Akyazılı (Sultan Süceattin Veli) Dergahı’ndan (Ocağı)’ndan…

Akyazılı (Sultan Süceattin Veli) Dergahı’ndan (Ocağı)’ndan…

 

MAHREM TEZOL BABA’yla Söyleşi…

 

Sevgili Baba Sultan sizler Sultan Süceattin Veli Dergahı’na (Ocağı’na) bağlı bir babasınız ama bildiğim kadarıyla Bulgaristan’daki ünlü Kutuplardan Akyazılı Sultan’ın Süreği’ne de sahip çıkıyorsunuz.

Peki Akyazılı Sultan Kimdir, nasıl bir inanç önderidir, hayatı hakkında bilgi verir misiniz?

 

Akyazılı Sultan Varna’ya otuz km.  mesafede Batova yolu üzerinde Obrojiste Köyü’nde yatmaktadır.

Otman Baba hastalanınca Akyazılı Sultan’ı davet ediyor, kutupluğu kendisine bırakmak için. Akyazılı iki sene Otman Baba’nın yanında kalıyor, Otman Baba, Akyazılı Sultan Hakk’a yürüyünce iki sene daha orada Kutupluk görevi yapıyor, Otman Baba’nın yerine bir halife baba oturtup, kendisi Varna’daki kendi adıyla anılan Dergaha tekrar geri dönüyor. Orada Hüseyin Gazi Akyazılı Sultan’ın yardımcığını yapıyor. Hüseyin Gazi’nin de seyyid soyundan geldiği ve Demir Baba’nın babası olduğu biliniyor. Akyazılı Sultan’ın Dergahı’nda iki bin küçük baş koyun bulunuyor, iki yüz de büyükbaş hayvan bulunuyormuş. Her gün Akyazılı Sultan’ın Dergahı’nda üç tane kurban kesilirmiş, gelen misafirleri ağırlıyorlar, bir misafir de üç günden fazla dergahta kalamıyor. Çünkü dergaha çok büyük bir ilgi var, devamlı insanlar geliyorlar dergaha. Akyazılı Sultan’ın en büyük mucizelerinden biri sıtma hastalığını iyileştiriyor. Köyde ve etrafta o zamanlar sıtma hastalığı çokmuş, Akyazılı Sultan dergaha her geleni iyileştiriyormuş. Bulgar ve Türk ayırmıyor. Ben bu sözleri anlatırken Akyazılı Sultan’ın Dergahı’na gelip oraya hizmet eden Bulgar bakıcı şöyle dedi bana; sizin Veliniz olan Akyazılı Sultan bizim de Azizimizdir. Bizlerin hasta olan hayvanlarını, insanlarımızı iyileştirmiştir. Bir de kaybolan hayvanlarımızın nerde olduğunu dahi söyleyebilmiştir. Mesela atlarını kaybeden bir çiftçi Akyazılı Sultan’a gelince kendi köyünden iki köy ötedeki bir kişinin damında olduğunu söylüyor, Bulgar vatandaşı atlarını orada buluyor. Akyazılı Sultan yanındaki Hüseyin Gazi ile birçok seyahatlere çıkıyor. Otman Baba’ya giderken, Hüseyin Gazi’nin semerinde yaşlı olduğu için biniyor, uzun mesafelere onu götürüyor. Fakat Şam’a giderken o sepete biniyor, ama yakın köylere atlarla gidiyorlar. Hüseyin Gazi’ye soruyorlar; sepetine bindiği zaman o kadar yolda sana ağır gelmiyor mu, diye talipler soruyorlar. Hüseyin Gazi de diyor ki, o sepetime bindiği zaman ayaklarım yerden zaten kesiliyor. Sizden ayrılıncaya kadar ayaklarım yerdeyken, köyden ayrılınca sanki ayaklarım yere değmiyormuş, gibi geliyorlar. Aslında burada onların uçarak gittiklerini görüyoruz. Ama halktan bu mucizeyi saklıyorlar. Akyazılı Sultan Hüseyin Gazi’yi evlendirmeye karar veriyor. Çünkü Demir Baba’nın dünyaya gelmesi gerekiyor. Hüseyin Gazi de diyor ki, Hünkarım ne yapıyorsunuz? Ben sizin hizmetinizden çok memnunum, bu yaştan sonra bana bunu çok görmeyin, sizin hizmetinizde kalayım, diyor. Akyazılı Sultan da, ikimizden birisinin evlenmesi gerekiyor, Demir Baba’nın dünyaya gelmesi gerekiyor, sen buna daha uygunsun, senin evlenmen gerekiyor, diyor. Hüseyin Gazi’yi kendi bölgesinden uzak bir yerde bulunan bir dergaha gönderiyor. Misafir olduğu dergahta “ey muhip, nerden geliyorsun, nereye gidiyorsun, diye soruyor oranın mürşidi. Ben Akyazılı Sultan’ın yanından geliyorum, sizin dergahınıza beni gönderdi, diyor. Sebebini bilmem buraya niçin geldiğimin, diyor. Oranın mürşidi taliplerine diyor ki, canlar bana yolculuk göründü, ben Akyazılı Sultan’ı ziyarete gidiyorum, diyor. Akyazılı Sultan’ın yanına gelince size bir er gönderdim, onu orda evlendirin, diyor. Mürşit te, kendi köyüne dönünce yaşı ilerlemiş çok tasavvufta ileri, o güne kadar evlenmemiş bir kızı varmış, Hüseyin Gazi’yi kızıyla evlendiriyor. Demir Baba dünyaya geliyor. Demir Baba on dokuz yaşına gelince Akyazılı Sultan Hakk’a yürüyor. Fakat Hakk’a yürümeden önce görevi, Kutupluğu Demir Baba’ya veriyor. Zamanla Demir Baba Akyazılı Türbesinde bir halife baba bırakarak İsperih (Kemallar) yakınında dergah kuruyor.

 

Bulgaristan’da doğmuş olduğunuz köy hakkında bilgi verir misiniz?

 

Benim köyüm Akyazılı Sultan Dergahı’na on iki km. mesafededir Pezaştık (Kumca-Kumluca) köyüdür. O zamandan beri köyümüzde Ehlibeyt yolunu süren babalar devamlı bulunmuştur. 1926’da köy topluca Çorlu’ya gelip, burada Çeşmeli Köyü’nü kurmuşlardır. İlk gelenler Bulgaristan’dan dört babayla geliyorlar; köyümüzde daima üç dört baba bulunurdu. Köy nüfusu küçülünce şimdi iki babayla hizmet ediyoruz. Yani halkımızın çoğu İstanbul’a, Çorlu’ya bir kısmı da Almanya’ya gitmiştir.

Kumca Köyü’nde iki türbemiz vardır; bunlar Saçlı-Koçlu Babalar diye anılır. Köyün kıyısında bulunan Türbe Dağı’nda yatarlar. Ben ninemi sıkıştığı zaman hep Koçlu Baba’ya dua ederken duyuyordum. Köyümüzde, Saçlı Koçlu Baba’nın bulunduğu yerde, üç Türk ailesi kalmış, yirmi tane de Bulgar ailesi yaşamaktadır. Oradaki Türk arkadaş dedi ki; Koçlu Baba her sene gözüküyor, Hıdırellez günlerinde bu dağdan koçlarıyla dereye iniyor, ondan sonra kayboluyor. Hemen hemen herkes bunu görmüştür, ben dahi gördüm diyor, Ahmet isminde bir Türk arkadaş.

Bizzat ben gidip köyü gördüm, türbeleri ziyaret ettim. Önünde iki üç kişinin kucaklayamayacağı kadar kalın ağaçlar var. Köyümüzün toprakları çok verimliymiş, on dönüm yerden bir aile mükemmel geçinebiliyormuş. Seksen beş sene önce köylümüz oradan geldiği halde, evlerin çoğu boş olmalarına rağmen sağlam duruyor. (Ben Saçlı, Koçlu Baba Türbelerini tamir ettireceğime ve önlerine de çeşme yaptıracağıma söz vermiştim, ilk fırsatta bunu yapacağım.)

 

Şimdilerde o köyün ismi anılıyor mu, o köyü hatırasını yaşatıyor musunuz?

 

Bizim en önemli geleneğimiz Hıdırellezimizdir. O köyde büyük hıdırellez oluyormuş, Hıdırellezler önemliymiş, her sene de bu Hıdırellezi misafirler davet ederek yapıyoruz. Bazı hıdırellezler de biz şimdi Çorlu’ya bağlı Çeşmeli Köyü’nde yirmi taneye kadar kurban kesiyoruz.

 

Şimdi gelelim Erkan’a, Akyazılı Sultan Erkan’ına?

 

Bizim babalarımız el ele el Hakk’a sistemini, Müsahiplik sistemini uygularlar. Bide muhakkak bir seyyid’den el alırlar. 1826’ya kadar Hacı Bektaş’tan el almışlar. 1826’da İkinci Mahmut Hacı Bektaş Dergahı’nı kapatınca Abdal Musa’ya dönmüşüz. 1910’lardan sonra da pir olarak, seyit soyundan olduğu için Seyyid Süceattin Veli’den el almaya başlıyoruz. Beni Süceattin Veli’de bulunan Nevzat Demirtaş Dede, baba olarak görevlendirdi. Bizde seçme sistemi de vardır; bir halk isteyecek baba olması için, iki seyyid soyundan bir pir onaylayacak, bir de müsahip olunması geriyor. Bir dergahta yetişmiş bir müsahip canın da olması gerekiyor, bir baba olmak için.

 

Seyyid Süceattin Veli’ye bağlısınız, bu bağlılığınıza şüphe yok. Fakat Akyazılı Sultan Erkan’ı uyguluyor musuz?

 

Biz tamamen Akyazılı Sultan Erkanı uyguluyoruz. Aynül Cem yapıyoruz. Cemlerimiz Aynül Cem oluyor.

 

Yani?

 

Aynül Cem demek ikrarlı, müsahipli canların yaptıkları cem, babayla hizmet ehli karşılıklı dualarda Aynül Cem’in de ismini kullanırlar. Yekteler (hamlar- bu yolda eğitim almamış kişiler) bizim cemimize giremezler. Ve her cemde tasavvufu işleriz. Sohbet bölümümüzde tasavvufu işleriz. Büyük ozanların nefesleri söylendiği zaman onları açarız, onların anlamlarını açarız, anlatırız. Vahdetil Vücut sırrını talibimiz çok iyi bilir. Biz esasında artık dört kapı, kırk makam diyoruz ya, cemlerde Seriat ve Tarikat’ı bize göre bitmiştir. Tamamen Marifet’i işliyoruz, Hakikat Kapısı’na da ulaşmaya gayret ediyoruz. Yani Allah’ın kamil insan dediği sır için çalışıyoruz cemlerimizde.

 

Yol bir sürek bin bir, derler. Dolayısıyla Süceattin Veli, Kızıldeli, Bedreddi vd. hepsi Ehlibeyt Okulu’nun mensupları, o yola hizmet ediyorlar. Akyazılı Sultan Erkanı’nın temel özellikleri ve diğerlerinden farklılıklarını biraz daha açar mısınız?

 

Cemimiz ekim sonunda açılır, haftada iki defa cem yaparız: pazarı pazartesine bağlayan gece ve perşembe gecesi yani perşembeyi cumaya bağlayan gece cem yapar idik. Ama ben bunu değiştirdim. Sebebi de gençlerimizin çoğu Çorlu’da, Çerkesköy’de fabrikalarda çalışıyor. Hafta ortası cemlere gelemiyorlar, işlerini bırakamıyorlar. Cumartesi gününün gecesine cemleri aldım. Biraz sancılı oldu değiştirmemiz, büyükler istemediler, ama bu sisteme geçince cemimiz çoğaldı, gençler ceme gelmeye başladı. Cemimiz daha güzelleşti, yaşlı talipler haklıymışsın baba böyle daha iyi oldu, dediler.

Şimdi tohumları ekince cemevimizi açıyoruz. Haftada bir kez cumartesi gecesi toplanıyoruz, 21 Mart’ta da, Hz. Ali’nin doğum gününde, Nevruz Bayram’ı ile cemimizi tatil ediyoruz. Çiftçi bahçesine, bağına dönüyor yani. Bu bizim beş yüz senelik geleneğimiz.

 

Müsahiplik çok önemli, biraz anlatın?

 

Biz bunu Hz. Muhammed’in Medine’ye göçünden sonra yani birinci yılında Kur’an’da şöyle bir ayet var; Ya Muhammed, mahicir ile enseri kardeş yap. Muhacirler Mekke’den gelmişler, üstlerinde başlarında giyecek bir şeyleri bile yok, Medinelilerin evleri, bağları bahçeleri, hurma bahçeleri var, küçükbaş, büyükbaş hayvanları var. Diğerlerinin durumu kötü, onların durumu iyi. Allah’ın isteğiyle, muhacirle ensar kardeş oluyorlar. Muhacirler enserlerin bahçelerinde çalışıyor, işlerini görüyor, onların da karnı doyuyor, barınacak yer buluyorlar. Ertesi sene tekrar bir ayet iniyor; Allah Ütela diyor ki, Ya Muhammed, kan bağı olmayan mirastan pay alamaz, müsahip kardeşin müsahip kardeşinden pay alması bu ayetle kaldırılıyor. Ve müsahiplik bugüne kadar bizde devam ediyor. Her köylü ceme girdikten sonra birkaç sene sonra, müsahibini bulur.

Müsahip yaparken de Fetih Suresi’nin onuncu ayetini üzerlerine okuruz: ya Muhammed, o ağacın altında sana biat edenlerden Allah hoşnut oldu. Onlara bu dünyada o dünyada korku yoktur. Allah’ın eli onların ellerinin üzerindedir. Bu ayet niçin indi? Hz. Muhammed, bir savaşta çok sıkışmış, darda kalmıştı, bunalıp bir hurma ağacına dayandı. Hz. Ali yanına geldi; Ya Muhammed biz ölmedikçe sana bir şey olmaz deyip, elini elinin üstüne koydu. Ardından Selman-ı Farisi geldi o da elini Ali’nin elinin üstünü koydu ve o gün on iki kişi ellerini Muhammed’in ellerinin üstüne koydu. Allah onlardan hoşnut oldu. Fetih Suresinin Onuncu ayetini indirdi. Yakında Mekke’nin de fethedileceğinin müjdesini verdi. Hz. Muhammed de çok rahatlamış oldu.

İmam Cafer Buyruğu’nda der ki, müsahip olacak canlar aynı yöreden olmaya dikkat etsinler. Aralarında on yaştan daha fazla fark olmasın. Mali ve bilgi durumları da birbirine daha yakın olursa, daha iyi geçinirler.

 

Bir cemi nasıl başlatıp , nasıl nihayetlendiriyor sunuz?

 

Talip gelmeden önce Mahrem Baba Allah’ın nuru semavati olan çerağını uyarır. Nur Suresi’nin 35. Ayetine göre ve “Çün çırayı uyardık, Fahrü Hüda’nın aşkına deyip, On İki İmamları sayılarak çırağımı uyarırım.

 

Peki Çerağ nedir? Biz çırayı Allah’ın nuru, semavati olarak uyarırız cemevlerinde.

 

Postuma niyaz ederek otururum. Yanıma da anabacı oturur. Talip içeri girmeye başlar. Babanın karşısına gelir, her cemin ayrı bir duası vardır. Babanın huzurunda dua okuyup, babanın dizlerine ve yüzüne niyaz ederek, hal sorur ve giren taliplerin elini, babanın da avucunun içini öperek geçip yerine oturur. Herkes yerine oturduktan sonra baba çerakçıya çağırır. Burada üç tane çırağı uyarırız; Allah, Muhammed, Ali aşkına. Bazı cemlerde on ikiye kadar uyarılır bu. Çırakçı yerine geçer. Gözcü karşıma gelir. Baştan kendi özünü dara çeker. Yani kendini talibe sorgulatır. Talibin ondan hiçbir şikayeti yoksa; eyvallah, derler. Baba da özünü dara çeker. Çok cemde babalar özünü dara çekmez. Çünkü baba bir yanlışlık yaptıysa, bir talibin şikayeti var da o talip haklı bulunursa Baba ile bütün talipler birer kurban keserler. Ama ben her cemde özümü dara çekerim. Nefsime güvenerek ben özünü dara çekerim.

Ondan sonra gözcü bütün talibi sorgular. Hepsi eyvallah! Der ise, kimse kimseden şikayetçi olmadığı için ibadet başlar. Yani baba gülbenk çeker. Gülbenki üç bölümü böler, her gülbenkin sonunda bir secde yaptırır. Talip içeri girerken de babanın önünde “nuru semavata” secde ettiği için biz beş secdeli ibadeti kapatırız. Sözü zakire veririz. Zakir en az üç tane nefes söyler. Ekseri yedi ulu ozanın nefesleri söylenir. Bunların manaları anlatılır. Duvaz İmamlar (On İki İmamlar, Methiyeler) söylenir. Ardından tevhit okunur. Ondan sonra bu bülümü bitiririz. (H)Adım Ana’yı (sofracı-yemekçi) huzurumuza çağırırız, kurbancı babayla beraber. Onlardan izin alarak semaya geçeriz. Çünkü bu arada yemekler yenmiş oluyor. Nefesler açıklanırken yemekler de yenmiş oluyor. Eskiden her hafta yemek yenirmiş. Şimdi biz bunları yalnız kurban olduğu zaman cemde yemek yediriyoruz. Her hafta yemek yok, ibadete devam.

Adım Ana’ya Kadıncık Ana Duası verilir, yerine (postuna) döner. Zakir semah havasını vurmaya başlar. Bizim semamız üç bölümdür. Halka şeklinde dönerek olur. Biri normal yürüyüş gibidir. İkincisi biraz daha hareketli. Üçüncüsü daha hareketlidir. Fakat semamızın birçok yörede “Kırklar Semahı” olarak dönüldüğünü gördüm.

Semalar bittikten sonra carcı (süpürgeci) babayı çağırırız. Ehlibeyt’in adını anarak yere car çalar, kendisine bir dua veririm. Ondan sonra yere niyaz ederek yerde kalır. Gözcü zakirin sazını alır, carcı baba süpürgesini saza dayayarak, benden dua isterler. Ben orda yine bir gülbenk çekerim, onları yerlerine göndeririz.

Sakka Suyu için, Sakka Baba eşiyle beraber meydana girer. Her cemde olduğu gibi Sakka Suyu dağıtır, mersiye okunur, Sakka Baba’nın da duaları verilerek onlar da yerine gönderilir.

Ondan sonra cemde Kuran okunur. En az üç ayet okunur. Sonra Türkçe’si de (meali) okunur. Baba büyük bir gülbenk çeker; başta Elhibeyt’in, On İki İmamların ve Cemde bulunanların gelmişlerinin, geçmişlerinin ruhlarına, çeker.

Gözcü tekrar ayağa kalkar, özünü dara çeker. Bir şikayet yoksa, baba gene dua verir, gözcü oturan, duran’ı ister baba’dan. Baba oturan-duranı okuduktan sonra canlar evlerine giderler.

Bu ibadet bir buçuk iki saat sürer.

 

Kurban nedir, ne tür kurbanlar vardır?

 

Bizde her cemin açılışında bir kurban keser talip. İkrar verirken kurban keser, müsahip tutulurken kurban keser, muharremin on ikisinden sonra kurban keser, yirmi bir mart nevruzda kurban keser, bir de aralarda, annesi, babası Hakk’a yürüyen olursa kurban keser. Kurbanlarımız çok boldur.

Kurban’ın iki tür anlamı vardır; bir zahiri anlamı, bir batini anlamı vardır. Zahiri kurbanlar anaya, babaya, ölüye kesilen kurbanlardır. Yani Hakk’a yürüyenlerin sevap almaları için kurban kesilir. Bir de ikrar verirken müsahip olurken kesilen kurbanlar vardır. Zahiri anlamlarının yanında bir de orada kendilerini kurban ederler. İkrarından yemininden dönmeyeceğine dair, Ali yoluna kendilerinin de kurban olduklarını anlatırlar.

 

Siz Akyazılı Sultan süreğinin temsilcisisiniz. Peki sizin erkana yakın başka topluluklar var mı?

 

Orta Bulgaristan’dan Kotel’e bağlı Yablonova (Elvanlar) Köyü’nden insanlar bizim köyümüz, Kumluca’yı Saçlı Koçlu Baba türbelerini ziyaret ederlermiş. Bir de Dobriç’in Keçideresi Köyü’nden bizim erkanımıza katılıyorlarmış.

Süceattin Veli Erkanı’yla bizim erkanımız arasında fazla bir fark yoktur. Sadece semahlarımız farklıdır. Onlar da bizim gibi gözcüsü ile sorguluyorlar cemi, bizim gibi çırak uyarıyorlar, bizim gibi saka suyu dağıtıyorlar, bizim gibi car (süpürge) çekiyorlar… on iki hizmetin en önemli hizmetleri birbirine uyuyor, yani. Cemde saz  muhakkak var. Semalardan (Semahlar) saz ile Ehlibeyt On İki İmamlar övülür, tevhitler söylenir, sakka suyu dağıtılırken de ağıt yakılır, saz ile söz ile.

 

Siz kendi ceminizin dışında farklı yörelerin cemlerine de giriyorsunuz?

 

Köyümüzün yanında Otman Baba gurubuna bağla bir köy var; Türk gücü Köyü. Onların cemine katılıyorum. Çırak uyarıyorlar, talibi sorguluyorlar, semaları var, çar çekiyorlar, ibriktarları var. Onların da semaları bize uymuyor. Hizmetlerinde bir iki eksiklik var. Onun dışında bizimkine benziyor.

Kızıldeli Sultan Ocağı cemine katıldım. Kızıldeli Sultan’a bağlı Karababa Köyü’nde Medeni Yağcı Baba’yı tanıdım. Cem Televizyonu’nu da götürdük. Çeşmeli Köyü’nden bütün talibimi götürdüm Kara Baba’ya onlara bir cem yaptırdık. Tabii bizden farklı tarafları var. Çırağı aynen uyarıyorlar. Sakka Suyunu aynen dağıtıyorlar. Bizim gibi saz ile söz ile okuyorlar. Sonra semaları bizden değişik. Ve son bir de Kurban niyazlamalarında biraz değişiklikler var.

Ali Koç Baba Ocağı cemine katıldım. Yine Türkgücü Köyü’nde Ali Koç Baba’ya bağlı bir dedemiz vardı. Bunların cemleri daha sıkı. Başka cemlerden pek insan almazlar. Beni dahi bir müddet cemlerine almadılar. Mustafa Babamız vardı; benim uzaktan bir akrabam onun eşiydi. Mustafa Baba Hakk’a yürüyünce Muratlı’dan Ali Koça süreğinde Hüseyin Baba’yı davet ettiler. Bizim gibi çırak uyardı. Bizim gibi sorguladı. Cemlerinde birkaç eksiklik olmasına rağmen bize yakın bitirdi. Kızıldeli Sultan Semağı ile Ali Koç Baba Semağı birbirine çok uyuyor.

Bektaşilerin Babagan olan cemlerinin sohbet bölümüne katıldım.

 

Bulgaristan’a gezileriniz oldu. Burada erkanlar arasında benzerlikler-farklılar var mı?

 

Bulgaristan’da da üç bölgede; Haskova-Kırcaali Bölgesinde on cem yaptık. Orada cemlerde 22 baba tanıdım. Cemlerin sekizi Otman Baba Süreği’ni sürüyorlardı, ikisi Kızıldeli Süreğini süren cemlerdi. Dulovo yöresine geçtik, on cem de oradaki köylerde yaptık. Bunların tamamı Süceattin Veli babalarıydı. Hepsi bizim cemimize yakın cemler yaptık. Ordan Razgrat Demir Baba yöresine gittik. Razgrat Kubrat kazasının Mesim Mahallesi’nde Kazcılar’da, Yeniceköy’de de on cem yaptık. Bunların da tamamı Süceattin Veli Babalarıydı. Kendi yörelerine uygun gibi gözükse de, bizim cemlerimize benziyor, semaları ise aynı bizim semalara benziyordu, Akyazılı Sultan semalarına benziyordu. Yani Tuna boyu bölgesi, Kuzey Bulgaristan, Varna’dan Demir Baba’ya kadar Akyazılı Sultan semalarını dönüyor. O ara da yaklaşık olarak iki yüz elli km.’dir.

 

Süceattin Veli’nin Bulgaristan Alevileri üzerindeki etkisini nasıl gördünüz?

 

Süceattin Veli, Otman Baba’yla müsahip kardeşmiş. Otman Baba kendisi mücerret olduğundan Hakk’a yürürken, ordaki talibine Süceattin Veli’ye bağlanın, benden sonra piriniz Süceattin Veli’dir, diye tembih etmiş. Haskova ve Kırcaali Bölgesi’ndeki babalar ve talip Süceattin Veli ve Pirini çok seviyorlar. Çok da güzel nefesler yazmışlar, bu konuda. Her cemde okuyorlar, kendilerinden dinliyoruz. Kuzey Bulgaristan’da Dulovo, Mesim Mahallesi Bölgesi’nde babalar ve halife babalar, hep Süceattin Veli’ye bağlı. Birkaç müstesna olabilir.

 

Sultan Süceattin Veli Dergahı’nı ziyaret ediyorlar mı, etmek istiyorlar mı?

 

Süceattin Veli’ye Bulgaristan’daki dedeler, babalar, halifelerin hepsinin gelip ziyaret ettiklerine tanık oldum. CEM Vakfı’nın toplantısından sonra dönerken Çorlu Cemevi’nde Bulgaristan’da Süceattin Veli’ye bağlı babaların, dedelerin yıllık görgülerini, Süceattin Veli Postnişini Mehmet Demirtaş Dede’ye gördürdüklerini gördüm.

 

Halkın da büyük bir ilgili var, tabii?

 

Halk birkaç otobüsle Türkiye’ye gelmişlerdi, her sene de birkaç otobüs insan geliyor. Ben de birkaç kez onlarla birlikte Çorlu’dan Eskişehir’e gittim. Süceattin Veli Dergahı ziyaret edilmiş, kurbanlar kesilmiş, cemler yapılmıştır.

 

Türkiye’den Süceattin Veli Postnişinleri Rahmetli Nevzat Demirtaş ve şimdiki postnişin Mehmet Demirtaş ta Bulgaristan’a gittiler?

 

Evet gidip, cem yaptılar.

 

Biraz da bugünden bahsedelim. Rumeli’de Bulgaristan, Yunanistan ile Türkiye Trakyası arasında bir köprü vazifesi görmesi beklenen bir cem kültür evi Çorlu’da yükseldi.

Sizlerin CEM Vakfı Çorlu Cem Kültür Evi’ne büyük katkılarınız oldu. Bu çalışmaları özetler misiniz?

 

Çorlu Hacı Bektaş Derneği 1991’de kuruldu. Belediyeden arsa istedik, küçük bir arsa verildi. Hacı Bektaş Derneği olarak pek yardım göremedik. Bu arada İzzettin Doğan CEM Vakfı başkanı olarak çok güzel mesajlar veriyordu. Ben arkadaşlara CEM Vakfı’na katılmayı tavsiye ettim. Beni İstanbul’a gönderdiler. Ayhan Aydın Bey  (yani siz) karşıladı. CEM Vakfı toplantısına katıldım. Çok güzel ve sıcak bir ilgi gördüğümü arkadaşlara anlattım. Katılmamız da yarar olduğunu yalnız CEM Vakfı’dan çok yardım istendiği için bizlere yardım edemeyeceklerini, kendilerine söyledim. O sözüm de gerçekleşti, İstanbul’dan hiçbir yardım alamadığımızı söylemeliyiz. Kuruluşundan bu yana Metiner Orhan, Mürvet Çelik, Muzaffer Birdal gibi arkadaşlar CEM Vakfı başkanlık görevini yürüttüler. Ben de üç yönetimde de görev aldım. Kendilerine ve millete hizmet etmekten onur duyuyorum. 2300 metre kare kapalı alan, cemevimizi bitirdik. Yemekhanesi, gasilhanesi, kurban kesme yerleri ve bir tane de müsahip ikrar bağlanma yeri faaliyette, bahara kadar bin beş yüz kişilik cemevinin için bitmiş olacak. On yedi senedir, canla başla çalışıyoruz. Çorlu esnafından ve Alevi halkından çok büyük destek aldık.

 

Bugün Türkiye Trakyası’nda erkanlar yürüyor yani?

 

Sadece Bektaşi gurupları değil, Anadolu’dan gelen Aleviler de burada varlıklarını gösteriyor, cemlerini yapıyorlar.

Akyazılı Sultan, Süceattin Veli, Ali Koçlu, Kızıldeli, Gülşeniler, Babagan Bektaşi Kolu tümü erkanlarını, geleneklerini, kültürlerini canlı olarak yaşatmaktadırlar. Özellikle son yıllarda da Bulgaristan, Yunanistan’la Trakya arasında gidiş-gelişler arttı, ziyaretler arttı, ilişkiler gelişiyor. Bulgaristan’dan, Yunanistan’dan Türkiye’ye göçen canlar eski topraklarını da ziyaret ediyorlar. Bulgaristan’da, Yunanistan’da yaşayan canlar da Türkiye’yi ziyaret ediyorlar. Ben bundun çok mutlu oluyorum.

 

Söyleşi: AYHAN AYDIN, 8 Aralık 2010

 

FATMA ANABACI

 

Sene 1948, İl Bursa Kaza Karacabey.  Ben bahçeli bir evde doğmuşum. Bahçe derken bahçede armut, erik, incir ağaçları ve hele yaşlı zeytin ağacı. Bizler meyvelerinden, gölgelerinden faydalandığımız doğada güzellikleriyle insanlara sağlık sunan ağaçlarımız.

Rahmetli babam işinden akşam üstü döndüğünde evde sedir minderlikte oturur, dinlenirken, bazı günler büyüklerinden duyduğu sözleri, belli bir zaman, yıllar sonra ettiğim nefesleri söylerdi. 8 yaşındaydım annemle, babamı dinlerdik. Ehlibeyt’i içinde yaşatıyordu. Şu anda yaşadığmıız an gibi.

Canlar Köyümüz Çeşmeli. Güzel bir isim. Büyüklerimiz Bulgaristan’ın Kumluca Köyü’nde 1924’de gelmişler. Köyün etrafına yaptırdıkları Kır Çeşmesi’yle, Tarihi Çeşmesi, Mermer Çeşme, Deniz Boyu Sahil Mahallesi, köyümüz suyundan faydalanıyoruz. Su yaşamdır, Yaşam sudur, demiş büyüklerimiz. Eşim Mahrem Efendi cem babası cem evinde Ehlibeyt hizmetini sunan ve yeniliği sevendir…

İnsanın manevi gıdası sevgi ve saygı, muhabbettir. Kuran’ı Kerim’de Fecr Suresi’nin 29., 30. ayetlerinde; gir kullarımın arasına gir cennetime, diye buyurmaktadır.  İnsanlık saf bir giysi gibidir, tertemizdir. Bunun gibi Güzel Ahlak, Bilim, Çalışma, Sanat, Araştırma, Kalem, Ehlibeyt yolunda yürüyen araştıran, araştırdıkça genişleyen gençlerimizin, nesillerimizin yolları açık ve aydınlık olsun. Hakk Muhammed Ali, Hz. Fatıma, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin Ehlibeytimizin yurdumuzdaki velileri, Balkanlar’daki velileri, Hünkar Hacı Bektaş Veli’yi, Mustafa Kemal Atatürk’ümüzü söyleyen diller daim, sazın tellerine deyen eller yorulmasın.

Lokmalar tatlı, gönüller mutlu olsun. Üçler, Beşler, Yediler hizmetlerden haberdar olsun. Keselerinize, köşelerinize Halil İbrahim bereket vere. Dolsun dökülmesin, artsın eksilmesin. Alnınız açık, gönlünüz pak ola…

 

 

Çorlu’da Bir Dost…

 

MUHARREM BABA

 

Bir dost var dediler Çorlu kentinde,

Kalkıp sana geldik Muharrem Baba.

Eriştik Çorlu’nun dostlar semtine,

Sizden yana geldik Muharrem Baba.

 

Dostlara aşıkız ezelden beri,

Erenler yoluna koymuşuz seri.

Canevinde vardır dostların yeri,

Bizler Can’a geldik Muharrem Baba.

 

DERVİŞ KEMAL der ki: Piri bulmuşsun,

Cem’de ikrar verip nasip almışsın,

Gerçeğe Hü deyip Mürşit olmuşsun,

Biz Sultan’a geldik Muharrem Baba.

 

24. 12. 2004

 

Uzunköprü

Derviş Kemal ÖZCAN

 

FATMA TEZOL BACIMA

 

Çorlu Cem evinde gördüm bir kişi,

Adı kutsal Fatma Tezol bacımın.

Güzel dost Muharrem Baba’nın eşi,

Adı kutsal Fatma Tezol bacımın.

 

Ay gibi parlak ve güleçti yüzü,

Yüzüne uygundu, berraktı özü.

Kanımca gerçeği görmüştü gözü,

Adı kutsal Fatma Tezol bacımın.

 

Erenler yoluna başını koymuş,

Cemdeki edebe, erkana uymuş.

Gözleri açılmış, kulağı duymuş,

Adı kutsal Fatma Tezol bacımın.

 

DERVİŞ KEMAL der ki: İcazet alsın,

Mahşer Günü FATMA ANA’YI bulsun.

Bütün hayalleri hakikat olsun,

Adı kutsal Fatma Tezol bacımın.

 

15. 01. 2005

 

Halk Ozanı

Derviş KEMAL