeni Süleyman kullanıyor.

Yarı Bulgar, yarı Türk Mejden’den, Kableşkovo’dan, Tervel yani Kurtpınar’dan, Koçmar’dan, Karapelit’ten geçerek Dobruc’a yani Pazarcık’a, Hacıoğlu’na uğruyoruz.

Balçık’tan sonra Balçığa yakın, yol kenarında olan Batova’daki Akyazılı Türbesi erkenden ziyaret ediyoruz. Aslında merkezi bir yerde, yol kenarında çok geniş bir bahçe içerisinde olan bu Türbe, Türk Kültürü’nün Bulgaristan’daki simgelerinden birisi. Fakat içeri girince gerçekten çok hüzünleniyoruz. Kitabesi kırılmış, çatısı uçmak üzere olan Türbe’nin diğer hizmet binalarının içinde kuzular otluyor. Çok büyük olduğu anlaşılan fırınlığın bir tek tepesi kalmış. Bahçesinin içinde büyük bir şadırvanı ve ayrıca çeşmesi olan bu yapının yaklaşık 500 yıllık olduğu anlaşılıyor. Ahmet Hezarfen kitabesinden buranın II. Beyazıt tarafından yaptırıldığının okunduğunu söylüyor. Bekçisini bulup Türbe’yi açtırıyoruz. İçi de dışı gibi harap olmuş bu 7 köşeli mimari üzerine oturtulmuş, Alevi/Bektaşi inancının tüm renklerinin olduğu, bir zamanlar çerağların yandığı bu mekanda kuşlar yuva yapmış… Hüzünle ayrılıyoruz Türbe’den.

Güneye nazaran kuzeydeki toprakları ekilmiş, görünce seviniyorum. Böylesine güzel bir ülkenin harap olmasına içim dayanmıyor. Alevi/Sünni Türklerin, Bulgarların giyimleri birbirlerine o kadar benziyor ki onları birbirinden ayırmak mümkün değil. Yollar boyunca insanları hayvanlarıyla iç içe çalışırken görüyoruz. Kavga, yaşam kavgası, herkes bir uğraş içinde. Kapılarının önünde oturup sohbet eden kadınlar yol boyu bize gülümsüyor. Tarlalarda, yollarda tek tip elbiselerle çalışan işçi kadınlar ise hayatın yükünü omuzlamış gibiler.

 

Musa Baba

Sonra bir gün önce patlayan tekerimizi tamir için Varna’ya gidiyoruz.

Deniz kenarındaki bu şehir oldukça gelişmiş. Bir sanayi ve ticaret merkezi görünümünde. Oto tamir kulübelerinin yanında Türkiye’deki gibi seyyar satıcılar sarıyor çevremizi. Neyse ikinci el bir tekeri 25 levaya (sıfırların atılmasıyla leva 0. 99 Mark olmuş, fakat tabii ki paradan sıfır atmak hiçbir şey ifade etmiyor, uluslar arası alanda levanın değeri yine aynı) alıp, tekrar yola düşüyoruz.

Hedef yine Musa Baba Tekkesi, amaç bir gün önce saat 16. 00’da yapmayı planladığımız Babalar Toplantısı’na zamanında varmak. Doğudan tekrar batıya yöneliyoruz. Yeni Pazar civarındaki Türbe’yi uzun aramalardan sonra buluyoruz.

Tekke Kolçası isimli köye yakın bir tepenin eteğinde bulduğumuz Musa Baba Türbesi’nin önünde bir gölet var. Yakın bir tarlada çalışan Türbenin bakıcısı Ahmet Bey (Gacal lakaplı) anahtarı bize veriyor. Burası da oldukça bakımsız, küçük bir türbe. Alçak tavanı, kiremitli çatısıyla tipik bir ziyaret yeri. Önünde geniş bir bahçesi olmayan bu türbe de bir tepenin eteğinde.

Ziyaretimizi yapıyoruz; mumları Hakk/Muhammed/Ali aşkına yakıyoruz, gönlümüzün gamı gidiyor, okunan dualarla. Türbe’nin önünde bu arazinin sahibinin olduğunu öğrendiğimiz iki katlı bir binayı da görüyoruz. Bu türbenin hemen yakının da ise Gübürlü Baba Türbesi var.

Yine tekrar kuzeye hareket ediyoruz.

Bir kısmında farklı güzergâh izlediğimiz yolla Mahmuzluk’a ve Karalar’a varıyoruz. Yemeğimizi yedikten sonra hemen cemevinin, caminin ve bir türbenin (yakın zamanda ölen üç kişinin mezarının bulunduğu yer) alana gidiyoruz. Ummadığım bir manzarayla karşılaşıyoruz.

 

Karalar’da Babalar Toplantısı

Yaklaşık 40 babanın ve zakirin geldiği toplantıyı açık havada yapmayı tercih ediyoruz.

Ziyaret nedenimizi, Anadolu İnanç Önderleri İkinci Toplantısı’nı, CEM Vakfı çalışmalarını anlattığımız toplantıda ben, Hakkı Saygı, Ahmet Hezarfen birer konuşma yapıyoruz.

Konuşmamda özellikle Alevilik, dedelik, babalık geleneksel inanç kurumlarımıza değiniyorum. Daha sonra katılımcılara söz veriyoruz. Konuşmaya pek istekli görünmeyen babaları çok sık ricalarla konuşmaya davet ediyorum. Ama belli babalar konuşuyor.

Bizi büyük bir sevecenlikle karşılayan babaların ziyaretimizden çok memnun oldukları anlaşılıyor. Kendilerine dağıttığımız dergi ve kitapları büyük bir aşkla alan babalarla sıcak temasımız oluyor. Baltacı Yeniköy’den Halim Süleyman Baba (20 yıldır baba) Latince Kur’an ve dini kitaplarla hutbeler istiyor. Akkadınlar’dan Şair Ali Bayram, Cem Dergisi ve diğer dergilerden istiyor.

Karalar’ın köy imamı Ahmet Sakallı, televizyon kanalı açılmasını, radyo istasyonunun oraya kadar uzanmasını, imam hatip benzeri bir okulun olmasını istiyor. (Sünni kökenli imam, Bektaşiliğe intisap etmiş ama tam uyamamış görünüyor), Söğütçük Köyü’nden (Vodno) Muharrem Karagöz Baba (14 Senelik Baba), Baltacı Yeniköy (Bradvari) Merdan Hakkı Celil Baba, Sögütçüklü Hüseyin Akçaoğlu (14 yıl) Baltacı Yeniköylü Ali Rıza baba (13 yıldır baba), Akkadınlar’dan Abbullah Baba, Baltacı Yeniköy’den Recep Hakkı Baba, Karalar’dan Selman İbrahim (19 yıldır baba) Karalar’dan Aziz Halil, Karalar’dan Süleymanoğlu Ali Yusuf (3 yıldır baba) babalar söz alıp konuşuyorlar. Ortak yan, daha çok kitap, dergi, belge, bilgili insan isteği, ortak çalışmalar yapılması, farklı törelerin birleştirilmesi, kendilerine sahip çıkılması vs.

 

Toplantıya katılan babalar; (tespit ettiklerimiz)

 

Vodno-Söğütçük                 Muharrem Karagöz (14 yıllık Baba),

Vodno -Sögütçük                Hüseyin Akçaoğlu (14 yıl),

Bradvari -Baltacı Yeniköy  Ali Rıza baba (13 yıl),

Bradvari- Baltacı Yeniköy Recep Hakkı Baba,

Bradvari -Baltacı Yeniköy Merdan Hakkı Celil Baba,

Bradvari -Baltacı Yeniköy Halim Süleyman Baba (20 yıl),

Bradvari -Baltacı Yeniköy  Ali İbrahim Baba (6 yıldır baba),

Bradvari -Baltacı Yeniköy  Süleyman Hasan (18 yıldır baba),

Bradvari -Baltacı Yeniköy  Tahir Yaşar Kabu(15 Yıldır),

Bradvari -Baltacı Yeniköy  Halil Ali Ateş (1yıldır baba),

Dulovo           -Akkadınlar               Bünyamin Salih İlyas (6 yıl),

Dulovo           -Akkadınlar               Ahmet Ramadan Nebioğlu

(20 yıldır baba),

Dulovo           -Akkadınlar               Abdullah Hasan Abdullah (21 yıl),

Dulovo           -Akkadınlar               Veli Maksut Halis (8 yıldır baba),

Dulovo           -Akkadınlar               Abdullah Baba,

Dulovo           -Akkadınlar               Şevket Rıza Ali (3 yıldır baba),

Çernik            -Karalar                    Selman İbrahim (19),

Çernik            -Karalar                     Aziz Halil,

Çernik            -Karalar                     Süleymanoğlu Ali Yusuf (3),

Çernik            -Karalar                     Köy İmamı Ahmet Sakallı,

Çernik            -Karalar         Ahmet Mehmet Salih (24 Yıldır baba),

Çernik            Karalar                                  Rıza Salimoğlu (8 aydır baba),

Çernik            Karalar                                  Mustafa Salih Murteza (12 Yıldır),

Çernik            Karalar                                  Nebi Hüseyin Sadık (15 Yıldır),

Çernik            Karalar                                  Seyyid Ali Salih Mehmet,

Türkiye’den                          Hıdır Çeken Bektaşi babası,

(23 yıldır baba.)

 

Konuşmalardan sonra akşam Karakaş’ın evinde toplanıyoruz. Toplantı’da özellikle Abdullah Baba’dan detaylı bilgi ediniyoruz. Söyleşimiz 5 saate yakın sürüyor.

 

Abdullah Baba’dan öğrendiğimiz göre;

Karalar’da                 11 Baba

Dulovo’da                 10 Baba

(2 Çarşambalı baba; Halil Çakır, Vahidin Baba)

Söğütçük’de             3 Baba

Baltacı Yeniköy’de 10 Baba (2 Çarşambalı)

Kolebina                   4 Baba (1 Çarşambalı baba; Mustafa Baba)

 

Çarşambayı Hz. Fatma Ana’nın doğum günü olarak kabul ederlermiş. Pazarteliler Babailer, Aleviler; Çarşambalılar Bektaşiler oluyormuş.

 

Sevar      (Caferler’de)  Tahir Baba, Salih Fıçıçı Baba, Kamber Dede

Bisertsi      (Kazcılar)

Mıdrevo     (Mesim Mahealle)        Hüseyin Dede

Preslavstsi (Yeniceköy)                 Ahmet Baba

Ostrovo              (Adaköy)               1 Baba varmış.

 

Rusçuk’da Aleviler var.

Karalar’da Mustafa Salim Murtaza Baba

Seyid Ali Milat Baba

Ali Yusuf Süleyman Baba

 

1 NİSAN 2000

Sabah erkenden yine yollara düşüyoruz. Hedefimiz Demir Baba, Yunus Abdal, Hekim Ali Baba Türbeleri; Sevar, Kubrat, Yeniceköy, Bisertsi (Kazçılar) köyleri.

Yolda, yörenin ilçe merkezi konumundaki Horasanlı Kemal Baba tarafından kurulan Kemaller (İsperih) (Akkadınlar’a uzaklığı35 km., Karakoç (Oven), Sungurlar, Rahman Işıklar, Çiller (Kadiri/Bektaşi), Kasaba kadar büyük Okorş (Bektaşiler’in olduğu söyleniyor) köylerini geçiyoruz.

Tabiat bir harika, buralarda ekim/dikim işleri daha düzenli, ağaçlık, geniş ovalar, düzlükler var. Hayvanlar göletlerde su içiyorlar. Yolda; Üyüklü, Küçük Üyüklü, Kitançevo (Hıdır Köy Sünni, Alevi de var Hasan Asar Baba’nın bir tanıdığına uğruyoruz. Köy dümdüz bir ova içinde atlar, tavuklar geniş ovada yayılıyorlar.), Ova Şarman (Çorap Baba’nın köyü, boşalmış (Türk/Kadiri), Selahattin Köyü (Sünni), Golyam Porovets Büyük Kokarca, Küçük Kokarca (Evengalistler var), Duraç Ludogortsi Türk/Tatar köyü, Işıklar Köyü (Musa Baba türbesi var) köylerini geçiyoruz.

 

Büyük Kokarca

Bu arada Büyük Kokarca (Golyam Porovets) Köyü’ne, Ahmet Hezarfen’in baldızının evine uğruyoruz. Ev o kadar temiz ve düzenliki açıkçası şaşırıyorum. Burada bizim Türkiye’de bildiğimiz köy yaşamında farklı bir yaşam tarzı var. Köy olarak nitelendirilen tüm yerler düzenli, yolu, suyu, elektriği, sağlık ocağı, okulu vs. düzeniyle küçük ilçe görünümündeler. Evin önü bir çiçek bahçesi gibi. Köy çok güzel, yemyeşil, evler düzenli. Bize kahve hazırlıyorlar. Ahmet Hezarfen burada da bir arkadaşını görüyor, çok duygulanıyor.

 

Yunus Abdal

Kemaller’den sonra, Yonkovo, Yunus Abdal Köyü’ne gidiyoruz. Yani Ahmet Hezarfen’in köyü.

Ahmet Hezarfen kendi akrabalarını, arkadaşlarını, köylülerini görünce duygulanıyor, seviniyor, göz yaşlarını tutamıyor. Doğruca köyün yanındaki Yunus Abdal Türbesi’ne gidiyoruz. Nasrettin Hoca’nın Türbesi’ne benzeyen Türbe’nin koruluk olan etrafını temizlemek üzere köylüler toplanmışlar. Buna “imece” (brigada) diyorlar. Tıpkı Türkiye’deki gibi. Koruluğu ve Türbeyi temizleyen insanlar çok mutlu oluyorlar. Kırılmış mezar taşlarının tümü 7 dilimli. Çevrede birçok mezar taşı var. Tekrar yola koyuluyoruz. O kadar hızlı hareket ediyoruz ki, Ahmet Hezarfen kendi evine bile gidemiyor.

Hüseyinler Bektaşi/Sünni köyüymüş. Büyük bir Türk köyü Zavet Mithat Paşa’nın köyü. Kubrat (Balpınar) Türk/Bulgar Köyü ile Sevar (Caferler) Köyü yan yana.

 

Demir Baba Türbesi

 

Arzulayıp sana geldim,

Ol mübarek yüzün sürdüm,

Eşiğine başım koydum

Demir Baba Hu.

(Şumnulu Dertli Katip)

 

Yunus Abdal’dan sonra yine biraz dolandıktan sonra çok ünlü Demir Baba Türbesi’ne varıyoruz.

Türbe çok geniş bir vadinin hemen dibinde kurulmuş. Doğayla öyle uyum içinde bütünleşmiş ki sanki bin yıllardır burada, bin yıllar daha burada kalacak, Türk, Alevi kimliğinin bir sembolü, bayrağı olarak.

Onlarca metre aşağıya, onlarca merdiven basamağından Ahmet Hezarfen’in inişi çok zor oluyor.

Ama o kadar heyecanlı ki, o kadar mutlu ki, bu görülmeye değerdi. Bu değerli yazarımız, bir Bektaşi Babası bilgeliğindeki bu Türk Aydını tüm insan sıcaklığını yansıtıyor. O, burayla ilgili hemen tüm anlatıları biliyor. Bana tüm birimleri gösteriyor, aşkla, heyecanla; birçok binası yıkılan Demir Baba’nın ana yapısı sağlam kalmış. Kapısında bir Bulgar türbedar var. Ahmet Hezarfen onunla Bulgarca konuşuyor; türbedar Türk, Bulgar çok fazla insanın farklı yörelerden gelip burayı ziyaret ettiğini söylüyor. Bir taş duvarla çevrilmiş bahçenin içinde kiler ve çeşme var.

Bu çeşmeden akan suyun şifalı olduğuna inanılıyor. Türbeyi ziyaretimizde hemen dikkat çeken bir hoca başlığının Demir Baba’nın mezarının başına geçirilmiş olması. Halbuki 7 köşeli Türbe tüm otantikliğiyle, Alevilik’le ilgili resimleriyle, mumlarıyla buranın Alevi-Bektaşi mabedi olduğunu haykırıyor.

Türbenin kapısında la feta illa Ali, la seyfe illa Zülfikar yazılı. Daha sonra üstten dolanarak vadiyi ve Türbe’yi en iyi gören tepeye çıkıyoruz. Tüm vadi ayaklarımızın altında, Türbe buradan daha net görülüyor. Bulgar gençleri geziniyorlar, piknik yapıyorlar. Ahmet Hezarfen Demir Baba’nın ayak izini, atının ayak izinin olduğuna inanılan çukurlukları bana gösteriyor. Çarçabuk oradan ayrılıyoruz. Yine bir Türk çobana Caferler’i sorarak.

 

Caferler

Balpınar Köyü’ne10 km. uzaklıktaki Ca’ferler (Sevar) Köyü’nün dedesi Salih Fıçıcı’nın evine konuk oluyoruz. Ona büyük baba, deniyor. Yaşı doksanın üzerinde. Hasta yatıyordu. Onun yerine kardeşi Hüseyin Fıçıcı vekillik ediyormuş. Zaten hem dedesi, hem babası baba imiş, bariz dedelik etkileri var burada. Hüseyin Fıçıçı Ahmet Hezarfen’in okul arkadaşı çıkıyor.

Dini konularda bilgili olan Hüseyin Bey iki el yazması eser getiriyor. Ahmet Hezarfen’le birlikte inceliyorlar. Kitapların önemli olduğu görülüyor. Birisi Buyruk’a benziyormuş. O kitap ve diğer kitabın bir köşesinde ise ilginç notlar var.

Bir hatıra şeklinde kaleme alınan bu metinlerde; bu haneyi ziyaret eden önemli insanların imzaları var.

 

Diğer dedelerin isimlerini öğreniyoruz:

 

Sevar -           Caferler         Salih Fıçıcı                                                                          Hüseyin Fıçıcı

Ali Hüseyin Kedik

Kamber Kadir

Musa Ramadan

Mehmet Salih

Nuh Şeremet

 

Köyde Çarşambalı dedeleri ise şunlar;

 

Hüseyin Karasan (Baş Çarşambalı Dedesi)

Tahir Mokan

Mehmet Nebi

Mehmet Ali Mehmet

Hasan Hüseyin Öküzcü

 

Bize her konuda yardımcı olan Salih Fıçıçı’nın damadı Süleyman Muharrem Solak ve eşi Fatma Solak gerçekten bu yola gönül vermiş insanlar. Buraya geliş de beni hem sevindiren hem duygulandıran önemli bir olay oldu. Daha içeri girer girmez Fatma Solak, a! Ayhan Aydın, diye ünledi. Ben buraya gelişimizi onlara birisinin haber verdiğini sandım; ama beni Cem Dergilerindeki fotoğraflarımdan tanımış. Bize sofra kurmaya hazırlanıyorlar. Bu arada Ali ve Hüseyin Babalarla söyleşi yapıyorum.

Çarşamba’lı Hüseyin Baba eskiden birbirlerinden kız bile alıp vermeyen Çarşambalılar ve Pazartelilerin şimdi arasında hiçbir sorun ve fark olmadığını söylüyor. Tek farkın ibadette gün farkı olduğunu söylüyor.

Burada çok güzel bir yemek yiyoruz. Bir büyük tepsi kaz etinden sonra, bir başka tepside fırında kuzu kızartma geliyor ki, müthiş lezzetli. Bu yemek gece yarısına kadar bize yetiyor.

Süleyman Bey’den iyice öğreniyoruz; Bisertsi yani Kazçıların Nasrettin Mahellesi’nin Sünni, Cevizli Mahellesi’nin Alevi yerleşim yerleri olduğunu, Mesim Mahallesi’nin de (Mıdreva)’nın babaları olan bir Alevi köyü olduğunu.

Ayrıca 6/7 Mayıs tarihlerinde kutlanan Hıdırellez Etkinliğinin de yörede Ca’ferler’de de kutlandığını da yine Süleyman Solak’tan öğreniyoruz.

Mesim Mahalle (Mıdrova)

Burada çok yaşlı Hüseyin Nebi Baba’yı, Hasan Asar Baba hemen buluyor. Baba oldukça yaşlı ve hasta. Öyle ki Baba’nın elleri titriyor. Hemen evinin önünde sohbet ediyoruz. Hanımı ve diğer kadınlar başımıza toplanıyorlar. 18 yıldır baba olan Hüseyin Nebi Baba’dan diğer babaların isimlerini alıyoruz. Güzel bir sohbetle gönüllerini aldığımız bu insanlar o kadar cana yakın, o kadar cana yakınlar ki; Türk misafirperverliğini, sıcaklığını içimizde hissediyoruz.

Hüseyin Nebi Baba’dan, bu köyün 400 hane olduğunu, 2000 kişinin yaşadığını öğreniyorum.

 

Köydeki diğer babalar:

Selman Durmuş Baba

Murtaza Baba

Murtaza Baba

Ali Baba

Hüseyin Baba

Hüseyin Baba

Hasan Baba

Mümin Baba

Ferda Baba

Kamber Baba

Zeynel Baba

Selman Kazım Baba

 

Hekim Ali Baba Türbesi

 

Ali Baba’ya der aman

Himmetinden Deliorman,

Rühaniyet verir her an

Deniz Ali Baba Sultan.

 

Dergahın yok benzeri

Safa verir her bir yeri,

Sırdır onda her eseri

Deniz Ali Baba Sultan.

 

Ali Baba üçler başı

Türbesinde var yoldaşı,

Başındadır fahr Bektaşi

Deniz Ali Baba Sultan.

 

Türbesinde çırağı taşı

Kırk budak makamı başı,

Gönüllere urur aşı

Deniz Ali Baba Sultan.

 

Üçler menzilinde ey can

Birisi Baba Süleyman

Biri Veli Baba yatan

Deniz Ali Baba Sultan.

 

Türbe dışında yediler

Meydan sırtı kırklara yer,

Bunda erenlere server

Deniz Ali Baba Sultan.

 

Haydari ona postnişin

Çırağ’ı ruşene metin

Merd-i tarik-ı nazenin

Deniz Ali Baba Sultan

 

Haydar Cemil Baba

 

Bize Ca’ferler’den refakat eden Süleyman Solak’ın da yardımıyla, biraz dolaşmamıza, kestirme olması amacıyla çok bozuk yollardan daha doğrusu tarlalardan, tepelerden dolanmamıza, geçmemize rağmen Bulgar Belitsa köyünü geçerek, Denizler’e (Varnentsi) varıyoruz. Burası eskiden Alevi köyü iken şimdi Bulgar köyü olmuş. Türkler göçmüş ve dağılmışlar.

Köy yakınındaki Hekim Ali Baba Türbesi’ni ziyaret ediyoruz. Demir korunaklarla çevrilmiş bulunan bahçesinde yedi dilim başlıklı mezar taşlarının olduğu Türbe, oldukça harap halde. Arka tarafından kırılan camlardan içeri bakıyoruz. Dört yatır var. (Neyse ki sonradan, dışardan çektiğim fotoğraflar çıktı.) Türbenin dışında yakın zamanda yapılan ama yıkılmaya yüz tutmuş, yemek pişirme yerlerini görüyoruz. Hekim olarak ünlenen Ali Baba’nın Türbesi’nin içinde Haydar Baba’nın fotoğrafını gösteren Ahmet Hezarfen onu tanıdığını, çok bilgili bir baba olduğunu söylüyor.

 

Yeniceköy

Yine buraları çok iyi bilmesine rağmen Süleyman Solak’ın bile yolları şaşırması bir başka Alevi köyü Yeniceköy’e ulaşmamızı engelleyemiyor. Burada köyün baş babası Ahmet Süleyman Baba’yı buluyoruz. 38 yıldır baba olan Ahmet Süleyman 82 yaşında. Kendisine German Ahmet deniyormuş. Sağlığı bozuk olmasına rağmen bizi kapıda karşılıyor, ziyaretimizden çok memnun olduğunu belirtiyor. (Baba 21 Nisan 2001’de Hakk’a yürümüş.) Dualar, güzel deyişler okuyor. Oğlu ve gelini bizlere çok sıcak davranıyorlar. Hemen bir kahve yapıyorlar. 220 hane olduğunu öğrendiğimiz köyün Çarşambalı babasının Yusuf Baba, “tarik ehli” diye nitelendirilen perşembeli babalarının da Sabri ve Süleyman Babalar olduğunu öğreniyoruz.

Romanya sınırına kadar olan yolculuğumuz Tutrakan Kasabası yani Tuna boylarından sonra yeniden güneye doğru yöneliyor.

 

Bisertsi (Kazçılar) Nasrettin Mahallesi

Buranın isminin farklı farklı oluşunun nedenini köye varışta da görüyoruz; zaman zaman Kastçılar (ama doğrusu Kazcılar) geçiyor, zaman zaman Nasrettin Mahallesi’nin ismi tüm köy için kullanılıyor. Ama Nasrettin (Bisertsi) dense de buradakilerden Aleviler’le, Sofuların (Sünniler’in) mahallelerinin farklı farklı olduğunu öğreniyoruz.

Köyün baş babası Aliş Baba’nın evine misafir oluyoruz. 70 yaşındaki Aliş Baba 5 yıldır babalık yapıyormuş. Bizi evine, evin içindeki cem odasına alan Aliş Baba diğer babaları çağırtırken hanımı  Rüküş Ana da bize çok yakın davranıyor; aynen Anadolu’da olduğu gibi kaç/göç yok.

Tüm Bulgaristan seyahatimiz esnasında bunu görüyoruz. Meydan evi, cem odasında postlar serilmiş, Hz. Ali, On İki İmamlar’ın resimlerinin asılı olduğu tablolar yer alıyor.

 

Diğer Babalar:

Veli Baba

Sahlim Baba

İbrahim Baba

İsa Mürsel Baba

Hüseyin Baba

Mehmet Baba

 

Toplanmaları için babalara haber ulaştırılıyor, İsa Baba ve Hüseyin Baba geliyorlar.

Bu arada bir dönemin en hızlı Komünistti Memiş Memişov Amca ise dikkat çekici karakteriyle beni şaşırtıyor. Bir roman kahramanını andıran Memiş Amca’nın tavırları çok ilginçti. Çok güzel şiirleri ve yazıları olduğunu öğrendiğimiz Memiş Amca, takım elbisesiyle, fularıyla, kibarlığıyla, nezaketiyle çok dikkat çekici. Dede postuna niyaz ederken; “yer anamız, gök babamız, güneş atamız… Biz Şamanizm’den geldik…” diyen Memiş Memişov Türk töresinin, gelenek ve göreneklerinin Deliorman’da, Bulgaristan’da yaşadığını söylüyor.

Hakkı Saygı’nın Alevilik’te Kur’an yadsınamaz önemi olduğuna ilişkin konuşmaları, okuduğu Kur’an surelerini sıralaması Memiş Amca’nın bu görüşlere karşı çıkması her ikisinin tartışması sonucunu doğuruyor. Esas Alevilik Deliorman Aleviliğidir, diyen Memiş Amca; bize bir şey öğretmeye geldiyseniz yorulmayınız, asıl biz size gerçekleri öğretelim, şeklinde konuşuyor.

Ve Hakkı Saygı ile Memiş Memişov’un konuşmaları ve tartışmaları hararetleniyor. İkisi birden ayağa kalkıyor. Mutlak bir kavga ortamı oluşuyor, araya Ahmet Hezarfen giriyor, tarafları yatıştırmaya çalışıyor. Zor da olsa bunu başarıyor.

Benim konuşmalarımı beğendiği anlaşılan Memiş Amca, aslında hümanist, özü sözü bir olan değerimiz. (Maalesef Memiş Amca’yı bu ziyaretten sonra yazın bir hastalık sonucu kaybettiğimizi kızı Eğitimci Ruhşen Fer’den öğreniyoruz. Memiş Memisov’un binlerce kitaplık kütüphanesi, araştırmaları, şiirleri inşallah değerlendirilir.) Ayrıca Aliş ve İsa Babalarla söyleşi yapıyorum. Bilgilerini derliyorum. Köyde 150 hane Alevi olduğunu öğreniyorum. 77 yaşında olan İsa Baba 2 yıldır babalık yapıyormuş. 15 çift yani 30 talibi olan İsa Baba, 16 yıl önce ölen Şakir Baba’dan sonra baba olmuş, yani 16 yıl sonra.

Gezimizin en uzun ve yorucu gününün gecesinde, yolda zaman zaman yağan yağmura rağmen, tekrar Ca’ferler Köyü’ne dönüyoruz.

 

2 NİSAN 2000

Sabah 6’da kalkıyorum. Hafif yağmur yağıyor. Hemen bir kahvaltı yapıyoruz. Kahvaltıda çay var, ama burada çay, ıhlamur. Kıpkırmızı ıhlamurlarımız hazır olduktan sonra taze köy peynirini bol bol yiyoruz. Dışarıdaki serinliğe karşın, insanların sevecenliği, temizliği, tüm fakirliklerine rağmen lezzetli ve temiz yemekleri beni mest ediyor. Biz onlardan, onlar bizlerden ayrılmak istemiyorlar, gözümüz arkada kalarak, saat: 7’de yola çıkıyoruz. Hedef Kotel’e (Kazan) bağlı, Yablonovo (Alvanlar) Köyü’nü ziyaret etmek. Hasan Baba’yı, Mustafa Keloğlan’ı, Hüseyin Işık’ı bulmak temel hedefimiz. Razgart’tan önce bir Türk köyü olan Kuyucuk’u, daha sonra Çukurova Köyü’nü geçiyoruz. Eski Cuma yani Tirgovişte bir Türk kasabası. Arnavutköy’ü geçiyoruz, Eski Cuma yakınlarında, şehir merkezini bir tepeden gören yamacın eşiğinde çok bilinip, sayılan Kız Ana Türbesi’ni ziyaret ediyoruz.

 

Kızana Türbesi

Momino olarak isimlendirilen Türbe oldukça iyi korunmuş bir durumda. Türbede bizi bir sürpriz bekliyordu. Adak kurbanı kesen bir Türk aileyle karşılaşıyoruz, Türbe önünde. Türk olan türbedar Halime Ana bize Kız Ana’nın hikayesini anlatıyor.

Bu tepeye gelip kalan Kızana, babasının ısrarına rağmen geriye dönmüyor, hiç evlenmeden burada kalıyor. Herkesin yardımına koşuyor, çok temiz, saf olan Kızana’nın kerametleri olduğuna inanılıyor. Çok farklı yörelerden Alevisi, Sünnisi binlerce insanın ziyaret ettiği Kızana Türbesi’ne çocuğu olmayan, işi olmayan, hasta olanlar dilek diliyorlar, kurban kesiyorlar.

Duvarlarda özellikle kadın giysileri dikkat çekiyor. Kurban eti pişiyor, kazanlar kaynıyor, bizim de yemeğe katılmamızı istiyorlar, çok ısrar edilince biraz bekliyoruz, ateş közüne atılan etlerden lokma ediyoruz. Ahmet Hezarfen Kur’an okuyor, Hakkı Saygı Baba dua ediyor. Orada bulunanlar bundan çok etkileniyorlar.

En dikkat çeken nokta, ateşgedelerin, ocakların çok sağlam olması. Burada sürekli kazanların kaynadığı anlaşılıyor. Türbenin hemen aşağısında Türk mezarlığı görülüyor, Türbe’nin hemen üst tarafında yine bir Türk köyü var.

Çok yüksek bir tepede bulunan Türbe’nin eteğinden bir ova içindeki tüm Eski Cuma görülüyor.

 

Alvanlar (Yablonovo)

Bir ilçe merkezi büyüklüğü kadar olan Alvanlar’la beraber bölgede Veletler (Mogilets) ve Küçükler (Molkoselo) diğer Alevi Köyleri. 30’dan fazla Türk köyünün olduğu bu bölgeye Gerlovo deniliyor.

Köyün merkezine pazar kurulmuş. Tıpkı Anadolu’daki pazarlar gibi, insanlar alış/veriş yapıyorlar. Hasan Baba’yı çitlerle çevrilmiş evinde bulamıyoruz, pazara gittiğini öğreniyoruz. Biz de pazar yerine dönüp onu soruyoruz. Bu arada tesadüfen Elvan Vakfı Başkanı Hüseyin Işık’ı görüyoruz. Hemen orada yazarlar; Mustafa Keloğlan’ı, İbrahim Mehmet İğnebolulu’yu da buluyoruz.

Çok gezip yorulmadan hepsini bir arada bulmamız bizi sevindiriyor.

Pazar yerine çok yakın olan Hüseyin Aşık’ın evine yöneliyoruz, hemen her evin önünde olduğu gibi çiçekli bir bahçeden eve giriyoruz.

Biraz sonra Hasan Baba, Hak ve Özgürlükler Partisi İlçe başkanı genç Cemal İdris de sohbete katılıyor. Onlarla söyleşimiz iki saat kadar sürüyor. Söyleşilerle yöre edebiyatı, inanç yapısı, türbeler, yaşamları hakkında çok önemli bilgiler ediniyoruz.

1000/1100 Hane kadar olduğunu öğrendiğimiz köyde yaklaşık 3600 kişi yaşıyor.

Mustafa Keloğlan’dan Alevi Keşmekeşliği ve Bulgaristan’da Kızılbaşlık isimli kitabın Mehmet Beytullah tarafından Türkçe olarak Sofya’da çıkarıldığını öğreniyoruz.

Civardaki Sünni Köyler: Doğancılar, Topuzlar, Hamzalar, Karatlar, Karagözler, Rahmanlar, Velibeyköy, Kademler, Büyük Tekeler, Küçük Tekeler, Mutaflar…

Hasan Fedal Molla Baba’nın 9 yıldır baba olduğunu öğreniyoruz. Veletlerin ve Küçükler’in de babası olan Hasan Baba, her zaman değil, zaman zaman cem yaptıklarını söylüyor.

Hafif yağmur altında öğleden sonra hareket ediyoruz. Hedef Paşaköy ve Haskova. (Yolda Hasan Asar Baba’dan Kırca Ali’deki Alevi köylerini ve babaların isimlerini öğreniyoruz: Mandacı (Bivolyani, Ebül Baba Türbesi var), Elmalı (Yabılkovets, Köyü, Kazeller Köyü, Kışla Köyü, Ketçalı, Mestanlı Köyleri. Haskova’ya bağlı köyler; Beyköy‘de (Glomantsi) Muharrem Baba, Karamanlar’da (Kamentsi) Hasan Dede, Paşaköy’de Veli Dede.

Alvanlar’dan22 km. ilerde Kotel Kazası var. Yoğun yağmur altında ilerleyip, Mıglij’den güneye döndük. İslimye (Slimye), Yeni Zağra, Eski Zağra’dan Haskova’ya varıyoruz. Şehir merkezine girmeden Paşaköy’e hareket ediyoruz.

 

Alvanlar’daki Türbeler:

 

Gül Baba

Arslan Baba

Koçlu Baba

Hasan Baba

Topuz Baba

Ali Baba

Hüseyin Baba

Hızır Nezir Baba

Baba Hasan

Alvan Baba

 

Paşaköy

Paşaköy’e (Voyvodovo) varırken; Alevi Musatlı (Orlovo) ve Beyköy (Golemantsi)’leri geçiyoruz.

Hasan Asar Baba’nın zakiri Pir Sefa’yı da yanımıza alıyoruz.

Muhittin Baba’nın evine konuk oluyoruz.

Muhittin Selim Bekir Baba 71 yaşında, 25 yıllık baba. Bilgisi, tecrübesi yerinde. 68 yaşındaki Pir Sefa ise çok güzel saz çalıyor, bilgisi de oldukça kuvvetli.

400 hane olan köyün 50 hanesinin Alevi olduğunu öğreniyoruz. 10 çift talibi olan Muhittin Baba her zaman cem yapılmadığını söylüyor.

Sohbet ve söyleşi hayli uzuyor. Her zamanki gibi güzel ve lezzetli yemekler, dem söyleşiyi koyulaştırıyor. Hakkı Saygı’nın amacı aynı akşam Türkiye’ye hareket etmek.

Bu yorgunluktan sonra tekrar yola koyulmayı ben uygun bulmuyorum. Yine gece yarısına yakın Haskova’ya Hasan Asar’ın evine ulaşıyoruz.

Yorgunluktan hemen yatıyoruz.

 

3 NİSAN 2000

Türkiye’ye hareket için 08. 00’de hareket ediyoruz. yine aynı güzergah üzerinden yani Haskova, Harmanlı, Mustafapaşa üzerinden Edirne’ye giriyoruz.

Şehre sapmadan doğruca İstanbul’a yöneliyoruz.

 

Sonuç:

Sonsuz bir kıvanç ve mutlulukla Türkiye’ye döndüm. Benim için son derece önemli olan bu ziyaretten çok etkilendiğimi söylemem gerekir. Bambaşka bir dünyaya yolculuk yaptım, bambaşka bir dünyanın kapıları aralandı bu ziyaretle. Anadolu’daki birçok yöreyi ziyaretimden sonra çok önemli, Bulgaristan (Balkanlar) da artık inceleme alanıma girdi. İnsanlarından, törelerinden, tabiatından, sohbetlerinden çok etkilendiğim bu öbür dünyayla ilgili araştırma ve incelerimi bu ziyaretten sonra daha da arttı. Tarihçi/Yazar Ahmet Hezarfen’le birlikte hazırladığımız kitap için de oldukça bol malzeme de toparlamış olduk. Onlarca baba, dede, zakirle yaptığım söyleşiler ise çok önemli. Onlarca sayfalık ve bilebildiğim kadarıyla Türkiye’de fazla bilinmeyen, yapılmayan böylesine önemli söyleşileri de yayınlanması amacıyla düzenliyorum.

Bulgaristan’ı bir Türk Yurdu yapan, Türk dilini, Türk töresini, gelenek ve göreneklerini yüzyıllar boyunca burada yaşatan Alevi/Babai/Bektaşilerin yaşadıkları bu yörelere yaptığımız bu seyahatin devamının mutlaka gerekliliğini gördüm. Yurt dışında yaşayan Türkler’in bu arada Bulgaristan’da yaşayan Türklerin de durumu her yönden çok kötü.

Türk Tarihinin, Türk İnançlarının, Türk Kültürünün tüm zenginliklerini ortaya koymak bir milli görevdir. Kaybolup gitmeden, ulusal zenginliklerimizi salt Anadolu’yla sınırlandırmadan araştırıp, inceleyip, derlemeliyiz. Yazılı hale getirmeliyiz. Söyleşiler, fotoğraflar, kamera çekimleri… mutlaka gereklidir. Türbelerin onarılması Türk Kültür Bakanlığı’nın bir görevidir. Kitap, dergi isteyen bu canlara derhal çok bol miktarda kitap ve dergi gönderilmelidir.

Burada da aynen Anadolu’da, Orta Asya’da, Orta Doğu’daki Türk varlığı üzerinde oynanan oyunlar gibi oyunlar oynandığı bir gerçektir. Bu oyun Arap emperyalizminin uzantılarının oyunudur. Binlerce yıllık büyük Türk Ulusunun kültürel kimliğini, eritip, parçalayıp yok edip, kendi kültürlerini yayma amacı güden bu zihniyet buralara da uzanmış. Türk köylerinden başarılı gençleri İran’a götürüp, eğitmek amacıyla yapılan çalışmalar, İslam Dini’ni korumak, kollamak adı altında yürütülen Arap sömürüsünü bizzat gözlerimizle gördük.

Ülkemizde kaç İranlı olduğunu bilememenin aczini yaşayan yöneticilerimizin Türklük adına yapacakları daha çok ama çok fazla şey var. İran’daki, Horasan’daki Türk varlığından habersiz yöneticilerimiz, Bulgaristan’daki, Balkanlar’daki Türk varlığından da habersizler.

Türk Töresi’ni, Türk Varlığını, Kültürel değerlerini, gelenek, göreneklerini, Türk Dili’ni hiç kimsenin ihmal ve istismar etmeye hakkı yoktur. Bunları hiçbir sınır, din, inanç farkı gözetmeksizin korumak ulusal bir görevdir.

 

Ziyaretteki İnançlarla İlgili Notlar

(Aşağıda çok genel, sadece gezi esnasında edindiğim bazı bilgileri sizlere aktarıyorum. Geniş bilgileri yaptığım söyleşi metinlerini düzenledikten sonra aktaracağım. Daha detaylı bilgiler buraya yapılacak yeni gezi ve incelemelerle ortaya çıkacaktır.)

Kuzey Bulgaristan’daki Deli Orman Bölgesi’ndeki Aleviler cemlerini aksatmadan sürdürüyorlar.

Genel olarak Bulgaristan’da Aleviler kendilerini Babai, Kızılbaş olarak; Bektaşiler de Bektaşi olarak nitelendiriyorlar.

Kuzey Bulgaristan Alevileri musahipliğe çok fazla önem veriyorlar; musahipsizler ceme alınmıyor. Musahiplik töreninde en az iki kurban kesiliyor. Özel dualar okunuyor. Dede tarik kullanıyor.

Güney Bulgaristan Haskova yöresinde; Paşaköy’de musahiplik pek bilinmiyor, diğer yörelerde fazla bilinmiyor.

Cemlerde 4/7 hizmet biliniyor. 12 hizmet ve 12 post fazla bilinmiyor. En önemli cem hizmetleri

zakirlik, çerağcı, gözcü(kapıcı)dır. Bir babanın baba olabilmesi için mutlaka bir hizmet sahibi olması gerekiyor.

Türbeler, mezar taşlarının hemen tümü 7 dilimlilik üzerine; taçlar 7 dilim, türbeler, yapılar 7 köşegenli.

Bir hizmetlinin baba olabilmesi için kendisinin bağlı olduğu babanın ölmesi gerekir.

Bir kişi o cemdeki taliplerin oy çoğunluğu ve önerileri üzerine köyde baş baba olarak bilinen en yetkili baba tarafından seçiliyor. Baba seçilmenin de özel törenleri var.

Genellikle babaların dedeleri, babaları, akrabaları da babalık yapmış oluyor.

Güney Bulgaristan’da Kur’an olarak deyiş ve düvazlar biliniyor.

Konuşmalar ve ibadetler öz Türkçe olarak yapıyorlar.

Babaların bir kısmı dede olarak nitelendiriliyor.

Babaların genellikle 15/30 çift talibi oluyor.

Cemlerde babanın eşi, babayla birlikte posta oturuyor.

Cemler babanın evinde özel bir bölümde, odada yapılıyor.

İnsanlar cemlerde en çok Bulgaristan’daki uluları ve Hacı Bektaşi Veli’yi anıyorlar.

Kuzey Bulgaristan’da Musa Baba, Akyazılı, Hekim Ali, Demir Baba; Güney Bulgaristan’da

Otman Baba cemlerde daha çok anılıyor.

Muharrem Orucu biliniyor; 3/4/5 gün tutuluyor. Tutulma sıklığı zayıf. Kurban olarak tavuk veya

horoz kesiyorlar.

Nevruz olarak 21/22 Mart biliniyor. Yumurta pişirme yaygın.

Hıdırellez fazla bilinmiyor.

Güney Bulgaristan’da çok sıklıkla cem yapılmıyor. Kuzeye doğru yoğunlaşma oluyor.

Adak kurbanları yaygın olarak kesiliyor.

Türbelere bez, çaput bağlama geleneği devam ediyor.

Erenlere, ululara, yalvarma, medet isteme, ziyaretler çok yaygın.

Otman Baba’nın, Demir Baba’nın, Yunus Abdal’ın, Hıdır Baba, Kızana Türbelerinin durumu iyi iken; Akyazılı, Musa Baba, Hekim Ali Baba Türbeleri’nin durumları olukça kötü, içler acısı durumda.

Akyazılı Türbesi neredeyse yıkılacak gibi.

 

 

Ayhan Aydın, Araştırmacı

 

*Ahmet Hezarfen, Hakkı Saygı Baba, Haskova’dan Hasan Asar Baba ile CEM Vakfı adına, 29 Mart/3 Nisan 2000 tarihleri arasında yapılan gezinin notları.

 

 

GAZİ ÜNİVERSİTESİ, TÜRK KÜLTÜRÜ VE HACI BEKTAŞI VELİ ARAŞTIRMA MERKEZİ, HACI BEKTAŞ VELİ ARAŞTIRMA DERGİSİ, BAHAR 2001, SAYI: 17, BULGARİSTAN ARAŞTIRMA GEZİSİ, SAYFA 43/63

 

Not:

Dostlar; Sevgili Okurlar, özellikle araştırmacılar için önemli olan bir çalışmamız da bu gezi esnasında söyleşi yaptımız onlarca babanın görüşleridir. Bunlar nihayetinde deşifre edilmiştir. Yöredeki inançla ilgili bilgi veren söyleşilerin hacmi geniş olduğu için buraya alamadık. Ama bu söyleşiler şurada yayınlanmıştır: Gazi Üniversitesi Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Araştırma Merkezi, Hacı Bektaş Dergisi, 37. Sayı, Bahar 2006