Ocaklar ve Ocaklara Bağlı Gruplar

PROF. DR. HÜSEYİN BAL

I. Ocaklar ve Ocaklara Bağlı Gruplar

 

Anadolu Aleviliğinde Hacı Bektaş Dergahı merkezdir. Dergaha bağlı olarak çevresindeki Alevi gruplarını irşat eden çok sayıda ocak, tekke, dergah faaliyetlerini sürdürerek bugünlere gelmişlerdir. Hacı Bektaş Veli’nin soyunun Oniki İmamlar’a (İmam Musa Kazım’a) uzandığı, ocakların kökenlerinin Ehlibeyt”e dayandığı, dedelerin “Evlad-ı Resul” olduğu kabul edilir.

Yol’un kurucusu Şah-ı Merdan Ali’dir. Hacı Bektaş Veli, Yol’un Anadolu’daki temsilcisi, yürütücüsüdür. Anadolu’ya Hacı Bektaş Veli’den önce veya sonra gelmiş tüm erenler, dervişler, dedeler-babalar Hünkara bağlanmıştır. Tüm Horasan Pirleri’nin ve Rum Erenleri’nin Hacı Bektaş Veli’ye nasıl bağlandıkları Vilayetnamede (Menakıb-ı Hacı Bektaş’da) anlatılır. Kurulduğundan beri Hacı Bektaş Veli Dergahı, bu dergahın etrafında ocaklar, ocakların etrafında talipler Yol’u sürdürmüşlerdir. Dergah ocak temsilcisi dedeleri, dedeler taliplerini yuyup yıkamışlar ve kontrol etmişlerdir. Hünkar kutuptur, dergah merkezdir. Alevi Yol’unda “baş başa bağlıdır, başta da Padişaha”. “Yol cümlesinden uludur”.

Alevi Ocaklarını bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Tüm ocaklar ve onların mürşidleri dün de bugün de Hakk yoluna hizmet etmektedirler. Hakk yolunda benlik, üstünlük taslamak yakışık almaz.

Burada tarihçi Baki Öz’ün ocaklarla ilgili tespitlerine yer verilecektir. Ona göre; Alevi ocaklarına ve dedelik kurumuna kaynaklık eden kişiler Emevi ve Abbasi zulmünden kaçıp Orta Asya ve Orta Doğu’nun Türklerin yaşadığı bölgelere sığınan Ehlibeyt soyundan olan kimselerdir. Özellikle Türkler tarafından saygı görmüş, korunmuş ve Türk boyları içerisinde barınma, yaşamlarını korkusuzca sürdürme olanağı bulmuşlardır. Türklerle evlenen Ehlibeyt soyundan kimselerin soyları, bu evlilik ilişkisi içerisinde sürmüştür. Bugün dede soyundan olan kimileri bu soylardan gelmekte, “Seyyid” veya “Şerif” olarak sınıflandırılmaktadırlar. Günümüzdeki dede soylarının kimilerininse bu ailelerle doğrudan veya dolaylı olarak bağı yoktur. Doğrudan Oğuz/Türkmen oymaklarından gelmektedirler. Yalnız içinde bulundukları toplumsal-kültürel ortam onların bu tür bir hüviyeti sahiplenmelerine neden olmuştur. Uzun tarihsel süreç bu tür ailelerin “Ehlibeyt’ten olmayış etkeni”ni unutturmuş, sonradan edindiği “Ehlibeyt soyu etkeni” ne sıkı sıkıya sarılmalarına sonradan kazandıkları bu nitelikleriyle toplumsal statülerini kurmalarına ve yürütmelerine neden olmuştur. Ocaklar ve dedelik tarihindeki bu gerçeği unutmamak gerekir. Orta Anadolu ve Türkiye’nin Batı kesimlerinde doğan dede ocaklarının çoğu Ehlibeyt soyundan gelmeyen, Türk/Türkmen kökenli ailelerdir. Birçoğu da 15. -16. yüzyıllardan sonra bu yörelere gelmiş, Asya’dan geldikleri için “Horasan Erenleri” nin soyları gözüyle bakılmış, bu nedenle dedelik statüsü yüklenmiş kişi ve ailelerdir. Dedelerin kendi toplumuna dinsel, siyasal ve toplumsal önderlik/yöneticilik konumları dede ocakları ve oymakların (aşiret) biçimlenmesinde de belirleyici olmuştur. Kimi oymaklar tümüyle dede ocağı olmasına karşın, kimileriyse Gureyşanlılar/Kureyşliler, Şadıllılar ve Şeyh Hasanlılar da olduğu gibi hem ocak hem de oymak (aşiret) tirler.

Ocak kurucusu dedeler, Horasan Erenleri sadece Hacı Bektaş’la veya onun döneminde Anadolu’ya gelmemişlerdir. Anadolu’ya Türk göçleri bu tarihten çok önceleri başladığından, ocak kurucusu dedelerin çoğu Hacı Bektaş’tan önce Anadolu’ya gelmiş ve özellikle Doğu Anadolu’da dinsel-toplumsal yapılanmaya/yapılandırmaya başlamıştır. Bu nedenle Doğu Anadolu’daki Kureyşan, Baba Mansur ve daha birçok dede ocağı Hacı Bektaş ocağından önce kurulmuştur. Bunlar kendi çevrelerinde faaliyet göstermiş ve önemli birer dinsel-kültürel çevreler kurmuşlardır. İletişim ve ulaşımın olmayışı bu tür çevrelerin Hacı Bektaş dışında ayrı Alevilik üsleri olmasına, ondan bağımsız birer kurum olarak çalışmalarına neden olmuştur. İç ve Batı Anadolu ile Balkanlar’daki dede ocakları çoğunluk Hacı Bektaş’a bağlıdırlar ve Pirevi’ni daha başından “serçeşme” olarak kabul etmişlerdir. Doğu Anadolu’daki ocaklar bağımsızdırlar. Ancak bağlılık, 19. yüzyılda başlamıştır. Bunda da 1826 Yeniçeri Bektaşiliğinin yasaklanması sonucu Çelebilerin Anadolu’ya dağılmaları, dedelik yapmaları tanışmayı ve ilişkiyi geliştirmiş, giderek Hacı Bektaş Dergahı’na bağlanma, onu “serçeşme” ve “mürşid kapısı” olarak tanıma sürecini başlatmıştır. Bundan önceki Hacı Bektaş Dergahı’nı mürşid edinme olayı sadece kimi ocak dedelerinin bireysel eğilimiyle sınırlı kalmıştır. Bu da fazla yaygın değildir. Bir de ayrıca Hacı Bektaş veya dergahının ülkenin Doğu yörelerine gönderdiği halifelerinin kurdukları ocaklar Hacı Bektaş veya Pirevi’ne bağlı bir dedelik ocağı olarak hareket etmişlerdir. Bilindiği gibi bunların sayısı fazla değildir (Baki Öz, Cem sayı 109: 29-30, 2001)

 

Hüseyin Bal, Alevi İslam Yolu, CEM Vakfı Yayınları, Sayfa 86-88,  2004