ALİ GÖKTEPE (SEYİT NURİ CEMALETTİN CEMAL ABDAL – SİVAS)

ALİ GÖKTEPE
(SEYİT NURİ CEMALETTİN CEMAL ABDAL – SİVAS)

Ayhan Aydın

Ali Dede kaç yaşındasınız? 65.

Nerelisiniz? Sivas, Kangal, Kumarlı köyündenim.

Kaç yılında büyük şehre geldiniz? 1965 yılında.

Evvelden Sivas’ta mıydınız? Sivas’taydım.

Ne işle uğraştınız? Ben dedelikle uğraştım. Müritler içinde ve zamanın ulema dedeleri bundan 40 sene önce bunlarla beraber geziyordum.

Hangi ocağa bağlısınız? Seyit Nuri Cemalettin, Cemal Abdal

Babanız, dedeniz, amcalarınızla beraber yaşadınız mı? Evet yaşadık.

Nasıldı, yaşam ortamınız? O günkü durumlar bugüne benzemez. Saygı, sevgiler o zaman daha fazlaydı. Yolun bağlılığı daha çoktu. Bir dede müritlerin içerisine girdimi iyi karşılanırdı. Fakat sadece müritlerde değil dedenin onlara vereceği önemli idi.
Bu sevgi, saygı karşılıklı idi, bir şey vermeden karşılık olamaz. Dedelik bir sülaleden gelmedir, yani Evlat-ı Resul’de Ali ile Fatıma’dan zuhur edenlere dede, denir; onlara Seyit denir, Seyit-i Saadet, evlat-ı resul denir. Talibi yetiştiren kişi bunlardır. Eğer karşı topluma bir şey veremezsen emek değerini alamazsın, yani hakullah meselesine geliyorum. Önce vereceksin talipten emek değeri alacaksın. Önce Allah’a inanmak, Peygambere inanmak, Kitaba inanmak adem olmak gerekir. Adem olmak önemlidir, Adem-i Safullah bunları talibe aşılamak için önemli bilgiler gerekir. Dede olan bütün topluma bir nazarla bakması gerekir, evvela kendi kusurunu görmesi gerekir. Kendi kusurunu görürse karşıdakini o zaman kusur işlemeyeceksin diye talimat verebilir.
Adem olmak kolay değildir, bir olay vardır.
Hasan-ı Basri Hazretleri Allah’ın sevgili yetişkini idi, bunun çok müritleri vardı, bir de Yahudi komşusu vardı. Bir gün hastalandı, yatağa düştü, birkaç gün görünmeyince Yahudi komşusu dedi ki ben bir Hasan-ı Basri’yi görüm kapıyı açtı içeriye gireceği zaman rahatsızlık verici bir koku ile karşılaştı biraz ileri gitti baktı Hasan-ı Basri yataktadır. Gül kokusu geliyor, o koku yok. Dedi ya Hasan-ı Basri ben içeri girince bir pis koku geldi bana, senin yanına gelince gül kokusu geliyor, bunun alameti nedir? Dedi ki ben hastayım odur, hayır dedi senin yatağına gelince başka türlü koku ile karşılaştım. Dedi ki komşu ben hasta olmadan önce senin evindeki akarsu kapının arkasında çıkıyordu ben silip süpürüyordum koku yoktu. Ben kaç gündür hastayım eğer varsa o koku ondan geliyor, dedi. Yahudi dedi ki peki bana neden söylemedin? Komşu hakkı Tanrı hakkıdır, eğer söylersem belki gönlün kalırdı benden. O zaman Yahudi dedi ki; Hasan-ı Basri öyle ise ben de Müslüman olurum, Kelime-i Şahadet getiririm, senin gibi olgun bir kişi beni uyandırdı, Ademliğimi bana ispat ettirdin, dedi.
Bir gün Hazret-i Musa Aleyselam Turi Sina’ya giderken Hz. Musa’nın elinde asası vardı o asa ile bir çok mucizeler çıkarıyordu. Asayı evde unutmuş yolu yarı etti, Turisina Dağı’na gidecek asa yok, geri dönse vakit geçer ormanda asaya benzer bir ağaç kesti aldı gitti. Bin bir kelama danıştı, dönüşte aynı istikamete gelince asayı ormana attı. Hey ağaç, dedi gördün mü ben seni bu gün Hakk’ın divanına götürdüm. Ağaçtan ses geldi, ya Musa dedi; sen beni götürmedin, benim özüm beni götürdü, sen neden eğri ağaç kesmedin? Baktın nerede doğru varsa onu kestin götürdün. Oraya benim özüm beni götürdü Hakk’a sen götürmedin.
Kişileri Hakk’a götüren kendi özüdür. El ele el Hakk’a.

Babanızın ismi ne idi? Cemal.

Dedenizin ismi? Salih Dede.

Bunlar cem yürütüyordu, peki talipleriniz nerelerde hangi köylerde? Bizim taliplerimiz Refahiye kazasına bağlı civarda. Ben 49 tarihinde oraya babamla gittim. 40 köyden fazla Şadıllı köyü var, orada bunlar bizim taliplerimiz. Bir de dedelerin talipleri de var. Bizim ocak yani Nuri Cemalettin Ocağı 40 köy var, Tercan’da var 10 köy, Hınıs’ta var 8 köy, Kahramanmaraş Göksun da var 8 köy, Kangal’da var 12 köy. Bunların dışında diğer taraflarda da var.

Sizin bağlı olduğunuz talip köylere babanız gidiyor muydu? Evet.

Ne zamanlar giderdi? Her an gidilirdi ama belli bir mevsimi oldu mu, millet evinde olur. Birinci ve üçüncü aylar talipleri gezerdik, üç ay.

Siz babanızın yanında yetiştiniz kendiniz de gidiyor muydunuz küçük yaşlarda köy dışına? Eğer dedelik mesleğine teşebbüs edersen evvela mürşit-i kamilde yani dedende, babanda, amcanda yetişip gideceksin. Kendi başına yetişirsen o dedelik sayılmaz.

Nasıl bir yetişme oldu. Babanız cem yürütüyormuş siz küçükken babanız sizi yetiştirdi mi, okuttu mu, yolun kurallarını o mu öğretti size, her ceme girer miydiniz? Her ceme girerdim. Okutturdu, cenaze kıldırma erkanlarını bana öğretti. Ben bugün iyi bir hocayım.

Babanızda hoca olarak yaptı mı bir şeyler? Babam da hoca idi. Talipler içerisinde hoca idi.

Babanız cemin dışında cenaze namazı kıldırır mıydı? Evet kıldırırdı. Bayram namazı kıldırırdı.

Civar köyler Alevi köyü mü? Evet.

Cami var mıydı? Yoktu.

Cuma namazı var mıydı? Cuma namazı yoktu. Cenaze bir de Bayram namazı vardı. Bizim taliplerimiz bu namazda toplanırdı. Kışın oldu mu yolun bir erkanı vardır, dört can bir gömleğe girer musahiplik, musahiplik makamı. Talipler kurbanını keserdi görülürdü, yani 4 kapı 40 makam.

Okula gittiniz mi? Gittim orta okuldan ayrıldım.

Köyde okul var mıydı? Vardı.

Babanız size ne öğretti, mesela dua, eski yazı? Cem erkanlarının bütün dualarını öğretti

Sure öğretti mi Kur’an Öğretti.

Kur’an biliyor musunuz? Biliyorum. Eski yazıyı ondan öğrendim.

Siz nasıl yetiştiniz o zaman dedeler çocuklarını öyle yetiştiriyormuş? Babam, amcam bunlar okumuş. Hatta bir amcamız o zamanın rüştiye okulunu bitirmiş. Onun karşısında hiçbir müftü ve hoca cevap veremezdi. Talip içerisine çıktığım zaman onunla dolaştım.

Saz çalar mıydınız? Çalardım.

O zaman mı öğrendiniz? O zaman öğrendim.

12 hizmet diyoruz, başka şeyler diyoruz, sizce cem nedir? Cem demek canların birleşmesi, toplumun bir araya gelmesidir. 4 kapının içerisinde olan tarikat erkanlarının o talibe aşılanması bildirilmesine cem denir. Hz. Resullullah Peygamberlik zamanında esabeleri topladı, baktı ki Hz. Ali yok. Dedi ki filan esabe nerededir, Ali evine gitmiş dedi. Yani Aleviler Ali evinde toplandılar, cem o zamandan kalmadır. Mekke ile Medine’nin birleşmeleri daha önceleri el usti bezmi vardır, bunlar batın alemidir.

Nedir batın alemi? Ademin yaratılışının yaratılışını konuşalım.
Hz. Adem yaratıldığı zaman Çar enasıl şeş cihetten bar etti. Ademi yarattılar. Ademin toprağına 60 memleketten toprak götürdü Azrail. Çünkü Ademin ruhunu alma görevi ona verildi. Orada cevap veriyor ki neden 60 memleketin toprağını getirdin? Diye. Ademin çamurunu yapması için, insanlar birbirine benzemesin diye. Eğer bir memleketin toprağı olursa Ademler hep aynı sıfattan olurdu.
Ademi yarattılar dört nesneden: ab, bab, hak, nar. Bunlar Arapça da Ab su, bab rüzgâr, nar ateş, hak toprak, demektir.
Melekler bu dört nesneyi yoğurdu, birbirini tutamadı, maya tutmadı, o zaman Allahü Teala’ya müracatta bulundu yapıcı melekler, zaten o zamanda 5 melek vardı.
Allahü Teala kendi nurundan nur gönderdi, bu nuru katın, dedi.
Allah’ın nurunu o zaman Ademin çamuruna kattılar, o zaman çamur birbirini tuttu, bir şekil verdi melekler, fakat ruh verilmedi.
Cebrail’e dedi ki ya Cebrail, Adem yapıldı, daha ruh verilmedi git gör bakalım bunu beğenir misin?
Cebrail geldi iskelet yapılmış çamurdan dedi, çamurdaki göğüse bir el vurdu ses geldi, ya Rabbi, dedi senin işine karışmam yalnız bunun içi boş.
Ses geldi; ey Cebrail, dedi orası benim gizli hazinemdir, beni arayanlar orada bulacaktır. Çünkü biz diyoruz ki Hakk müminin kalbindedir, Hakk ademdedir.
Bunu ayette de söylüyor. Diyor ki; Hakkı yerde, gökte, ağaçta arayan münafıktır, nerededir derseniz; mekanında munhazardır, mekanı nerede pak ademdir, diyor.
O zaman Cebrail gittikten sonra Melek-i Ezazil geldi o da baktı ne olabilir ki dedi, bir çamur parçasıdır, o da tuttu göbeğine bir el bastı, o zaman Allahü Teala dedi ki; ben ademe nurumdan nur vereceğim o Ezazil’in parmak bastığı yeri çukurlaştıracaksınız. Çocuğun doğmasında göbek kesme orada kalmadır.
Ademe ruh vereceğim, dedi ona secde edin, melekler secde etti o anda Azazil etmedi, ben buna secde etmem, dedi. Ademe ruh gelince El hamdüllüllah La ilahe il ola Muhammeden Resullullah, dedi ruh aldığı zaman.
O zaman Cebrail bunu götürdü, cennete götürecek gitti muhallakta (havada) yeşil bir kubbe gördü, ya Allah dedi kapı açıldı ya Muhammet, ya Ali; içeri girdi. Adem de onun peşinde baktı ki bir nur.
Cebrail dedi ki; ey Adem selam ver, dedi.
İşte ilk olarak Ademlere gelen birinci halat selam idi, Tanrı selamı, es selam-ı aleyke dedi, nurdan ses geldi aleyküm selam ya ata dedi.
Dedi ki ya Adem ben Fatımatül Zöhreyim, başımdaki taç Muhammet, belimdeki kemer Aliyel Murtaza, kulağımdaki mengiç küpeler biri İmam Hasan, biri İmam Hüseyin’dir, diğer dokuz imam benim veçhimden mevcuttur. Yalnız zahiri alem aşikar olduğu zaman, ben Muhammet’de doğacağım, Ali ile evleneceğim senin sülbünde geleceğim. Batın da hepsi ben de mevcuttur yalnız unutma dedi, bir darlığa (sıkıntıya) düştüğün zaman bu sana öğrettiğim On İki İmam’ın ismini unutma, öğren darlıkta seni kurtarır bunlar.
Adem’i o zaman cennete götürdüler, cennette yasak olan bir taan vardı, o taanı yemeyeceksin, dedi. Adem uyurken sol kaburgasının boşluğundan Havva’yı yarattılar eş olarak.
Uyandığı zaman karşısında bir kadın gördü, bu kim dedi?; Havva, dediler. Ne için? Dedi. Senin için yaratıldı, peki nasıl yaratıldı, sen uyurken yaratıldı, dediler. Ben uyanık olsaydım, görseydim olmaz mıydı? Dedi. Sen uyanık olsaydın er ile avrat zahir aleminde bir birine moti (muti) olmazdı.
Adem cennetten yasak taanı yiyip kovulunca Havva’dan çok uzaklaştı, bir gün dedi ki; bana muhalmet kubbeden o nurdan bana On İki İmam’ın ismini öğrettiler ben bunları okuyayım.
On İki İmam’ın ismini okuyunca karşısında Havva’yı buldu.
O zaman melek-i mukarimler Havva ile Adem’in ehti nikahlarını kıydılar. Adem zahir oldu, ondan sonra Adem’den zuhur etti. On İki İmamlar zahiri aleminden zahiri batınden zahire geçtiler.

On iki hizmet On İki İmamları mı simgeliyor? Evet.

On iki hizmet sahibinin sizin yörede ne idi duaları var mıydı? Duaları vardı. Musahiplerin görülmesi kurban kesilmesine o zaman on iki hizmeti kaldırmazdık. Yalnız görgülü cemlerde on iki hizmeti tekbil ederdik ve o hizmetlerin kimden kalmış, nasıl olmuş, onlara telkin ederdik.

Görgü cemi dediniz, dede talibini ne zaman görür? Görgü cemi demek; dış aleminden sıyrılıp iç alemini görmek demektir.
Dış alemi bir elbise giyer temizlersin iç alemi ne ile temizlersin? Yani kendini gör, can gözünü aç, demek Adem-i Safullah ol demektir, bütün fenalıklardan uzak dur, demektir bunun manası. Kendini ve etraftakileri tanı.
Görgü cemi demek dört can dört musahipli demektir.
Hz. Ali ile Hz. Muhammed’in batın aleminde musahip olduğu zaman bunların başları bir görüldü bir gömlekte, ayaklar ayrı görüldü. Başlar iki ayaklar bir görüldü, biri ak nur, biri yeşil nurudur, bunlar musahiplik onlardan kalmadır.
Uhut savaşında döndüğü zaman sordular ya Resullullah ne yapalım? Dedi; kardeş olun.
Herkes musahip tutunca, düşündü dediler ki, Hz. Resullullah’ın musahibi kim olacak?
İşte o zaman Hz. Ali’yi yanına çağırdı, benim musahibim Hz. Ali’dir dedi. Eti etimde, ruhu ruhumda, teni tenimdedir, ismi ismimdedir, dedi.
O zaman bazıları delalete daldılar, bakın dediler; hem kızını verdi hem de musahip oldu. Bu bakımdan musahipler yol olur, kardeşten daha önemlidir, yol bakımından.
On iki hizmeti görgü cemlerinde musahipleri getirip bütün sualler sorulur.
Batın aleminin inancına göre bir mürşit-i kamil huzuruna bir talip çıkarda sualler sorulurda o suallere cevap tutarda kendine mal ederse ahrette hiç sual yoktur onun için.

Abdal Musa cemi var mıydı? Vardı, kurban yaparlar, cem tutulur.

Sizin yörenizde Hızır şubatın ikinci perşembesi mi? Evet.

On iki hizmet her cemde yürür mü? Büyük cemlerde yürür.

Diğerleri nasıl olur? Mesela tarikat namazı kıldırırsın 2 rekat.

Nasıl namaz kıldırırsınız? Secdeye gitmek.

Sunni namazı değil? Değil. Alevi namazını Hz. Adem’den tut da peygambere gelene kadar bütün peygamberler namaz kıldı. Namaz demek kişinin kendi ile Allah arasındaki bağı pekiştirir. Namaz şeklen değildir.

Oruç, Ramazan orucu? Nefsini öldürme. Kur’an-ı Kerim’de Ramazan orucu diye bir şey yoktur. Ramazan ayı var ama gün yok, 30 gün tutacaksın, diye yazmıyor.

Muharrem ne demek?

Ey Kerbela sana bir sualim var,
Söyle Şah Hüseyin oralardan geçti mi?
Gece gündüz ol şaha oldu mu Hazar
Söyle Kerbela söyle
Şah Hüseyin oralarda geçti mi?

Kerbela da diyor ki,
Bir gün bir garip göç geldi kondu buraya
Sakine’yle ile Zeynep dönmüştü bahtı karaya
Sorma dostum can dayanmaz öyle yaraya
Geçti de şah Hüseyin yaralı geçti
Ey kerbela diyorlar ki,
Fırat’ın yolunu kesmişler
Fırat kenarına zalim Yezit dizmişler
Şah İmam Hüseyin’i susuz öldürün,
Diye ferman yazmışlar
Söyle Kerbela söyle
Şah Hüseyin oralarda geçti mi

Kerbela da diyor ki,
Benden sormayın şu asi Fırat’tan sor
Cümlesi de o zaman ettiler ahu zar
Susuzluk terk etti şah Hüseyin’i Gülüzar
Geçti de Şah Hüseyin yaralı geçti
Yeter Mazlum Ali kapat o derdi
Issız çöller oldu şah Hüseyin’in yurdu

Muharrem ayı Hz. Hüseyin’e ait bir yastır. Bunun manası çok ağırdır. O bakımdın Muharrem orucu şimdiki hocalar da söyler bir gün yetmiş gün oruca bedeldir, diyor. Farz değil, sevaptır, diyorlar. Bu bakımdan Muharrem orucu çok ağırdır.

Sizin oralarda kaç gün tutuyorlar?

Hz. Hüseyin’in Kerbela da şahadet getirmesi onuncu gündü, diğer imamları katıyorlar on iki gün tutuyorlar, iki de masum-u paklara tutuyorlar on dört gün oruç tutuyorlar.
Fakat Hz. Hüseyin’in Perşembe günü şahadet getirmesi şehit olması onuncu günü idi. Aşure pişiriyorlar, aşure Hz. Hüseyin’e ait değildir. Aşure Hz. Nuh Aleyselam’ın gününden kalmadır. Nuh Aleyselem’ın gemisi tufana girince ve tufandan kurtulunca gemide ki taamları bir araya getirdiler ve aşure pişirdiler işte buradan kalmadır.
Yas-ı Matem de Hz. Hüseyin’e aittir.
Bir de Muharrem ayında kurban kesenler var, bu da imam Zeynel Abidin’e aittir. Çünkü nesilden olarak Hz. Hüseyin’in oğlu imam Zeynel Abidin kaldı. Kurban bilindiği gibi oruçlar tutulduktan sonra kesilir. Bir şükürdür. Zaten oruçta et yenmez, kurban da kesilmez.

Ne zaman sizin yörede ki gün dönümü nasıl döner, bayrama göre mi döner? Kurban bayramından yirmi gün sonra Muharrem ayı. Senede on gün ileriye gidiyor.

Hızır kimdir, Hızır İlyas nedir? Batın aleminin eridir. Hızır ruhların var oluşunda Adem ile erbaalar, Hızır ruhlar ile erbaalar arasında elçidir, yani rehberlik görevini yapıyordu, batın aleminde.
Erbaalar On İki İmamlar’dı. Bir de Ademe intikal edecek bizlere gelecek ruhlar da mevcuttu orada. Hızır onların arasında bir elçi idi yani görev yapıyordu.
Ruhlar erbaalara dedi ki On İkilere, biz çoğuz, siz bize tabii olun. Erbaalar dedi ki; biz esferiz. O zaman Hızır Tebakip isminde bir cevher meydana koydu, ruhlara dedi ki; bunu kaldırabilirseniz siz çoğunluktasınız, kaldıramadılar.
On İkiler geldi o cismi kaldırdılar, o zaman ruhlar erbaalara beyat ettiler, yani o zaman ikrar verildi On İki İmamlara.
Zahir-i alem aşikar oldu, melek-i meft Azrail Aleyselam Hızır’ın ruhunu almaya gitti, orada bir ayet okudu, ben Allah’ın emri ile geldim ya Hızır dedi, senin ruhunu alacağım, dedi, ağladı.
Dedi ki; ya Hızır kardeşim senin canın çok mu tatlı? Hayır ben kendim için ağlamıyorum dedi, ben batın aleminde ruhlar ile erbaalar arasında elçi idim, fakat onlar da benim gibi zahir aleme intikal edecek, ben zahir aleminde Hz. Hüseyin’in cemali nasıldır, Kerbela’da nasıl şehit olacak, bunun için ağlıyorum. O zaman Allah buyurdu ki Hızır dünya durdukça ömrüne ihsan geldi, Hızır ölmeyecektir, dünya durdukça.

Hızır orucu da tutuluyor, nedir bu? Hızır lokması var, kurban kesmek gerekiyor mu?

Üç gün oruç tutulur, lokma dağıtılır, kurban kesmek isteyen keser. Hızır batın erlerinin en ilimli olanı idi, şeriatte, şeriande o zamanın peygamberlerinden en ilimli kim idi, Hz. Musa Aleyselam idi, bir gün Turisina’ya giderken Hz. Musa dedi ki; acaba benden daha bilgili bir peygamber var mı? Turisina’ya gidince Hakk’tan kendisine, ey Musa dedi, sen yolda kendine hobarık getirdin, dedin ki; benden ilimli bir peygamber daha var mı. Evet dedi, senden ilimli peygamber var git onu gör dedi. Ya Rabbi dedi; ben hata işledim bu peygamber kimdir, dedi ki; Hızır aleyselamdır, git Hızır aleyselama arkadaş ol dedi, ya rabbi ben onu nerede bulabilirim?, dedi. Üç tane balık tut balıkları pişir kendi filene koy su kenarından git dolaş eğer balıklar o filenin içerisinde canlanır o suya girerse işte aradığın zat oradadır.
Çok dolaştı baktı ki birisi bir cüppe çekmiş kendisine uyuyor, yanına gitti kaldırdı, kimi arıyorsun dedi, baktı ki balıklar canlandı suya girdi, tamam, dedi benim aradığım Hızır Aleyselam budur, dedi. Ben dedi Hz. Musa Aleyselamım zahir aleminde benim ilmim fazla fakat batında da sen de benden fazlaymışsın, dedi. Sana arkadaş olacağım, peki dedi.
O anda bir ak kuş geldi o suyun üzerine kondu ağzı ile bir damla su aldı o suyu getirdi Hz. Musa’nın başından aşağıya bıraktı, gitti bir damla su daha aldı getirdi, onu da Hz. Hızır’ın kafasına bıraktı, gitti, suyun altından girdi üstünden çıktı kayboldu.
Hz. Hızır sordu, ya Musa bu kuşun yaptığı hareketlerin manası ne idi?, bilmem, dedi. İlim bir deryadır, bu ilim deryasında Hz. Musa’nın ilmi ancak benim ağzıma aldığım bir damla su kadardır, Hz. Hızır’ın ilmi de ancak o ilim deryasında bir damla sudur.
Yalnız ilmi kim yutmuştur biliyor musun? dedi; ben göreceğim sen görmeyeceksin Hz. Ali gelecek, ilmi o yutmuştur, ilim ona mahsustur, dedi. İlim deryası ona mevcuttur benim ve senin hakkın değildir, dedi.
O zaman sana arkadaş olacağım, yalnız işime karışmayacaksın, dedi. Deniz kenarına yürüdüler o zamanın gemileri geldi Hz. Musa ile Hızır bindiler alt kata girdiler hareket edince, Hz. Hızır bir alev çıkardı o gemiyi delmeye başladı, Hz. Musa dedi; ne yapıyorsun sen şimdi burayı deldin mi su girecek biz de bütün mahlukata girer. Kenara çıktılar bir köye uğradılar, hangi evin kapısına gitti ise kimse bunları misafir etmedi. Hz. Hızır yüklük bir teey buldu orada barındılar fakat baktı ki üstü gitmiş duvarı da gitmek üzere. Hz. Musa’ya dedi ki; şuradan su getir toprağa kat çamur yap ben bu duvarı düzelteceğim, dedi; ya Hızır aleyselam bizi misafir etmediler sen de bunların yıkık duvarını yapıyorsun? Dedi yapacaksın, yaptılar. Oradan ayrılınca baktı ki çocuklar oynuyor bir tane çocuk kenarda duruyor Hızır çocuğa bir tokat vurdu çocuk öldü. Hz. Musa; sen ne yaptın çocuğu öldürdün çabuk kaçalım, kaçtılar.
Hz. Musa dedi ben artık senden ayrılıyorum, nedir bunların manası, bak sen ilimli bir peygamberdin, dedin ki; benden fazlası var mı? Ben oraya bir huzur bıraktım o yedi kardeşin helal malı idi, babaları helal kazanmış zaman olacak ki halifeler, padişahlar töreyecek, nerede huzursuz gemi varsa onu devlete alacaklar. Ben de bir huzur bıraktım ki bunların itikati kesilmesin, bu gemi de yara var bunu alamayız. O duvarda da babaları helal mal kazanmış parasını o duvara saklamış babaları anaları ölmüş bunlar üç yetim kardeş fakat helal paradır, gün olunca bu çocuklar büyüyecek gelip babasının arsasına ev yapacaklar o duvarı yıktıkları zaman parayı görecekler evini yapacaklar. O çocukta dedi anne babası ehli cedde fakat o çocuğun yüzünden bunlar emeli Salih’ten emeli naşiye geçecekler yani günah işleyecekler ben de onun ruhunu Allah’ın emri ile aldırtırdım Allah onlara yeni bir çocuk verecek.
O zaman Hz. Musa dedi ki; ya Hızır sen üç gün oruç tutacaksın.

Cem ne zaman yapılırdı Perşembe günleri mi her gün mü? Taliplerin görülmesi Perşembe günleri.

Aynı yerde mi yapılırdı başka yerde mi? Bazen dedenin misafir olduğu evde yapılırdı. Peyik köye haber eder millet ceme gider. Fakat diğer cemlerde dedenin etrafında toplanılır tarikat namazı olur

Rehber ne demek her cemde rehber var mı? Görgü cemlerinde rehber var. Rehber; öncü demektir yani talipleri pir huzuruna çıkaran pire teslim eder.

Özelliği nedir? Önder.

Dede ondan bir vasıf alıyor mu? Hayır. Aslında onunda dede sülalesinde olması gerekir. Eğer sülalede yok ise kişiliği, insanlığı var ise ona verilebilir.

Diyelim ki dede saz çalamıyor o zaman Zakir mi saz çalar? Zakir saz çalar.

Zakir kimdir nedir? Zakir normal bir kişidir. Saz çalıp beyit söyler, duaz imam okur, yalnız zakirin tuttuğu cem bir dedenin orada bulunması şarttır, kendi başına cem yapamaz.

Sizin yörede cemde Kur’an okunuyor, Kur’an’ın yeri nedir?

Hakikat ilminde bir nokta buldum
Ol mu Kur’an o noktada gizlidir
Okudum heceyi bildim Kur’anı
Sırrı süphan o noktada gizlidir
Aslı bir noktadır tahtı saradan
Tecelli gösterir her bir eşyadan
Alemin esmada bab-ı kibriyada
Ali imran ol noktada gizlidir.

Kur’an kamil insandır, Adem-i kamildir. Çünkü Kur’an Adem’e gelmiş. Adem Melekeden esfedir.

Dede Kur’anı eline aldığı zaman ona nasıl bakıyor? Kur’an bir uyarıcıdır. Kur’an cahilin irşadiyetcisidir, her insan için lazımdır. Arapça da yazılmış Kur’an onun tefsirini kimse yapamaz.

Siz pençeli misiniz, tarikli misiniz? Tarikliyiz.

Nedir tarik? Yoldur. Pençenin manası ağırdır, pençe kırklara mahsustur.

Köyünüzde halâ cem cemaat yapılıyor mu? Şimdi köyler dağılmış.

Siz burada yapıyor musunuz? Burada yapıyorum, beni götürüyorlar.

Herkes bir ocağa bağlı. Ocak nedir, ocak zade dedeler diyoruz? Sülaleden gelmeye denir. İmamlar kolundan gelene dede denir

Siz kendi ocağınız hakkında neler biliyorsunuz? Nuri Cemalettin, Hacı Bektaşî Veli’nin Kırşehir’e gelişinde o zamanın Horasan pirleri yanına geldiler. Hacı Bektaşî Veli buna Cemalim, diyordu, Bir gün dedi ki; acaba erenler de bana bir yurt verir mi, ben de gidip kendi müridime sahip olayım.
O zaman Hacı Bektaşî Veli dedi ki; Cemalim sen tımarına bin git nerede uykun gelir uyursan, kalktığın zaman senin hayvanını kurtlar dağıtmış senin müritlerin o civardadır. Kırşehir’de çıktı uykusu geldi uyudu, uyandı ki hayvanını kurtlar yemiş, sordu burası neresidir, dedi; Elazığ Karakoçan dediler, onlar batın aleminde giderler.
Orada büyük bir su geçiyor cüppesini atıyor ırmağın üzerine, o zamanlar ırmağın üstünden kelekle geçilirdi, karşıya geçiyor, Nuri Cemalettine ikrar verenler yedi kardeş bakıyorlar ki bir derviş suyun üzerine cüppesini attı batmadan çıktı, biz gidelim belki bizi kurtarır, diyorlar. Geliyorlar, diyorlar ki, Sultan Alettin şerrinden kaçtık burada ormanda gece gündüz saklanıyoruz, tamam, diyor. Şu ağacı kesin diyor, bir ağaç üstüne reş deniliyor o dama yani kara direk onu kesin, kesiyorlar yedi kardeşe diyorlar ki; bunu çekin ben dur dediğim zaman duracaksınız, bir de arkaya bakmayacaksınız. O direğin bir arabanın götürmesi imkansız, direği çekiyorlar.
O Şadılı aşiretin yedi kardeşin içerisinde bir tanesi acaba neden bize geri dönüp bakmayın dedi, bir geri dönüp bakıyor ki o ağacı tutanlar hepsi o yanda gidiyor iki ejderha çekiyor ağacı. O zaman Nuri Cemalettin eyvah, dedi ben size dedim ki geriye dönüp bakmayın, zaman olacak ki benden seneler sonra senin neslinde doğanlar benim tarikatımdan dönecekler, hatta 200 sene önce dönenler olmuştur.
Gidiyor Sultan Alettine o firarları bana bağışlayacaksın, diyor. O da sen kimsin, diyor. Ben Evlat-ı Resul, Seydi Saadetim, diyor.
O zaman sana imtihan var diyor, ne imtihanı, diyor. O da fırını yakacağım seni ateşe atacağım, yanmazsan o zaman sana bağışlarım, diyor. Ceddimiz de olur, diyor.
Fırını yakıyorlar, Nuri Cemalettini çağırıyorlar, Sultan Alettinin baş veziri bir çocuğu ile geliyor. Çocukla beraber Nuri Cemalettini ateşe atıyorlar, adam benim çocuğum yandı diye bağırıyor, o arada kapı çekiliyor, biraz sonra açılıyor çocuk ve Nuri Cemalettin de çıkıyor. Bakıyorlar ki sakalları buz tutmuş, ne oldu, diyorlar; benden sormayın, diyor çocuktan sorun. Çocuğa soruyorlar ne oldu, diyorlar. Çocuk diyor ki; bir sıcak yere girdik onu biliyorum, dönüşümüzde bir dağa uğradık kışa tutulduk, yanımda ki derviş beni cüppesinin altına aldı, eğer o olmasaydı ben donardım, diyor.
Sultan Alettin beraat veriyor kendisine, Şadılar ona mürit oluyor.

Şadılar aşiretinin büyüklüğü ne kadar? Her ilde var. Bundan 40 sene önce ulema dedelerle bir sayım yaptık 3000 hane vardı. Şimdi daha fazla.

Şadılar aşiretinin hepsi Nuri Cemalettine mi bağlı? Hepsi bağlı.

Sizin dışınızda başka dedeler yok mu? Mesela Baba Mansurlar, Ağu içenler, Kızıl deliler bunlar kendi aralarında talipleri bölmüşler. Nuri Cemalettin talibinde bölünme yok. 1949’da Şadılı aşiretinin reisi Adil Bey vardı.

Sizin kendinizin bağlı olduğu başka şehirlere gidiyor musunuz? Ben gidiyorum.

Bildiğiniz başka ocaklar nelerdir? Nuri Cemalettin, Baba Mansur, Kızıl deli, Sarı Saltık bunlar meşhurdur.

Secereniz var mı? Var ama elimizde yok.

Dede olabilmek için sadece dede soyundan gelmek yeterli mi? Yetmez. Dede olmak için iki şart lazım, sülaleden gelme, ilim ve saf, divane olacak.

Günümüzde gençler size ne soruyor? Gençlerin bazıları ilime düşkündür fakat eğitmek için emek lazım.

Dedelik okulu açılabilir mi? Sülaleden olursa açılsın tabi.

Okul açılırsa kim ne öğretecek? Dede adayına ancak okumuş dede ders verebilir.

İbadeti o versin de iyi bir tarihçi anlatamaz mı? Olabilir ama bilgili olması şart.

Cem evlerinde yeterli hizmet oluyor mu? Ben yeterli bulmuyorum.

Sizce en iyi cem evi nasıl olur? Toplumun oraya kaynaşması bilgili kişilerin mevcut bulunması. Birinci derece de burası iyi.

Siz cem ve cenaze işlerini yürütüyorsunuz talipler gelip sizi buluyor onların istediği yere mi gidiyorsunuz? Evlere gidiyoruz.

Bir dede talibe düşkünlük cezası verir siz verdiniz mi? Verdim.

Ne gibi suçlarda veriyorsunuz? Suçu ancak Allah verebilir. O talip günahını eline alıp onu bir cem tutulur kadın kaçıran, adam öldüren bunların cürümleri vardır.

Dedelerin düşkünlük cezasını kimler verir? Piri verir.

Sizin piriniz ve mürşidiniz kimler? Mürşid imiz Ağu içen, pirimiz kendi ocağımızdan Hasan Dede.

Hıdır Abdal, diyorlar ki düşkün dedeler oraya gönderiliyormuş? Yok biz kendimiz hallederiz.

Atatürk kimdir? Neler yapmıştır? Tek bir kişidir. Birinci İslamiyet’in kurtuluşu Hz. Ali ve Atatürk’ü biliyorum. Cahilliği yok etmiş, milleti delaletten kurtarmış

Eşinizle mi yaşıyorsunuz? Evet.

İsmi nedir? Zekiye.

Kaç yaşında? 67.

emekli misiniz? Emekliyim.

Ne işten emeklisiniz? İstanbul Üniversitesi’nden, idareci olarak.

Metin Göktepe neyiniz oluyor?Amcamın çocuğu.

Sunniler dese ki Aleviliği bize anlat? İnsan olmaktır, eğer insanlıktan haberim olursa ben Sunniye cevap verebilirim. İnsanlık deyince ilimden bahsediyorum.

Dede elinize, dilinize sağlık sizi yorduk Allah eyvallah hizmetleriniz kabul olsun. Bir de dua verebilir misin bize?

Dua Ceddimizden;
Bismillahi Rahmani Rahim Allah Allah, Destin Deman Ola, Küfürün İman Ola, Yardımcın On İki İmam Ola. On İki İmam Darından, Didarından, Şefaatinden Allah Ayırmasın, Yaşın Uzun, Başın Devletli Olsun, Allah İşini Gücünü Rast Getirsin.

Amin. Allah razı olsun dede.

Söyleşi; 3 Şubat 2000, İstanbul