CEMEVLERİ GERÇEĞİ

 Ayhan Aydın

 

Birlik meydanında, Hakk Muhammed Ali yolunda, Kırklar süreğinde, canların özlerini dara çekerek arınıp paklandıkları ibadet şekli olan ve On İki İmamlar katarında on iki hizmetin yerine getirilip kurbanların tığlandığı, gülbankların çekildiği, nefeslerin söylendiği, muhiplerin – taliplerin birbirlerinden razı olup rızalık şehrine girmeye niyetlenerek, bacı-kardeş birlikte yaptıkları ibadetin adıdır cem. Gerçek er meydanı da denilen cem meydanı; hamların pişip has olmaya niyetlendikleri, erenler yolundan gidenlerin sürdükleri, mürşitlerin, pirlerin, rehberlerin, ozanların, âşıkların nefesleriyle nurlanan, aşk ateşine düşen canların semahla Hakk’a varma gayretinde oldukları çiçekler bahçesi içindeki bir feyz alma, hak ve hakikat okuludur.

Bu okul bin dört yüz yıl önce Muhammed Ali’yle kurulmuştur ve bugüne gelmiştir. Alevi İslam Yolu’nun hangi çağda, hangi coğrafyada, hangi şartlar altında olursa olsun, hangi isim altında yaşarsa yaşasın asla değişmez, değiştirilmez kural ve kaideleri olduğu gibi bu yolun en temel ibadeti olan cemin de değişmez ve değiştirilemez kural ve kaideleri varlığını korumuştur. Şimdi de milyonlarca insan aynı ibadeti, birbirinden yüzlerce kilometre uzaklıkta aynen yerine getiriyorsa bunun nedeni işte bu değiştirilemeyen kurallara bağlılıktan dolayıdır.

Cem ibadeti cemevlerinde yapılan bir ibadettir. Cemevi cemin yapıldığı mekânın adıdır. Tarihler boyunca mekânın şekli değişmiş olsa da ibadetin içeriği değişmemiştir. Bugüne kadar bu konuda yeterli bilimsel araştırmalar yapılmamış olması; cemevlerinin mimari geçmişleri, tarihsel konumları, isim farklılıkları, tarihsel metinlerdeki yerleri üzerinde yeterli envanter elde edilmemiş olması, temel gerçekleri değiştirmez.

Yüzyıllar boyunca süren baskılar, sürgünler, sindirmeler, katliamlar, asimilasyonlar, kimliksizleştirmeler… Bir büyük inanç kitlesinin kendi kültürel kimlikleriyle var oluşlarının önünde çok ciddi engeller ortaya koymuştur. Aleviler ibadetlerini bin bir zorluk içinde yapmak zorunda bırakılmışlardır.  Kimi zaman Aleviler cemlerini bir köydeki bir evin en büyük odasında yapmak zorunda kalmışlar ve zamanla o oda cemlerin sürekli yapıldığı bir mekâna, “cemevi”ne dönüşmüştür. Kimi zaman da bir konakta bu ibadeti yerine getirmişlerdir. Ama örneğin İzmir Narlıdere’de Yanyatır Ocağı dedelerinin taliplerinin “Dede Konağı” olarak yaptıkları bina bir cemevidir aslında. Yine göçer bir toplum olarak obadan obaya giden Türkmenlerimizin yanlarında götürdükleri çadırdan birisi de “Cem Çadırı”dır. Ama insanlarımızın sürekli olarak cemlerini yaptıkları, kalıcı, mimari özellikleri olan yüzlerce cemevi örneğimiz vardır.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki belgelerde; erenlerin, pirlerin, ozanların yaşamlarını anlatan eserlerde; Emevi-Abbasi- Selçuklu- Osmanlı’da Alevi-Bektaşi tarihini anlatan kitaplarda; buyruklarda, erkannamelerde, nefeslerde; Alevilerin-Bektaşilerin ibadet mekânları içinde dergâh, tekke gibi terimler yanı sıra cemevi kelimesi çeşitli engellere, baskılara, yasaklara rağmen sıkça geçmektedir.

Anadolu’da Balkanlar’da, onlarca araştırmacı, yazar, gazeteci, en azından bizlerin gidip gördüğü gibi, halkın çoktan beri “cemevi” olarak nitelendirdikleri yüzlerce binanın olduğunu söylememiz gerekir. Şehir koşullarında modern manada, insanlarımızın ihtiyaçlarına cevap verecek, mimarların yardımıyla hazırlanan cemevleri, elbette bir gereksinimden doğmuştur. Ama CEM Vakfı tarafından hazırlanan Cemevleri Mimari Proje Yarışması  (1996) Kitabı’nda  (CEM Vakfı Yayınları)’da olduğu gibi cemevleriyle ilgili çeşitli projeler hazırlanırken tarihi arka plan da incelenmiştir.

Alevi İslam’ın bir kolu olan Bektaşilik’te tekke ve dergâhlar vardır. Tekke ve dergâhlarda meydanevi vardır. Meydanevi cem salonu, cemevi manalarına gelmektedir. Tüm Anadolu’da ve Balkanlar’da, Mısır’da, Ortadoğu’da binlerce tekke/dergâh’ta meydanlar açılmış yani cemler yapılmıştır. Bunların yüzlercesi bugün ayaktadır. Ayakta olmayan yerle bir edilen veya doğal sebeplerle yok olan, yıkılan, yanan, terk edilen cemevlerinin, meydanevlerinin, tekke ve dergâhların varlığını ortaya koyan eserler belki yeterince yoktur ama bunlardan söz eden yüzlerce eser vardır, seyahatnameler gibi. Örneğin; Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Alevilerin Bektaşilerin ibadet mekânlarından bolca söz edilmektedir.

Bugün belki sadece türbe bölümleri ayaktadır ama çok sağlam kaynaklarla biliniyor ki; Otman Baba, Akyazılı Sultan, Demir Baba, Musa Baba gibi yüzlerce erenin aynı zamanda isimleriyle anılan mekânlarında meydanevleri/cemevleri mevcuttur. Nihayetinde 1400’lü yıllardan beri ayakta olan Yunanistan Dimetoka yakınlarındaki Kızıldeli (Seyyid Ali Sultan) Dergâhı’ndaki Meydanevi/Cemevi bugün de hizmet vermeye devam etmektedir.

Ama siz gelin ülkemizde bunları anlatın, anlatabilirseniz.

Birilerinin inkârı, yok sayması devam ediyor güzelim yurdumuzda.

Birilerinin inkâr etmesiyle, yok saymasıyla gerçeklerin üzeri örtülemez. Siz inkâr etseniz ne çıkar, inkâr etmezseniz ne çıkar? İnsanlar yüzyıllar boyunca ibadetlerini belli mekânlarda yerine getirmişlerse o ibadetin, o ibadethanenin isimleri milyonlarca insan tarafından biliniyorsa bunu inkâr etmenin hiçbir manası yoktur. Gerçekler gizlenemez, saklanamaz. Hele bu çağda, bu devirde, dünyanın küçüldüğü, inançların, inançlar için verilen mücadelelerin en kutsal mücadele sayıldığı günümüz dünyasında molla zihniyetlerle, gerici bakış açılarıyla, insan haklarını hiçe sayarak, özgürlükleri yok sayarak hiçbir yere gitmek mümkün değildir. Hiç kimse, hiçbir kurum; hiçbir kimseyi, hiçbir inanç mensubunu ve hiçbir kitleyi susturamaz, sindiremez, yok sayamaz! Şimdi ülkemizde kalkıp bakan seviyesine gelmiş birileri diyecekler ki, asıl ibadet namazdır, ibadet mekanı da camidir, buyurun namaza, buyurun camiye!. Cemevi diye bir kavram yoktur. Cem varsa da bunlar asıl ibadet değildir, asıl ibadet yerine geçmez! Kafa bu, mantık bu. Milyarlarca lira tek bir inanç sistemine aktarılacak, farklı inançlar yok sayılacak, İslam içinde farklı ibadetlerin, ibadet mekânlarının olduğu inkâr edilecek, tek tip zihniyetin hâkimiyetinin devam etmesi için ölümüne direnç gösterilecek, devlet içinde devlet görünümündeki Diyanet İşleri Teşkilatı dokunulmazlık zırhı içinde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve yönetimine kök söktürecek, her dediğini yaptıracak, Aleviler, cem, cemevlerinin varlığı inkâr edilmeye devam edilip düzenlerine zarar gelmeden tatlı hayatlarını sürdürecekler. Binlerce kadro ellerinde, devletin televizyonu ellerinde, maatbaları ellerinde, okulları ellerinde, kaç bakanlığın bütçesine denk paralar ellerinde, yetki ellerinde, dediğim dedik zihniyet ellerinde oh ne ala, ne ala…

Bizlere düşen görev gerçekleri ortaya koymak, haklı mücadelemizi vermeye devam etmektir. Yılmadan, bıkmadan yolumuzda yürümeye devam etmektir.

 

  • Seyyid Ebul Vefa, Dede Gargın, Koca Ahmet Yesevi, Ağucan, Baba Mansur, Kureyşan, Seyyid Garip Musa, Cemal Sultan… gibi isimlerini burada sıralamanın mümkün olmadığı yüzlerce büyük Anadolu ve Rumeli ereninin bizzat türbelerinin, ocak merkezlerinin ve yayıldıkları coğrafyalardaki kutsal mekanlarda “cemevi” olarak kutsanan yerlerce yüzlerce yıldır cemler her koşul altında yapılmaya devam etmiştir.
  • Pir Hünkar Hacı Bektaş Ocağı’nda/Dergahı’ndaki Meydanevi’nde yüzyıllar boyunca cemler yapılmıştır.
  • Türkiye’deki en büyük inanç külliyesi olan ve aynı zamanda en eski ve en büyük Alevi Bektaşi inanç mekânı olan Seyyid Battal Gazi Dergâhı’nda (Seyidgazi-Eskişehir) somut olarak “Bektaşi Tekkesi” olarak da isimlendirilen ve kapı üstünde yazılan bir bölüm mevcuttur. Bu Külliyede yüzyıllardan beri cemlerin yapıldığı bilinmektedir.
  • Balkanlar’a kadar yayılan ulu erenlerin kurdukları dergâhlarda yüzlerce yıldır cemler yapılmaktadır.
  • Seyyid Sultan Süceattin Veli Dergahı’nın (Süca (Aslanlı) Köyü Seyidgazi – Eskişehir) XV. Yüzyıl’dan beri cemin yapıldığı bilinmektedir.
  • Somut olarak Türkiye’deki en eski “Cemevlerinden” birisi Malatya Arapkir Onar Köyü’ndeki “Büyük Ocak” ve “Şeyh Bahşiş” Meydan evi / Cemevi’dir. Tarihi 787 yıllıktır.
  • Tunceli Pülümür Hacılı (Haculu) Köyü’ndeki Pir Sultan Cemevi’nin dört yüzyıllık olduğu ve ibadethanenin “Cemevi” olarak nitelendirildiği bilinmektir.
  • Diyarbakır Bismil Türkmenhacı Köyü’ndeki “Cemevi” olarak nitelendirilen cemevinin tarihinin üç yüzyıllık olduğu bilinmektedir.
  • Aydın Dalama Yeniköy’deki Cemevi’nin üç yüzyıllık olduğu bilinmekte ve üç yüzyıldan beri halk tarafından “Cemevi” olarak nitelendirilmektedir.
  • Böyle onlarca örneği burada sıralamak mümkündür…

“BİLİNEN EN ESKİ CEMEVİ ONAR KÖYÜ’NDEDİR”

Onar Köyü’nden olan Araştırmacı-Yazar Dr. İsmail Kaygusuz; Şeyh Hasan Onar’ın Türkmen toplulukların çok çeşitli kolları olan Bayat Oymağı’nın ana tarafından Ali soylu inançsal başkanı (Şeyhi), ve yönetici önderi (Begi) konumunda olduğunu belirterek; “Onar Köyü’ndeki Mezar taşı üzerindeki damga Bayat Boyu damgalarının bir çeşitlemesidir. 22 Nisan 1224 tarihinde (Hicri 621) Sultan Alaaddin Keykubat (1220-1237) adına, “Mir-i Azam beledisi”, yani bölgenin yüce Emiri tarafından Şeyh Hasan Oner’e, sınırları belirtilen ve içinde bugün Onar Köyü bulunan arazi Zaviye vakfı olarak verildiğine dair Vakıfname bulunmaktadır. Onar Köyü, böylece sınır boyu yerleşim yeri olarak burası, kendisine bağlı Türkmen aşiretlerinin inançsal ve yönetim merkezi durumuna girmiştir” dedi.

Dr. İsmail Kaygusuz, tarihte bilinen en eski cemevinin Onar Köyü’nde olduğunu açıklayarak; “1224 yılında Selçuklu Sultanı Alaaddin’in Malatya Emiri’nden aldığı “Zaviye Vakıf Belgesi” ile Şeyh Hasan Onar tarafından kurulmuş ve “Şeyh Hasan Oner Zaviyesi”ne ait Büyük Ocak ve daha sonra oğlunun kurduğu Şeyh Bahşiş adlarıyla hala yaşayan iki Meydanevi/Cemevi vardır. 300-400 kişiyi içine alan ve kare planlı bu iki yapının da duvarları penceresizdir. Çok sayıda direklerle –ki bunlardan ortada bulunan kutsal Karadirek adı verilmiş olanın dibindeki postta Cemi yöneten Dede oturur- desteklenmiş kirişlerin üzerine küçülen kareler biçiminde oturtulmuş bu ilkel Selçuklu mimari ev tipinin, kırlangıç ya da bingi çatısı/damı ve ortasında pencere ve baca görevi yapan bir açıklık bulunmaktadır. Küçük çaplı bir yarım kubbenin altında yandan dışarı dönük 50-60 cm. çapında oyulmuş birer delik taş koyulmuştur bu açıklığa. İkisi de kutsal mekânlar olarak, biçimlerini bozmadan onarıla onarıla 787 yıl boyunca “Cemevi” olarak, bugüne kadar yaşatılmıştır. Pir Sultan Abdal’ın da Çaldıran sonrası gizlenme yıllarında Onar Köyü’ne uğradığı söylenmektedir” diye konuştu.

BÜYÜK OCAK CEMEVİNİN MİMARİ ÖZELLİKLERİ
Araştırmacı Yazar İsmail Onarlı, Şeyh Hasan’ın Onar Köyü’nde inşa ettirdiği Cemevi ve Zaviye’nin binası ve müştemilatının adına; Sultan Onar Cemevi ya da Büyük Ocak da denmekte olduğunu belirterek, tarihi Cemevinin mimari özelliklerini şöyle anlatıyor:.

Onar Köyü’ndeki Büyük Ocak Meydan evi’nin yapısal mimari özellikleri üzerinde duracağız. Şeyh Hasan’ın 1224 yılında 12 direkli bir çadır görünümde inşa ettirdiği Sultan Onar Cemevi, Orta-Asya Gök-Tapınakları’na benzemektedir.

Büyük Ocak Tekkesi; 15×17 m2’lik boyutta, kareye yakın dikdörtgen planlı; 1,5 metrelik kalınlıkta2,5 m. yüksekliğinde taş duvarlara bindirilmiş, yedi kat gökyüzünü ifade eden kırlangıç çatı, 12 direk üzerine kubbemsi oturtulmuş, içten çadır görünümlüdür. Koçbaşlı direklerin üstüne kalın Hatıl Ağaçlar atılarak birbirine tutturulmuş; Hatılların üstüne 10-20 cm. aralıklarla Kisek Ağaçlar dizilmiş; Kiseklerin üstüne aralıksız ters yönde Mertek Ağaçlar dizilmiş; Merteklerin üstüne Aruda denen kısa ağaçlar aksi istikâmette sıralanmış; bunların üstüne de Hortut dalları ile ince çubuklar düzgün sıkça serilmiştir. Tüm bunların üstüne de Püşürük denen özel kırmızı toprak ile kıyılmış samanın karışımından olan çamur 15-20 cm. kaplanmış; En üstte yanı Dam’da;20 cm. kalınlığında Caşgan denilen özel killi yağlımsı kaygan toprak dama serilmiştir. Damın üstündeki toprağı yağmura yaşa karşı sıkıştırmak için zil taş da denen granitten yapılmış 50-60 cmçapında 100-120 cm. boyunda silindir şeklinde, loğ denilen kaya kütlesinin iki yanının orta noktaları oyulmuş ve ağaç dil geçen özel bir ağaçtan yapılmış aparatla iki kişinin çektiği bodur sütun durmaktadır, damda…

Yarı kubbeleştirilmiş damın tam orta yerinde taştan oyulmuş bir pencere ve duman deliği vardır. Bu delik Gök-Tapınak’larındaki Tüğünük denen ve evin tabanında yakılan ateşin dumanlarının çıktığı deliğin aynısı olup, güneşin ışınlarını da meydana yansıtan pencere işlevini görmektedir.

Yine kubbemsi damın ortaya yakın bölümünde bütün direklerden daha kalın ve siyah; üzerinde kahve ve kızıl beneklerin olduğu Karadirek denen ve kutsal sayılan bir ağaç direk vardır.

Karadirek Göktapınak’larda simgeleşen kutup yıldızını ve varlık birliğini sembolize eden düşünceyi anlatmaktadır. On iki direkler, On İki İmamları ifade etmektedir. Aynı zamanda On İki Kabile’nin oturduğu gedikleri belirlemekte, on iki hizmet sahiplerini ve ,On İki Post makamını sembolize etmekte ve daire de oturma konumlarını belirtmektedir.

Cemevi’nin önünde; yemek pişirme yeri, aşevi, ekmek pişirme ocağı, kiler, hamam, helâ, çamaşırhane gibi odacıklar vardır. Sağ yanda iki katlı tekkeşinevi, ahır, samanlık, odunluk, misafirhane vardır. Sol yanda ise bahçe vardır…

Mimari özelliklerini betimlediğimiz Şeyh Hasan’ın Onar Köyü”ndeki ilk evi dediğimiz ya da tarihi kayıtlarda Onar Zaviyesi olarak geçen, halk arasında ise Büyük Ocak denilen yapı Selçuklu’ların ilk köyde inşa edilen Aristokrat bir Türkmen Beyi’nin malikhânesi (konutu) ve dini ibadet mekânı yani (Türkmen Kocalarının toplantı yaptıkları Meclis Salonu) divanıdır. (14 Eylül 2011, Malatya Güncel)

 Ayhan Aydın