ALİCAN YILDIRIM

Sevgili ozanım, sizce halk ozanlığı neyi ifade ediyor? Ozanlık tamamen bir Allah vergisidir, önce.Halkın tüm yaşamını dizeleriyle, müziğiyle dile getiren kişiye halk ozanı denir. Halk ozanı insanların sevdasını, hasretini, üzüntüsünü, neşesini, kısaca tüm duygularını sevgiyle yoğurup şiire dönüştüren yaptığı müzikle onu iyi şekilde yorumlayan kişidir. Halk ozanlarını diğer insanlardan ayrı kılan en önemli özeliklerden birisi, onlarda sıradan insanlarda olmayan duygu yoğunluğunun olması ve aşırı derecede sevgi tutkunu oluşlarıdır. Kendileri zararlı çıkacağını bilseler dahi doğrunun yanında yer alırlar. Onlar aşırı iyi niyetli insanlardır. Birçok şeyi göze alarak halkın aleyhinde olan düzenlere başkıldırırlar.

Ozanlar kendilerini nasıl geliştirirler? Kişisel her gelişimin kökeninde okumak olduğu gibi, ozanlar da kendisin geliştirmek için okumalı. Öncelikle insanı okumalıdır. Çünkü her kitabın yazarı bir insandır, insanı ve insanlığı iyi okuyan ozan birçok kitabı okumuş kendisini geliştirmiş olur. Elbetteki okunmaya değer kitapları da okuması gerekir. Kendinden önce yaşamış olan ulu ozanların yaşamını, şiirlerini okuyup, onlardan feyz alması, ilham alması ve onların yürüdüğü yolu kendisine yol olarak seçmiş olması lazım.

Pir Sultan Abdal, Kul Himmet, Virani gibi ozanları diğerlerinden ayıran yönleri nelerdir? Özellikle halkın yanında olabilmek için egemen güçlere karşı verdikleri savaştır. Halkın yanında ve Hakk’tan yana olmak üzere egemen güçlere karşı verdikleri ölümüne mücadeledir.

Aleviliği nasıl tanımlıyorsunuz? Alevilik kısaca insanlıktır, insan olmaktır. Eğer bir inançta tüm insanlara karşı aynı gözle bakma ilkesi varsa, bir inançta eline, beline, diline sahip olma ilkesi varsa, bir inançta özüne, gözüne, sözüne sahip olma ilkesi varsa bir inançta; aşına, eşine, işine sahip olma ilkesi varsa bu ilkeleri içinde barındıran bir inanç iyi bir insan olmanın en büyük yol gösterisidir. Bu inancı özümsemiş, bu inancı yaşam biçimi olarak kabul etmiş insan da iyi bir insandır.

Bir başka inançların ibadethanesinden çıkan insanların bir yerlere saldırdığı görülebilir. Ama bir cemevinden çıkan bir insanın içinde sevgi vardır, bu insanın hiçbir yere de saldırdığı da görülmemiştir.

Siz aynı zamanda ocakzadesiniz, dedeler kimlerdir size göre? Bizde bir ocakzade evladı olarak, ocakzade olup ta dedeliği becerebilen, on iki hizmeti hakkıyla yürütübilecek, Alevi yoluna, erkanına uygun bir yaşamı benimsemiş her kişi dededir.

Gerçek bir dedenin başka hangi özellikleri vardır? Güvenilir kişiliği, sözünün dinlenir olması, ve toplum içinde örnek bir kişi olarak halk nazarında saygın bir yapıya sahip olması gerekir?

Hangi ocağa bağlısınız? Hubyar Sultan.

Bu konuda şiirleriniz de var sanırım? Evet.

Hubyar Sultan kimdir? Öncelikle Alevi kültürü taşıma kültürden ibarettir. Babadan, dededen aktarma kültürdür. Tarihimiz yok edilmiş, yakılmışız, yıkılmışız, sürülmüşüz, birçok Alevi köyü hep dağ başındadır. Nihayetinde Hubyar Köyü de bir dağ başındadır. Yeni yetişen genç kuşağa kadar eski kuşağın okuma yazması çok azdır. Hubyar Sultan’ın tarihi kişiliği hakkındaki bilgiler de taşıma kültüre dayanır. Osmanlı arşivlerinde bazı belgelere ulaşıldı. Ama bana göre kısaca Hacı Bektaş döneminde yaşayan, bir büyük inanç önderi olan zattır. Hubyar ismini de bizzat Hacı Bektaş’ın taktığı bir isimdir. Bektaş Veli’nin erler darına geçince (görgü cemi) Darı Çeç Üstünde Dara Geçiyorlar, ermişlik mertebesi, Hakk’a yetmişlik mertebesi var. Hünkar Hz. Çeç üstünden sonra tarik vurma bölümüne geçince, Hubyar Sultan’ın sırtına tarik vurunca sırtından kan geliyor. Hacı Bektaş Veli Hz.; Ya derviş bu ne hikmettir, diyor. Pirim Milcan’ın yarasına dokundun diyor, Hubyar. Milcan’ın yarasına dokundun diyince Hacı Bektaş Hz.’leri Hubyar’ımsın, diye ona sarılıyor. Milcan’ın yarası Hz. Ali Efendimizin yarası olduğu için Hub, Yarimsin, diye söylüyor. Orada erliğini, evliyalığını ispat ettikten sonra, diğer dervişlerle birlikte herkes bir yöreye gönderiliyor. Hubyar Sultan da Sivas’ın Tekeli Dağı eteklerine otağını kuruyor. Orada kurduğu dergah hala faaliyetini sürdürüyor. Hubyar Sultan’ın da türbesi oradadır. Gösterdiği kerametler; tahta kılıcıyla büyük bir taşı ikiye bölmesi, Sakarya Nehri’nin üzerine kurulu bir köprüyü “Muhannet-Zalim” köprüyü açıkta bırakmak için nehrin yerinin değiştirilmesi, önceden köy olan Hubyar Sultan’ın bedduasıyla bir göle dönüşmesi Sabancı Köyü, Sapanca ismini almış. Kadıköy Harem arasında bir bölümü denizin kenarından aldığı kumla dökmesiyle yol yapıp üzerinde yürümesi, sonra abasına oturup oturduğu yerde Unkapanı’na kadar su üzerinden geçmesi. Padişahlık sarayında eşiğin altında gizlenmiş kitabı bilip eşikten içeri girmemesi, kendisi için pişirilmiş zehirli kahveyi içip zehrini parmağından geri akıtması, ölü diye teneşire yatırılan sağ bir insanın cenaze namazını kılınca gerçekten ölmüş olması, fırına atılıp yirmi dört saat bekletildikten sonra sakalının buz tutması belli başlı bilinen kerametleridir.

Siz ozanlık geleneğine nasıl başladınız? Babamın halk ozanı oluşu, ufak yaşta bir bağlama sevgisini aşıladı bana. Daha küçük yaşlarda köylerde cemlerde, düğünlerde, nişanlarda ufacık yaşlarda saz çalmaya başladım. Zamanla bu sanatı geliştirdiğim gibi Allah vergisi olan şiirlerimi de yazmaya başladım. Her güzellikten ilham aldığım gibi yaşanan sıkıntılar, sıla hasreti, hissettiğim sevgiler, duyarlı olduğum toplumsal her konu benim için bir ilham kaynağı oldu. O anlamda her tür konuda şiir yazmaya başladım. Bu duygu yoğunluğu verdiği ilhamla kendime özgü müzikler de yaparak halkla paylaşmaya başladım, albümler yaptım.

Türkülerinizi okurken bir coşkunun yanında sıcak bir ritim de yakalıyoruz. Bu özellikle sizin istediğiniz bir şey mi, halk bunu sevdiği için mi böyle yapıyorsunuz? Birçok halk ozanı ritimsiz çalar fakat ben halk ozanlığının yanında müzik piyasasında da çalıştığım için; salonlar, türkü barlar vs. sürekli gurupla beraber çalıştığım için, ritimli okumaya alıştım, dolayısıyla bütün eserlerim doğal bir ritim, ahenk içinde yürür.

Sosyal konular yanında inançla ilgili şiirleriniz ve sazınızı bu yönde çalmanızın başka nedenleri var mı? Ozanın yazdığı eserler kendi taşıdığı duyguların ürünüdür. Bir insan yaşamla ilgili neler hissediyorsa, kafasındaki düşünceler daha çok inanca yönelikse inançsal eserler ön plana çıkar. Kısaca neleri çok düşünüyorsan, nelere karşı duyarlıysan şiirlerinde o konuları dile getirirsin.

Bunu bir görev olarak da görüyor musunuz? Mutlaka.

Yani geleneği yaşatıyorsunuz? Geleneği yaşatma adına kendimi sorumlu hissediyorum. Yarınlara olabildiğince güzel şeyler bırakmaya çalışıyorum.

Çocukluk döneminizdeki ailesel ve çevresel şartlarınız nasıldı? Köyde mi, kentte mi doğup-büyüdünüz? On yedi yaşıma kadar köyde kaldım. Tamamen doğayla iç içe, dünyadan kopuk, teknolojiden uzak sade bir yaşam sürdüm. Ondan sonra gurbetçilik başladı. Çeşitli iş kollarında çalıştıktan sonra seksen üç yılında Sümerbank’ta çalışmaya başladım. 2006’da emekli oldum. Köyümüz çok kırsal bir alanda kağnı diye adlandırdığımız öküz arabasının bile çalışmadığı, tarlaya buğdayı karasabanla öküzle ekip orakla biçtiğimiz biçilen otu, ekini, eşeklerle taşıyıp, gene düven diye adlandırdığımız öküzle düven sürerek rençberlik yaptık. Köyümüzün rençberliği de böyleydi.

Etkisinde kaldığınız ozanlar ve dedeler kimlerdir? En çok babamdan ve babamla amca çocuğu olan Aşık Sadık’tan etkinlendim. Ben sürekli sazın sözün içerisindeydik. Bizim ailede, soyda bizde zakirlik, dedelik iç içeydi. Ben hep sazın, kemanın içindeydik. Gece geç saatlara kadar bunların içindeydik. İnsanları bugünkü gibi oyalayan televizyon gibi aletler yoktu. Ağ ilim derler, insanı okuyarak Hakk’ı kendinde arayarak, olgunlaşma, muhabbet meclislerinde olgunlaştık. Ben buralarda yetiştim.

En çok okuduğunuz ya da dinlediğiniz kitaplar hangileridir? Her tür kitap okurum. Ufak yaştan, Bektaşiyye diye, birçok deyişin düvazın içinde olduğu bir kitabı ilkin okudum. Zaman buldukça düşünceye yönelik, siyasal ve inançsal amaçlı kitapları okurum.

İlk şiir tecrübeleriniz nasıldı? Ne zaman şiir yazmaya başladınız? İlk şiiri askere giderken yetmiş dokuzda yazdım. Ondan sonra devamı geldi.

Bade içme gibi bir durumunuz oldu mu? Sizce size bu ilham nasıl geldi? Yaşanan her güzellikten ilham alırım.

Ozanlıkta bağlamanın yeri nedir? Sazsız ozanlık olabilir mi? Bağlama dışında bir çalgı kullanıyor musunuz? Küçük yaşta biraz kaval çalıyordum. Şu anda bağlama çalıyorum. Bizim inancımızda insan dilli Kur’an, saz telli Kur’an’dır. Elinde telli Kur’anı olmayan bir ozan düşünemiyorum.

Şiir yazarken özendiğiniz, örnek aldığınız, ozanlar kimlerdi? Örnek aldığım bir çok ozan var. Bir şeyi hiç sevmem bir başka ozanımızın yazdığı eserleri kendine mal edenleri hiç sevmem. Maalesef günümüz koşullarında başkalarının yazdığı şiirlerini kendine mal edenler çoğaldı. Her şeyde bozulma olduğu gibi günümüz ozanların da dejenerasyon yaşanıyor. Gerçek ozan ve ozanlık köy yaşantısında vardı. Şehir hayatıyla o eski ozanlık kalmadı. Ozanlık nihayetinde bir düşünce ürünüdür. Düşüncelerde o eski saflık, temizlik kalmadığı gibi düşünce ürünü olan şiirlerden de o eski saflık kalmadı.

Hangi atmosferde, ortamda şiir yazarsınız, nasıl şiir yazarsınız? Kendinle baş başa kaldığın zaman, sakin, sesiz bir ortamda, şiir yazmak daha kolay olur. Dikkatin dağıldığı zaman şiir yazamazsın.

Tahmini kaç şiiriniz var? Bir şiir kitapçığı kaybettim. Yüz kadar şiirim vardı, en yoğun duygusal dönemimde yazdığım şiirlerimi kaybettim. Yüz civarında da mevcut şiirim var.

En çok hangi konuda şiir yazdınız? İnançsal ve sıla hasretiyle ilgili şiir yazdım.

Dünyaya bakışınız, insan, tabiat hakkındaki fikirleriniz nelerdir? Dünyaya kainata bakışım sadece sevgiyle bakmaktır. Sevgiyle bakınca doğanın bile renginin değişik olduğunu görürsün. İnsanlar yaşadığı dünyayı cehenneme çevirmek için elinden geleni yapıyor. Kayıp aleminde cennet hayal ediyorlar. Halbuki öncelikle yaşadığımız dünyayı cennete çevirmek bizim elimizde. Bütün yaratılmışları severim. İnsanı, doğayı, bitkileri, hayvanları gülü dalında severim, koparmayı sevmem.

İnsan karşındaki bir başka insanın gözüne baktığında kendisini görür. Ben derim ki, eğer karşındaki insanın gözünde kendini görüyorsan onu neden kendin olarak görmeyesin? Alevi inancında kendine ağır geleni bir başkasına yapma, yetmiş iki millete aynı gözle bak, inançsal ilkeler olduğu gibi bunları kendi yaşantımda da uyguluyorum. Ben buna uyuyorum. Ben herkesi seviyorum. Hiçbir insanla dargınlığım, kavgam yok. Sevgiyle örülü bir dünya kurdum kendime. Dünyaya sevgiyle bakıyorum.

Kasetiniz var mı? Bizim Ellere, Yanarım-Anam adlı iki albümüm var. Yaylaya Dönüş adını taşıyacak üçüncü albümü hazırlıyorum.

Sizce Hz. Ali nasıl bir insandı, en önemli özellikleri nelerdir? Hz. Ali Efendimizin kendime şiar edindiğim ve hiç unutmadığım bir sözü var: her kimki benim her yaptığımı onarlar, her dediğime doğrudur derse o benim düşmanımdır, sözü benim için çok önem arz ediyor. İnsan hata yapar, hatasız kul olmaz, ama işin özünde dürüstlük yatıyor. Dürüst olmak gerekiyor. Bir insanın yüzüne karşı söyleyemeyeceğin sözü arkasından söylememen gerekiyor.

Kerbelâ ve Hz. Hüseyin için neler söyleyeceksiniz? Niçin tüm Alevi – Bektaşi ozanları Kerbelâ için matem şiirleri yazmışlardır? Kerbelâ Olayı size ne ifade ediyor? Peyganberimiz ölüm döşeğindeyken yapılan ihtilalle başlayan bir sürecin acı ve son halkasıdır Kerbela Olayı. Yapılan çeşitli güzel tekliflere vaadlere kanmayıp, dürüstlük adına doğruluk adına, ölmeyi göze alan bir simgedir Kerbela olayı, o canların, zalime boyun eğmemenin en güzel örneğidir Kerbela Olayı. Hz. Hüseyin bu güzelliğin baş mimarıdır.

Alevi – Sünni farklılaşması ve Alevilerle Sünniler arasındaki kaynaşma hakkında neler düşünüyorsunuz? Bir insan tanımadığı bir insana, bir kitleye düşman edilebilirsa bunun temelinde inançsal ve ırksal ayrılık yatar. İnsanların birbirini tanıdıkça o ayrılıklar sona erecek, ve kaynaşma kendiliğinden olabilecektir. Bu farklılaşmanın temelinde insanların birbirini tanımaması vardır. Alevi ve Sünni inancının ayrıştığı en temel nokta; Alevilerin anladığı bir dilde ibadetlerini yapıp aynı zaman da da herkesin söz hakkı olduğu bir inanç sistemini benimsemiş olmasıdır. Sünni inancında ise sadece etkili ve yetkili olanlar konuşur. Eleştirmek, din konusunda konuşmak dinden çıkmayı öngürebilmektedir.

Atatürk ismi size neyi ifade ediyor? Atatürk’ün Türk insanına getirdikleri nelerdir? Atatürk’ün getirdiği en önemli özellik; Türk insanının bir ümmet olmaktan çıkıp bir yurttaş, birey olmasını sağlamasıdır.

Türkiye’nin geri kalmışlığını nelere bağlıyorsunuz? Siyasi ve ekonomik bağımsızlığımızın kalmamasına bağlıyorum. Her şeyden öte, siyasetin üçkağıtçılara bırakılmasına bağlıyorum. Bir ay sonrasını, beş ay sonrasını, bir sene sonrasını dahi düşünemeyecek derece ülkeyi yöneten insanlara bağlıyorum. Plansız bir yaşama bağlıyorum. Siyasi ve ekonomik bağımsızlığımızın olmamasına bağlıyorum.

Sizce bu toplumu neler değiştirebilir? Toplumun değişmesi, herkesin kendisinin bir birey olduğuna inanmasına bağlıdır. Siyasilerin yalanlarına palavralarına ve inanç sömürülerine aldanmadan ülke menfatine, toplum menfatine, kişi menfatine kimin daha faydalı olabileceğini iyi analiz ederek, o yönden siyasi tercihini kullanırsa ülkenin kurtuluşu çok kolay olacaktır.

Sizce demokrasi nedir? Gerçek bir demokrasinin yaşabilmesinin şartları nedir? Demokrasi; insanın düşündüğü gibi inandığı gibi, özgürce yaşabileceği bir ortam, bir düzendir. Bu düşüncelere yürekten inanan insanların

Söyleşi: 2011, İstanbul.

ALİCAN YILDIRIM

1959 yılının sonlarında, o zaman Sivas’ın Hafik ilçesine, şimdi ise Tokat’ın Almus ilçesine bağlı olan Hubyar köyünde dünyaya gelir.

Alican, daha küçücük yaşlarda müzikle iç içe olmaya başlar. Sülalesinde (Emirgil) saz veya keman çalmayan kimse yok denecek kadar azdır. Babası İbrahim Çavuş’ta iyi bir ozan, iyi bir söz yazarı, amcasının oğlu Âşık Sadık’la birlikte o bölgenin en ünlü, en bilgili âşıklarından birisidir.

Alican’ da bağlamayla babası sayesinde tanışır. Mızrap (tezene) tutmayı, bağlamanın tellerinde gezinmeyi ilk babasından öğrenir. Daha küçücük yaşlarda cemlerde zakirlik hizmetinde bulunmaya, düğünlerde, bayramlarda eğlence ortamlarında saz çalıp türkü söylemeye başlar.

Alican bir yandan bir köylü çocuğu olmanın zorluklarını yaşamakta, ailenin en küçük çocuğu olarak kendisi için büyük yük olan rençperlikle ilgili her işe koşuştururken, bir yandan da onun için bir tutku haline gelen sanatını geliştirmeye çalışır.

Müzik, Alican için öyle bir tutku haline dönüşür ki, bağlama çalmakla da yetinmez. Ara ara amcalarının kemanını çalmakta, koyunları kuzuları otlatırken de kaval çalmaktadır.

Artık müzik onun hayatının bir parçası olmuştur.

Alican’ın bu coşkulu hayatı fazla uzun sürmez. Onu dizinin dibinde büyüten, ona her güzelliği öğreten, yeri geldiğinde hocası, yeri geldiğinde arkadaşı olan büyük insan, sevgili babası onu bir anda yapa yalnız bırakır.

Babasının ölümüyle bir anda dünyası yıkılır. Artık ona zevk veren her şey hüzün vermeye başlamış, onun için bir tutku haline gelen müzik aşkı da sona ermiş, sazını da eline alamaz olmuştur.

Babasını kaybettikten sonra ancak bir yıl köyde kalabilen Alican, birçok Anadolu genci gibi o da gurbetin yolunu tutar ve İstanbul’a gelir. (Temmuz 1976)

Gurbete gelen her genç gibi o da gelir gelmez ekmek derdine düşer. Artık köyündeki gibi ambarda senelik yiyecek yoktur. Senede birkaç ay rençperlik yapıp aylarca yemekte yoktur. Herkes gibi o da başlar ekmek kavgasına. Üç yıl (1976–1979) İstanbul’da özel sektörde işçi olarak çalışır ve askere gider.

1979 –1981 döneminde, vatan borcu olan askerlik görevini yapan Alican, döndükten sonra biraz eşin dostun teşviki, birazda geçim derdini düşünerek, babası öldüğünde bıraktığı müzik hayatına yeniden başlar ve düğünlerde, kına gecelerinde amatörce saz çalıp türkü söylemeye başlar.

Günler geçtikçe sanatında belli bir aşama kaydeder ve bir süre Arif Sağ müzik merkezinde müzik eğitimi yaptıktan sonra, daha profösyönel bir şekilde müzik yapmaya başlar.

İmkânsızlıklar nedeniyle uzun yıllar kaset yapamayan Alican, ilk albümünü 2006 yılında Gümüş Müzik etiketiyle piyasaya sürer ve HUBYAR 2 adıyla çıkan bu albüm büyük bir beğeni toplar.

Hemen iki yıl sonra 2008 yılında YANARIM / ANAM isimli yeni albümünü de müzik severlerin beğenisine sunar.

Sevgi dolu yüreğiyle yeni yeni eserler yapmaya da devam edecektir.

Nerelisiniz? Tokat

İlçe? Almus

Köyünüz? Hubyar Köyü

Köyün hane sayısı? 1500

Köyün nüfusu? 7000

Köyde yaşayanların sayısı? Çok az

Köyünüzü çevreleyen Alevi / Bektaşi köyleri var mıdır? Yakın çevresinde Alevi köyü pek yok. Beş on km. uzakta var. Sivas’a bağlı; Adamlı, Olukbaşı, Çatlı, Otmanalan; Tokat Almus’a bağlı; Çamdalı, Duruder, Arısu, Gölgeli, Görümlü Tozanlı bölgesinde çok köy var. Reşadiye’ye, Almus’a bağlı çok köy var.

Varsa Piriniz hangi ocaktan gelir? İrfan Hızır Ocağı (En son el ele el Hakk’a olduğu için en son yüz sene öncesi, ben artık gelemiyorum, demiş, herkes kendi ocağında bir pire el vermiş. Hubyar evlatları birbirlerine el vermişler, o şekilde inanç sürdürülüyor.

Rehberiniz hangi ocaktan gelir? Rehber de aynı şekilde.

Mürşidiniz hangi ocaktan gelir? Bizim ocakta bağlı bulunduğun pirin piri senin mürşidin oluyor. Onun piri de halifen oluyor.

Varsa köyünüzdeki dergâhın ve türbenin adı? Hubyar dışında Hüseyin abdal oğlu, Hasan Abdal torunu.

Köyünüzdeki ziyaret yerleri ve yatırların adresleri? Göz Çöherliği (Pınar) Göz hastalıkları için. Hubyar’ın Değirmeni var. (Bereket kaynağı olarak) Çermik; şifalı su; Asa Pınarı (Hubyar Sultan’ın 2643 m. Yükseklikte asasını yere vurup çıkartığı su kaynağı var. Yedi kızlar diye Hubyar’ın yedi kızının türbesinin olduğu yer var. Bunların hepsi Hubyar Köyü sınırları içindedir.

Çevre köylerdeki ziyaret yerleri ve yatırların adresleri? Derviş Ali Türbesi var (Almus’un Çihet Kasabasında) Kul Himmet Türmesi Almus Görümlü’de, Hamza Abdal Türbesi; Almus Akarçay’da; Pir Mehmet Türbesi Almus Çambulak Köyü’nde. Karaçak Ziyareti var; Sivas’ın Olukbaşı Köyü’nde. Seydi Mehmet Türmesi var; Sivas Çaltılı Köyü’nde.

Anma etkinliği yapılıyor mu? Yapılıyorsa, tarihi nedir? Her sene yedinci ayda beş altı senedir gelenekselleşen bir Hubyar Sultan Anma Etkinliği var.

Etkinliğe kimler, hangi bölgelerden gelmektedirler? Aşağı yukarı tüm Hubyar talipleri katılır. Sünni köylerden de katılanlar olur.

Sizin talip köyleriniz, yöreleriniz hangileridir? Amasya, Tokat Hubyar’a bağlı ocaklar şu anda; Erzurum’dan, Samsun, Kocaeli, Aydın’a kadar birçok bölgede Hubyar’a bağlı talipler mevcuttur şu anda.

Köyünüzde, bölgenizde sizin dışınızda talibi olan ocaklar hangileridir? Kul Himmet Ocağı vardır.

Eğitim durumunuz? İlkokul.

Kaç yaşındasınız? 50

Mesleğiniz ya da işiniz nedir? Ben kamudan Sümerbank’tan emekliyim. Otuz yıllık bir işçilik geçmişim var.

Ali İle Güllo

Yayladan gelen Gülo’m
Bağrımı delen Gülo’m
Beni kurban etsinler
Uğruna ölem Gülo’m

Güzelden güzel Gülo’m
Sevmişem ezel Gülo’m
Seni benden alırlar
Kaçalım tez ol Gülo’m

Kaşların kara Gülo’m
Gözlerin ela Gülo’m
Senden ayrı olamam
Gelse de bela Gülo’m

Yayladan geldim Ali’m
Dağları deldim Ali’m
Beraber yaşayalım
Ben sana geldim Ali’m

Gülüm solamaz Ali’m
Sevgim ölemez Ali’m
Benim gönlüm sendeyken
Kimse alamaz Ali’m

Elinde sazın Ali’m
Hoş bakar gözün Ali’m
Senden başka yar sevmem
Senettir sözüm Ali’m

El ele tutuşalım
Göz göze bakışalım
Geceler uzun olur
Akşamdan buluşalım

Aşık Alican [30-10-2009]

BİR BAŞKA

Çetirez’den çıktım güzel yurduma
Yaylası bir başka köyü bir başka
Kara bulut sarmış yüksek dağları
Havası bir başka suyu bir başka

HUBYAR’ın fermanıdır tapusu
Mekan tutmuş erenlerin hepisi
Göze bir hoş gelir kara yapısı
Odası bir başka evi bir başka

Gözümde tütüyor o bizim eller
Çağlayan dereler patika yollar
Domur domur olmuş kırmızı güller
Tuççası bir başka köyü bir başka

Keramet göstermiş dedem HUBUYAR
Eşiğinde yenir kurban kuzular
ALİCAN’ım içtenlikle arzular
Özlemi bir başka hasret bir başka

Alican YILDIRIM (Aşık Alican) [25-11-2009]

GELİN BACIM

Bacım kanatlanmış uçup gitmeden
Baykuş gibi taş başında ötmeden
Al duvak furunup ele gitmeden
Gelin bacım başucunda ağlayım

Gül dalına konmuş bülbül yavrusu
Hasretine dayanamam doğrusu
Benim nazlı yarim cennet hurisi
Gelin bacım başucunda ağlayım

En büyük dileğim mutlu ol yeter
Senden ayrı kalmak ölümden beter
Sen mutlu olursan o bize yeter
Gelin bacım başucunda ağlayım

Al duvağı furuttular başına
Kırat geldi durdu binek taşına
Düğün alayı da düştü peşine
Sen giderken peşin sıra ağlayım

Ellerine al kınayı yakmışlar
Ak gerdana takıları takmışlar
ALİCAN’ım böyle adet koymuşlar
Çaresi yok peşin sıra ağlayım

Alican YILDIRIM (Aşık Alican) [25-11-2009]

KÖYÜM ELVEDA

Bir izinim daha geldi de geçti
Allah ısmarladık köyüm elveda
Hasretlik sinemde yaralar açtı
Gidiyorum garip köyüm elveda

Evliya diyarı güzel yaylamı
Koyunumu ineğimi danamı
Ciğerparem gözü yaşlı anamı
Bıraktım gidiyom köyüm elveda

Hayat dolu baharını yazını
Çaldığımız kemanını sazını
Tuçça gibi gelinini kızını
Bıraktım gidiyom köyüm elveda

Gardaşım yoldaşım sevenlerimi
Emmim dayım yengem yeğenlerimi
Alican’ım gitme diyenlerimi
Bıraktım gidiyom köyüm elveda

Alican Yıldırım (Aşık Alican) [25-11-2009]

(SEMAH)

Kırkların cemine gelen ey canlar
Ali’yi sevenler semah eylesin
Ol Kırklardan miras kaldı bu semah
Kırkları sevenler semah eylesin

Muhammed miraçta kavuştu şaha
Aslan hatemi aldı gitti penaha
Yol aldı Muhammet girdi dergâha
Dergâhı sevenler semah eylesin

Cümle evliyanın cemiydi ora
Cemalleri parlar benziyor nura
Muhammet girince durdular dara
Dara duran canlar semah eylesin

Bir üzümü ezdi engür eyledi
Cümlesini üryan büryan eyledi
ALİCAN’ım bu yol için söyledi
Bu yolu sevenler semah eylesin

Alican Yıldırım (Aşık Alican) [25-11-2009]

BOŞU BOŞUNA

Yükseklerden uçma ey deli gönül
Gururlanıp durma boşu boşuna
Hırs ile nefsinle çürüttün ömür
Geldi geçti ömrüm boşu boşuna

Toprağın gıdası yağmur yağmazsa
Doya doya suyun içip kanmazsa
Buğday başak açıp tane vermezse
Oraksız yolsan da boşu boşuna

İçinden gelerek bir gün gülmezsen
Tutup bir güzele gönül vermezsen
Şu dünyada yar kıymetin bilmezsen
Uğrunda ölsen de boşu boşuna

Bir pirin önünde dara durmazsan
Özün hakka dönüp hesap vermezsen
Bir düşmüş görünce yardım etmezsen
Yatıp kalkıp namaz kılsan boşuna

Sen insanoğlusun insanlığın bil
Ağlayan görürsen gözyaşını sil
Sonun ne olacak hiç belli değil
Yalan dünya hepsi boşu boşuna

Hak ilham verirde duyarsa hazı
Âşık Alican’ım coşuyor bazı
Telleri paslanıp ötmezse sazı
Çırpınıp dursa da boşu boşuna

Alican Yıldırım (Aşık Alican) [25-11-2009]

HABERİN VAR MI?

Kara gözlerini sevdiğim dilber
Beni benden aldın (yar) haberin var mı?
Dertlerden yorulmuş garip gönlümü
Sevdalara saldın (yar) haberin var mı?

Günlerim geçerken kendi halinde
Dertli sazım elde türkü dilimde
Sevdaya kapalı garip gönlümde
Fırtınalar koptu (yar) haberin var mı?

Yandım viran oldum senin aşkına
Yar senin elinden döndüm şaşkına
Kıyma ALİCAN’a Allah aşkına
Viraneye döndüm (yar) haberin var mı?

Alican Yıldırım (Aşık Alican) [25-11-2009]

ALİ’M KURBAN OLAM SENİN YOLUNA

Allah’ın aslanı Şahı Velayet
Ali’m kurban olam senin yoluna
Biz senin yoluna etmişiz biat
Ali’m kurban olam senin yoluna

Alevi demişler düşmüşüz dile
Seni seven canlar hep çeker çile
Yolundan dönmeyiz yaksalar bile
Ali’m kurban olam senin yoluna

Ehlibeytin kılavuzu önderi
Seni pir tutunduk ezelden beri
Yoluna koymuşuz bu tatlı canı
Ali’m kurban olam senin yoluna

Senin yolun ululardan uludur
Seni seven hakkın mümin kuludur
Evliyalar şahı pirler piridir
Ali’m kurban olam senin yoluna

Giyindin eğnine hırkayı tacı
Senin dergâhında hep gardaş bacı
Doğru yolun horlanması çok acı
Ali’m kurban olam senin yoluna

Sana hak demeyen hakkı neylesin
Erenler aşk ile semah eylesin
Ali can’ım hak kelamın söylesin
Ali’m kurban olam senin yoluna

Aşık Alican [22-02-2010]

HUBUYAR

Çekip geldi ulu pirler yurdundan
Çıkıp tekeliye kondu HUBUYAR
Yanıp tutuşurdu yolun derdinden
Pirinin yolunu sürdü HUBUYAR

Bu yolun evveli varır Ali’ye
Niyazım var ululardan uluya
Yönümüzü döndük Bektaşi Veli’ye
Adını Hünkâr’dan aldı HUBUYAR

Haram ot yemedi yedi koyunu
Değirmene verdi çermik suyunu
Boşa gitti sihirbazın oyunu
Zehiri fincana döktü HUBUYAR

Deryayı geçerken bindi postuna
Yol gösterdi talibine dostuna
Kitabı koydular eşik üstüne
Kitabı nimeti gördü HUBUYAR

Sakalı buz tutup fırından çıktı
Önünde eğildi padişah tahtı
Muhannet köprüsün suyuna baktı
Tersine akıttı suyu HUBUYAR

ALİCAN’IM yola koydum başımı
HÜSEYİN aşkına döktüm yaşımı
Gürgen çukurunun kara taşını
Tahta kılıcıyla böldü HUBUYAR

Aşık Alican [22-02-2010]

(SEMAH)

Kırkların cemine gelen ey canlar
Ali’yi sevenler semah eylesin
Ol kırklardan miras kaldı bu semah
Kırkları sevenler semah eylesin

Muhammed miraçta kavuştu şaha
Aslan hatemi aldı gitti penaha
Yol aldı Muhammet girdi dergâha
Dergâhı sevenler semah eylesin
Cemalleri parlar benziyor nura
Muhammet girince durdular dara
Dara duran canlar semah eylesin

Bir üzümü ezdi engür eyledi
Cümlesini üryan büryan eyledi
ALİCAN’ım bu yol için söyledi
Bu yolu sevenler semah eylesin

Muhammed Mustafa Habibullahtır
Şu dünyaya baki kalan Allah’tır… Ali HÜÜÜ

Her sabah her seher cümbüşe geldim
Dağlar Ya Muhammed Ali çağırır
Erenler meclisi bağı gülistan
Güller Ya Muhammed Ali çağırır

Gördüm felek semahlarda dönüyor
Talip olan mürşidinden kanıyor
İçerime bir od düştü yanıyor
Yanar Ya Muhammed Ali çağırır

Abdal Pir Sultan’ım vardürür aşkın
Aşık olanlarda yakar ışığın
Hasan ile Hüseyin’in beşiğin
Sallar Ya Muhammed Ali çağırır

Aşık Alican [22-02-2010]