BURSA KÖYLERİ İÇİN DEDE YATIRLARININ ÖNEMİ

Raif Kaplanoğlu

 

Bursa’daki Derviş Kültü

 

Bursa’nın birkaç köyü dışında tüm Bursa köylerine bizzat giderek yaptığım incelemeler sonunda neredeyse yerli köylerinin tümünde dede kültürünün varlığını belirledik. Köyün ruhu sayılan bu dedeler, köyün ortak kimliğini temsil etmektedir. Köyün tüm önemli toplantıları, bu mezarın çevresinde olmaktadır. Sanki yatır, köyün tüm kararlarına tanık yapılıyordu. Her yıl yapılan pilav günleri ise, köylüyü koruması karşılığı dedeye yapılan bir teşekkür şölenidir sanki. Köylerini kurtaran veya kuran bu savaşçı-dervişler adına, çoğu 6 Mayıs tarihinde, yani Hıdrellez gününde törenler yapılır. Sünni çevrelerin tepki gösterdiği ve “gavur bayramı” olarak nitelediği bu etkinlik halen aynı ilgiyle sürmektedir. Bazı Uludağ köylerinde ise hasat zamanı dede törenleri yapılmaktadır. (Badırga Köyü’nde, 17 Mayıs 1868’de doğan Ulu Dede adında biri varmış. Her sene onun doğduğu ay, yani 17 Mayıs günü dede ziyaret edilip, adak adanır. Yanındaki kocamış ağaca paçavra, havlu, mendil bağlarlarmış. 24 Mayıs 1888 yılında doğan Irmak Baba’ya da, 24 Mayıs’ta adak adanıp, dua edilir.)

 

Bursa köylerinde bulunan yatırlarda yatan kişilere ilişkin bilgilerin çoğu belirsizdir. Ayrıntılı bir hikâyesi, hatta bazen adı bile yoktur. Dede mezarlarında yatanların çok azı gerçek kişilerdir. Kimliği bilinen en önemlisi Bursalı derviş de Geyikli Baba’dır. Bu çalışmamızda Bursalı ünlü mezarlardan sadece ikisini ayrıntılı olarak etüt etmek istiyoruz.

 

Geyikli Baba

Mitolojilerde, arabasını geyiklerin çektiği Artemis’in yerini önce Hıristiyan kültüründe Noel Baba aldı. İslam kültüründe ise Artemis ve Noel Baba’yı Geyikli Baba temsil ediyordu. (Uludağ’ın ünlü keşişlerinden Büyük Aziz Joannice’nin de, tıpkı Geyikli Baba gibi vahşi hayvanlarla bir bağı olduğu anlatılmaktadır. (Menthon 1935: 65, 79)) Geyikli Baba, her zaman elinde kılıç, ülkeler açan biri olarak tasvir edilmiştir. 60 okka çeken kılıcıyla kafirle savaşmış. Bursa’daki birçok dervişe atfedilen bu savaşçı aziz özelliği, Anadolu kültürünün bir mirasıdır. Uludağ’da barınan çok sayıda Hıristiyan keşiş için de benzer söylenceler yayılmıştır. Hatta Bursa’ya gelen birçok gezgin Geyikli Baba’yı, işte bu Rum hikâyelerinde geçen savaşçı Aziz Ronald veya Aziz Georgios olduğunu savunur. (J. H. A Ubicini: 1855′te Türkiye. İstanbul 1977: 43)

Babasultan Köyü’nde gömülü Geyikli Baba, tıpkı bir Şaman veya keşiş gibi davranan sıra dışı bir derviştir. Dinsel törenlerinde olasılıkla şarap kullanılmaktaydı. (Tavarih-i Al’i-Osman’a göre; Geyikli Baba Kızıl-Kilise’yi kendi kılıcıyla almıştır. (İbni Kemal II, s. 92) Geyikli Baba’nın, gerçekten de bu savaşa katıldığına ilişkin bir belge arşivde bulunmuştur. Bu belgeye göre Orhan Bey, Kızıl-Kilise’nin fethindeki yardımları nedeniyle Geyikli Baba’ya şarap göndermiştir. H. Ziya Ülken: “Anadolu’da Dini Ruhiyat Müşahadeleri: Geyikli Baba” Mihrab Mecmuası 13-14 (1340 / 1924): 447; A. Y. Ocak 1996: 71)) Bir belgeye göre, Geyikli Baba ve müritlerinin meyhor, yani içkici olduğu yazılmaktadır. (Zamanla İslam anlayışı değişince, Geyikli Baba ve müritlerinin içki içmeleri de yadırgamış. Bursa civarında toplanan Geyikli Baba ile ilgili bir söylenceye göre: “Derler ki, Orhan Gazi ona iki yüz rakı ile iki yük şarap göndererek huzuruna gelmesini istemiş!.. O da bunları bir kazanda kaynatıp içine pirinç atmış, zerde yapmış, bir tas da Orhan Gazi’ye göndermiş.” (Olgun 1993: 189) Bu söylenceyle; dervişlere, Sultan tarafından şarap gönderildiği doğrulanmakla birlikte, gönderilen şarapların içilmediği anlatılmak istenmektedir. Çünkü Babasultan Köyü sakinleri artık, Geyikli Baba’nın dinsel anlayışından farklı bir noktada bulunuyor. O’nun asla içki içebileceğine inanamıyor!..) Belgeden anlaşıldığı kadarıyla kuruluş devrinin din adamları olan bu dervişlerin dinsel ritüellerde dem alınıyordu. Bu gelenek, her törende kımız içen Şaman geleneklerine dayandığı gibi, Uludağ’daki keşişlerden de etkilenmiş olabilir. (Babasultan Köyü şimdi, tümüyle Sünni bir İslam anlayışı sürdürmektedir. Oysa hemen karşısındaki, Baba Sultan’ın müridi sayılan Hasan Dede’nin köyü Şehitler, tam bir Bektaşi köyüdür. Şehitler Köyü’nde yapılan dede töreninde halen, ‘mey’ alıp, sema dönülür. Alınan bu mey, köylüye göre bir zevk unsuru değil, sanki bir dinsel tören gereğidir. Tıpkı binlerce yıl öncesinin Şaman törenleri gibi. Şehitler Köyü’nde Hasan Dede dışında; Tatlı Dede, Arap Dede, Kaya Dede, Dinarlık Dede, Pınarlık Dede, Asker Dede, Karsak Dede, Hasan Dede, Hızır Dede, Sarı Kız Dede adlı yatırlar da vardır.)

Geyik boynuzlarıyla dolu türbesi bugün bölgenin en önemli adak yeridir. (Önünde, Bizans döneminden beri kullanıldığı anlaşılan güzel bir çeşme vardır. Halk arasında bu çeşmeyle ilgili söylentiler olup, yalak üzerinde el ve ayak izine benzeyen aşıntıları, Geyikli Baba’nın bir dokunuşuyla yaptığı söylenir. Oysa, olasılıkla Hıristiyan vaftiz havuzu olan bu kutsal yalağa dikkat edilirse, üzerinde tahrip edilmiş bir haç vardır.) Geyikli Baba, yaşadığı yıllarda hastaları iyileştirmiş, kötürümleri bir dokunuşuyla ayağa kaldırmış. Halk arasında türbeyle ilgili birçok inanç vardır. Yüzlerce yıldır türbeye hasta kadınlar gelip şifa aramaktadır. Erkek olan hastalar ise önceleri, şifa için türbede yatırılırdı. Eğer hasta uyursa öleceğine, uyumazsa yaşayacağına inanılırdı.

 

Bayraklı Dede

Anadolu’nun bir çok yerine bulunan Abdullahvahap Gazi’nin mezarlarından biri de İznik’tedir. İznik’teki Abdulvahap Sancaktari, İslam adına savaşırken başı kesildikten sonra, başını koltuğuna alıp üç adımda gömülü bulunduğu tepeye çıkıp orada öldüğü söylenmektedir. Söylencenin bazı versiyonlarında ise, Abdulvahap’ın İznik’teki sevgilisinin kaçırılış öyküsü anlatılmaktadır ki, aslında tüm bu öyküler Aziz Georgios’un söylencesiyle aynıdır. (Bursa’da gömülü bulunan Hatırhoş Sultan’ın da, başı kesik olarak yürüdüğü biçiminde anlatılmaktadır.)

Aya Yorgi olarak da anılan Saint / Aziz Georgios, aslında Hıristiyanlığa Anadolu’daki eski dinlerden girmiştir. Kökeni de Demeter, Perseus, Herkül gibi eski Yunan ve Mısır, hatta Eti tanrılarının Hıristiyanlaşmış şeklinden ibaret bir kişilik olduğu kabul edilmiştir. Aya Yorgi, Hızır-İlyas ile de özleştirilmiştir. Aziz Georgios, eski Rum inanışına göre İznik’te başı kesilerek, 6 Mayıs, yani Hıdrellez günü öldürülmüş. Hıdrellez töreninin de bu tarihte yapılma nedeni budur. (A. Y. Ocak, Belleten LV: 662, 670)

Aziz Georgios’un mezarı da olasılıkla, Bayraklı Dede olarak anılan yerde idi. Nitekim 12. yüzyılda Anna Kommena, İznik’teki Aziz Georges adlı bir kule ve yerleşim yerinden söz eder. (Anna Kommena 1996: 329) Yazarın anlatılarından bu yerin, Abdulvahap Dede tepesi olduğu anlaşılıyor. İznik Araştırma Grubu’nu oluşturan öğretim üyeleri ve öğrenciler tarafından burada yapılan yüzey araştırmalarda; bir nekropol alanıyla, arkasındaki tepede Geç Bizans Devri yerleşimi olduğu belirlendi. Ancak hiçbir Osmanlı ve Selçuk yapı kalıntısı izine rastlanılmamıştır. Günümüzde sadece İznik değil, tüm bölgede en çok ziyaret edilen ve adak yapılan Abdülvahap, Bizans geleneğine göre Aziz Georgios’un mezarı olmalıdır. (İznik’te Aziz Georgios kültünün çok eskiden beri güçlü olduğu anlaşılmaktadır. 1832 yılında İznik’e gelen C. Texier, bu tarihte surlardan bilinmeyen yeni bir odanın bulunmasına tanık olur. Bu odada Aziz Georgios’un kırat üzerinde büyük bir resmini görmüştür. (C. Texier 1997: 137)) Bunun en önemli nedeni de, İznik’e yerleşen Türk gazilerinin, yerli Hıristiyan kadınlarla evlendirilmesi olmalıdır. İşte bu kadınlar, daha önce edindiği Aziz Georgios kültünü çocuklarına, İslam cilasıyla aktardığı sanılıyor. Bu sırada da Aziz Georgios’un Abdulvahab Bayraktari’ye dönüştüğü anlaşılıyor.

 

Halk Sağlığında Dede Yatırlarının Kullanılması

Bundan 20-30 yıl öncesine kadar, özellikle köylerde yaşayan aileler kolay kolay doktora gidemezdi. Ekonomik nedenlerden dolayı karşılaştıkları basit sağlık sorunlarını her zaman köylerde bulunan yatırlar sayesinde çözmeye çalışmıştır. Bu tür batıl inançlar, cahillikten çok ekonomik nedenlerden kaynaklanmaktaydı. (S. Ünver: “Hemen Her Yerde Birbirlerinden Farklı Mistik Folklor İle Telkin Tedavileri Esasları ve Buna Bursa’nın Verdiği Tam Bir Örnek” I. Uluslararası Türk Folklor Kongresi Bildirileri, Cild: IV’den ayrı basım, Ankara 1976.) Oysa mezarlardan şifa ve medet umma inancı ne İslam dininde, ne de İslamiyet öncesi Şamanizm’de vardı.

Köylerde bulunan bazı yatırların şifaları her tür derde devadır. Bu mezarlar pratisyen hekim gibi her hastaya bakmasına karşın bazıları, tıpkı uzman doktor gibi hastalıklar konusunda branşlaştıkları görülür. Sıtmaya iyi gelen yatır, karın ağrısına iyi gelen yatır gibi…

Bursa’nın özellikle ova köyleri için en büyük tehlike, yılın büyük bölümü sular altında kaldığı için sıtma hastalığı idi. Bu nedenle, ova köylerindeki yatırların neredeyse tümü sıtma hastalığına şifa olduğuna inanılmaktadır. Bu yatırlarda, “sıtmayı bağlama” töreni yapılır. Yatırın etrafında üç kez dönülüp, hastanın giysilerinden bir parça bez, yatırın yanındaki çalıya bağlanarak sıtma ağaca bağlanır, hasta da böylece kurtulduğuna inanılırdı. (İnegöl Kasımefendi Cami bahçesinde Boynuzlu Dede, Karahıdır Köyü’ndeki Sıtma Dede, Misi’deki Kavacık Sultan, Gençali Köyü’ndeki Mum Dede de sıtmaya iyi gelmekteymiş.)

Bazı mezarlar da karnı ağrıyanlara şifa olmaktaydı. Çok sayıdaki köyde karın ağrısı geçirenler için dalak kesme törenleri yapılır. En yaygını ise Alaşar’da Dalak Dede adlı yatırda yapılır. Karnı ağrıyanların, burada temsili olarak dalağı kesilir gibi yapılıp, bir dut çubuğu kesilir. Böylece karın ağrısının geçtiğine inanılmaktadır.

Genellikle dede mezarının bulunduğu yer kutsal olduğu için ağaçlık olup, buradaki ağaçlar kesilmekten kurtulmuştur. (Sorgun Köyü’ndeki meşelik içinde Kocayayla Dede yatırı vardır. Mezar yanındaki meşeler kutsal olduğu için buradaki kuru odun ve çalılar bile alınmaz. Baldırzade’ye göre ise Selçukgazi Köyü’ndeki Şerife Nine mezarının yanındaki ağaca mismar kakanların iyileştiklerini yazmaktadır.) Badırga Köyü’ndeki Ulu Dede, ormanın içinde ve çok güzel bir yerdir. Çocuğu olmayan kadınlar dedenin başında Kuran okur. Çocukları olsun diye dedenin başındaki taşın yanında bir mum yakıp bırakırlar ve böylece çocukları olacağına inanırlar. (Emirler Yenicesi’nde Karaca Ahmet Dede yatırı, çocuğu olmayan kadınlara şifa vermekteymiş. Hıdrellez günü, Gençali Köyü’ndeki dede yatırına, çocuğu olmayan kadınlar gelip, dedenin kavuğunu başına geçirdiği zaman iyileşeceğine inanılır. Karadut Köyü’ndeki Tekke Dede, Sarıpınar Köyü dedesi, Kumla Köyü’ndeki Abdullah Efendi Türbesi erkek çocuk isteyen kadınların ziyaret ettiği mezarlardır. Türbedeki ağırlığı serçe parmaklarıyla kaldıran kadınların çocuğu olurmuş.) Şipali Köyü’ndeki Şip Ali’nin yatırı civarındaki çam ağaçları da dedeye hürmeten kesilmekten kurtulmuştur. Yatır, fıtık hastalığına iyi geldiği için civar köylerden bile ziyaretçi çeker. Hastalar iki çam ağacı arasında üç kez geçerse hastalığı iyileşmekteymiş.

Bazı mezarlar, köyün hemen üzerinde ve köye egemen olan bir tepe üzerindedir. Çoğunlukla köylerdeki tören ve eğlenceler burada yapılır. Köylüler, hem eğlencelerini, hem de hüzünlü günlerini hep bu mezar çevresinde gerçekleştirdikleri törenlerinde yapmaktaydı. Köylünün en temel sorunu olan bereketin artması için de, yine mezardan medet umarlardı. (Kemaliye / Kızılkilise Köyü’nün hemen üzerindeki Dedeler Tepesi’nde bulanan yatır, hem adak yeri, hem de bir mesire yeridir. Adak yapanlar yumurta kaynatır veya gözleme yaparak komşulara dağıtır. Köylüler her derdi için ve her yıl hasat için dedeye yalvarır: “Dedeciğim bizim ipeğimizi arttır” veya “hasadımızı bol yap” diye dilekte bulunur.) Yakın zamanlara kadar köylerde yapıla gelen yağmur duaları da dede yatırı huzurunda olmaktaydı. (Gölcük’te Arap Dede, Hu (Çorba) Dede ve Uzun Dede adlarında üç ayrı yatır vardır. Üçünün de köye olan katkısı farklıdır. Hu Dede yatırının toprağını alıp kendi tarlasına seren köylünün ürünü ikiye katlanırmış. Arap Dede yatırında ise her yıl baharda, yağmur duası yapılmaktaydı. Kulakpınar Köyü’ndeki Demir’in mezarı veya Arnavut Dede, Çukurca’daki Baba Sultan, Soğanlı Köyü’ndeki Ali Baba yatırında da, son yıllara kadar yağmur duası yapılmaktaydı. En son yağmur duası ise; Delice Köyü’ndeki Yusuf Dede ile Çam Dede Yatırı üzerindeki Semah Tepesi’nde yapılmıştı. 1995 yılında burada yağmur duası yapılmıştır.)

Daha çok da kadınlar bu tür yatırlara ilgi gösterir. Bazen eş bulamayan kadın ve kızlar, bazen de çocuğu olmayan kadınların umutları olur bu dede mezarları. (Halk arasındaki bir inanca göre; eşi alkolik olan kadınlar, eşlerinin çamaşırlarını Hüsameddin Efendi’nin mezarının üzerine konulunca, bir daha içki içmeyeceklerine inanılır.)

Çocuğu olmayan kadınlar mezarlardan hep medet ummuşlardır. Bilalköy’deki Mühür Dede, Keles’te Ana Sultan ile Misi Köyü’nde Kavacık Sultan yatırları çocuğu olmayan kadınlara iyi geldiği söylenmektedir. Çocuğu olmayan kadınlar ile maraz çocuklar, mezar çevresinde yedi kere dönüp, kurban kesince adakları yerine gelirmiş. Böylece çocuğun biran önce yürüyeceğine inanılır.

Çocukluğumda, Orhangazi’deki evimizin hemen üzerinde Eren Dede adlı bir yatır vardı. Her cuma günü, salâ saatinde, yürüme yaşındaki çocuklar getirildi. Salâ okunurken, çocuklar mezarın çevresinde üç kez döndürülür, sonra da çevrede toplanan çocuklara bisküvi ve hayır dağıtılırdı. Böylece çocukların yürüyeceğine inanılırdı.

Karacaahmet Köyü’ndeki yatır ise delilerin ve sara hastaları ile yaramaz çocukların şifa bulduğu bir yatırdır. Hastalar, mezarın üzerine bir gün kadar bırakılınca sapasağlam döndüklerine inanılmaktadır. Yalnız bu törende dikkat edilecek konu, çocuğu bırakan kişi arkasına bakmadan giderken, çocuğu bir başka kişi mezardan alacaktır. (Çepni Köyü’ndeki Garip Dede, Hubandanişment Köyü’nde Demirkaynak Dede, Bursa’daki Fazullahpaşa mezarı da yaramaz çocukların uslanması için bir adak yeridir. Akbıyık Türbesi’nde bulunan deliğe, sinirli ve yaramaz çocuklar için simit veya şeker konulduğunda çocukların iyi olacağına inanılmaktadır. Tepecik Köyü’ndeki Dede Karaağaç Yatırındaki pis sular, özellikle çocuklara yıllarca şifa niyetine içirilmiştir. Cepni Köyü’ndeki Aman Dede mezarına yatırılan çocuklar ise, toprak yemekten vazgeçmekteymiş. Çocukların huysuzluklarına en iyi gelen yatır da, kuşkusuz İznik’teki Huysuzlar Türbesi imiş.) Köylülere göre çok sayıda deli, saralı hastanın sağlam olarak mezardan ayrılmış.

Kücükkovacık Ana Sultan Türbesi, bölgede en çok tanınan adak yeridir. Türbenin önünde bulunan çeşmenin özellikle de hayvan hastalıklarına iyi geldiği söylenmektedir. (Bazı yatırlar hayvan hastalıklarına da iyi gelirmiş. Hamit Dede’yle ilgili Baldırzade‘nin Vefayatnamesi‘nde bilgi vardır. Baldırzade’ye göre; özellikle insan ve hayvanların mezar etrafında döndüklerinde sağlığına kavuşmaktadır. Çavuş Köyü’nde bulunan Sancılı Dede, Erdoğan Köyü’ndeki Aydoğdu Bey Yatırı da hayvan hastalıklarını iyileştirmekteymiş.) Daha çok da çocuğu olmayan kadınlar ile sünnet olacak çocukların mutlaka uğradıkları bir adak yeridir.

Bazen dede mezarlarının toprağı veya çamuru hastalara şifa olur. (Göllüce Köyü’ndeki Embel Dede Yatırı’nın çamuru kellere iyi geldiği söylenir. Yeniceabat Köyü’ndeki Mehmet Dede mezarının yanındaki meşe kabuğunun tozunun yaraları iyileştirdiğine inanılır. Tepecik Köyü’ndeki Dede Karaağaç, özellikle sıtma için kullanılan bir adak yeridir. Buradaki pis sular, yıllarca şifa olarak, özellikle çocuklara içirilmektedir. Özlüce Köyü’ndeki Çıban Dede ise, vücudunda çıban çıkanların tavuk keserek şifa buldukları bir yatırdır.)

Bazen de bir kişinin başına gelen tesadüflerle yayılır dedeler inancı. (Muratlı Köyü mezarlığında küçük bir ağaç vardır. Hiç büyümeyen bu ağaç, köyde her şeye inanan bir kadının dikkatini çekmiş: “Ağaca, dilek dilesem nasıl olur?” demiş. Allah’tan bir çocuk dilemiş ve dileği gerçekleşmiş. Başından geçenleri köye anlatınca da, köylüler tarafından adak yeri olarak kullanılmaya başlanmış.) Ama dedelerin her zaman mucizeli bir öyküsü vardır. (Ümitalan Köyü’nde bir zamanlar düğün olmuş. Gelin, damadın evine götürülürken attan düşüp ölmüş. Düştüğü yere Gelintepesi adı verilmiş. O zamandan bu yana köyün genç kızları, gelin tepesine giderek dilekte bulunuyorlarmış. Çördük Köyü içinde Erkızım Yatırı’nın hikâyesi ise şöyledir: Yaşlı bir nine, bir kızdan su istemiş, o da vermemiş. Başka bir kızdan su istemiş. O kız yaşlı kadına su vermiş. Kadın suyu içtikten sonra nine: “Benim arkamdan gel, ama sakın arkana bakma” demiş. Kız dağa doğru çıkarken, bir anda meraklanıp arkasına bakmış. Baktığında ise köyün yerle bir olduğunu görmüş. Köy sular altında kalmış. Kız ölüp, orada gömülmüş. Uzun Kız adında bir kadın da, Emirler Yenicesi yakınlarında dolaşıyormuş. Uzun Kız, istediği zaman, uzun ayakları yardımıyla tüm dünyayı üç adımla gezdiğine inanılıyor. Efsaneye göre Uzun Kız, en son Çamlık ve Emirler Yenicesi köyler arasındaki tepede görülmüş. Orada kendiliğinden bu kızın mezarı olduğu söyleniyor. Uzun Kız’ın ağabeylerine ait olduğu söylenen Karaca Ahmet Dede’nin ve Kartal Dede’nin yatırları da vardır. Üç kardeşin, üç ayrı tepede yattıkları söylenmektedir. (Kaynak Kişi; Adnan Mengi, yaş 39) Başka bir hikâye de oldukça ilgi çekicidir. Yıllar önce namazında, niyazında bir kadın varmış. Bu kadın her gün Uzun Kız’ın mezarına gidip-geliyormuş. Kadın giysisine çok önem verirmiş. Kocası bu yüzden ona kızarmış. Şüphelenip karısını takip etmiş. Uzun Kız’ın mezarında eğlenceler düzenlendiğini, karısının da yiyip-içtiğini görmüş. Kadın eve döndüğünde, adam onu suçlayıp evden atmış. Kadın daha sonra orada-burada dolaşıp, yaşamaya başlamış. Her gün Uzun Kız’ın mezarına gitmeye devam etmiş. Kadın bir gün tüm tanıdıklarıyla vedalaşmış, yine Uzun Kız’a gitmiş. Bir daha da geri dönmemiş. Halk, Uzun Kız gibi kadının da buraya kendiliğinden gömüldüğüne inanıyor.) Hikâyeler bazen o kadar inandırıcıdır ki, bugüne ulaşan kanıtlar gösterilir. (Demirciler, Kağıncılar, Köçekler, Hubanlar ve Nalbant köyleri arasındaki koru içinde harap bir türbe vardır. Bu türbedeki yatıra halk Demirkaynak Dede derler. Bu dede, demir parçasını koynuna koyup ısıtmış ve ısınan demiri dizinde yumruğu ile vurarak bir ayna yapmış. Memlük aynalarına benzeyen bu Türk aynası bugün ağız, göz felçlerine şifa olarak kullanılmakta ve elden ele gezmekteymiş. Ayna, bu dedenin neslinde olduğunu iddia eden Seyit Sevim adındaki bir kişide bulunmaktaymış. (A. Rıza Yalgın: Anadolu’da Türk Damgaları, Damgalar-Erenler. İmler Üzerinde Bursa’nın Değeri. Bursa 1943))

Dede yatırları genellikle köy içinde veya mezarlığındadır. Bu mezarların nerededeyse tümünde mezar taşı veya kitabe yoktur. Genellikle başında bulunan bir çalı veya kara ağaç, adak için paçavra bağlanmak üzere kullanılır. Mezarlar ise olduğundan çok büyüktür. Dağyenice’deki Furla Dede mezarı 5-6 metre uzunluktadır. Bu mezar da aslında Menthon’da geçen bir Bizans aziziydi. İnsanlar bu mezarın başındaki ağaçlara kumaşlar asıp, adak adıyor ve daha sonra dua edip, kendi aralarında eğlence düzenliyorlar.

En yaygın geleneklerden biri, mezarların başındaki kutsal sayılan bir ağaca bez bağlanmasıdır. Hatta bu konuda Bursa’da ilginç bir olay anlatılır. Tophane’de önceleri Ramazan topları atılırken, topun içine paçavra konulurdu. Top atıldığında ise bu paçavralar çevredeki çalılara takılınca, Bursalılar ağaçların dilek ağacı olduğunu düşünerek, bez bağlayıp adak yapmaya başlamışlardır. Bazen de, eş bulmak isteyen kız ve kadınların mezarlara iç çamaşırı astıkları görülmüştür. (Piremir Camii’nin minaresine, cuma günü salâ saatinde külotsuz olarak çıkan kızlar, üç kez şerefe etrafında döndükten sonra aşağıya iç çamaşırlarını atar. Aşağıda bekleşen kadınlar da, bu iç çamaşırlarını Piremir Sultan mezarının demirlerine astıklarında, kızların kısmetinin açılacağına inanılmaktadır. Bu batıl inanç, 1960’lı yıllara kadar uygulandığı bilinmektedir.)

Bektaşilerin yaşadığı Taşpınar Köyü’ndeki Şükrü Dede Türbesi’nden bir şey alan kişinin başına mutlaka felaket geleceğine inanılmaktadır. (Karesi Köyü’nde, Dede Başı adı verilen yatırın etrafında düğün alayları davul çaldığı zaman davul patlarmış. Halil İbrahim Atış (63) Tophisar Camii içindeki Kale Dedesi denilen yatırdan alınan her taş, gece o şahsın rüyasına girip “taşımı geri ver” diye istediği söylenir. (Kaynak Kişi: Şaban Seçen, yaş 73, Nuri Seçen, yaş 80) Roma ve Bizans döneminde de Bursa halkının mezarlara saygısızlığı büyük bir günah sayılıp, kent yasalarında da bu tür suçlara büyük cezalar verildiği anlaşılıyor. İznik’te bulunan birkaç mezar stelinde şu ifadeler yer alır: “Her kim mezara zarar verirse, ne deniz geçit versin ona, ne de yer”. Kaybettiği eşyayı bulmak isteyenler de, türbeyi adak olarak kullanmaktadır. Ayrıca çocuğu olmayan ve kısmet açılmasını isteyen kadınların da, adak yeridir.

 

Sonuç

Son birkaç yıldır, sadece yatırlara ilişkin inanç biçimlerini araştırmak üzere köyleri geziyorum. Ve çok çarpıcı sonuçlarla karşılaştım. Bursa’da gezip gördüğümüz hemen her yerli köyünün, kurucusu sayılan bir ‘dede’si vardır. Göçmen köylerinde ise hiçbir dede mezarına rastlayamadık. Dağıstan göçmeni Koşuboğazı dışında Kafkas göçmeni köylerinde de dede kültünün varlığına tanık olamadık. Sadece 1924 yılında, Yunanistan’dan gelen birkaç mübadele göçmeni köyünde dede kültünün varlığını belirledik. (Nitekim Gölyazı Köyü’ndeki antik nekropolda (mezarlıktaki) bir kalıntı bile dede mezarı olarak kabul görmüştür. Belenören Köyü’ndeki Ömer Dede’ye ait adak yeri de, eski bir antik kalıntıdır.)

Bursa köylerinde halen 150’ye yakın yatırın varlığını belirledik. Köylerde bulunan bu yatırlar, köyün ortak ruhunu temsil etmektedir. Genellikle köyün kurucusu olarak görülen bu kişinin mezarı, köyün birliğini temsil etmekteydi. Tıpkı göçebelikte, her kabilenin ruhunu temsil eden totem gibi…

Yatırlar, köylü tarafından saygı duyulan, korkulan, yaşayan bir varlıktır. Köylüler, her dertlerinde şifa için ona koşar. Köyü, yatırlarında yatan dedeler korur. Mezarına çaput bağlar, dilek tutar, yardım dilenir. Köylüler ‘dede’leri her zaman hoş tutmaya çalışır; ona kurban keserler. Hemen her köy, bu ‘dede’lerinin onuruna yüzyıllardır pilav günleri düzenler. Genellikle baharda veya sonbaharda yapılan bu törenler, Bursa köydeki en önemli şölen ve bayramlardır. Bu törenlerde köylüler, bir anlamda hasat sonrası ‘dede’lerine şükranlarını sunmaktadır.

Yatırlarda kimin yattığı da önemli değildir. Gerçekten de, yatırlarda yatanların çoğu hayali kişiler olduğu anlaşılıyor. (Kocakonak Köyü’nde Mezarcı Mehmet Efendi adıyla anılan yatır, aslında 1990 yılında ölmüş bir kişidir. Çamlıca Köyü’nde Veli Dede veya Çamlı Dede adlı Bektaşi dedeleri, mezar taşlarına göre Mehmet Dede bin Derviş Ali Dede ile Ahmet Dede olduğu anlaşılmaktadır. Serme Köyü içinde bulunan Nurullah Dede adlı yatır da, mezarın taşına göre, Eskişehirli İsmail Bey adlı kişinin iki kızına ait mezarlar olduğu anlaşılmaktadır. Soğanlı Köyü’ndeki Ali Baba adlı yatır da, aslında yüz yıl önce ölmüş, çiftliğin kâhyasının mezarıdır.) Hayali olsa da, burada hiçbir mezar olmasa da, köyün birliği için var sayılmıştır. Son yıllarda köylerdeki eğitim ve kültür düzeyinin gelişmesi, ekonomik yaşamın rahatlaması nedeniyle yatırlara ilişkin inançların azaldığını gözledik. Hatta köylerin çoğunda, dede yatırlarının isimlerini sadece yaşlı kişiler bilmekteydi. Bazı yatırların ise, ilgisizlik nedeniyle yok edildiğini gördük. Bir süre sonra, çok az Bursa köyünde yatır kalacaktır. Bu nedenle Bursa köylerinde belirlediğimiz dede yatırlarının bir listesini yazımızın sonuna ekledik. Bugün Bursa köylerde ilgi azalsa da, dede yatırları köyü ve köylüyü etkilemeyi sürdürmektedir.

 

Bursa Köylerinde Bulunan Dede Yatırları

Abdulaziz Dağıstani (Koşuboğazı), Abdullah Efendi (Kumla), Ahmet Dede (Mürseller), Akbıyık Suytan (Akbıyık), Akbıyık Suytan-Akbıyık, Ali Baba (Soğanlı), Ali Baba (Umurbey), Aman Dede (Cepni), Ana Bacı (Tacir), Ana Sultan (Küçükkovacık), Anasultan (Alpagut), Arap Ali (Bakırköy), Arap Dede (Çeltikçi), Arap Dede (Gölcük), Arap Dede (Yolören), Arnavut Dede (Kulakpınar), Asar Dede (Akhisar), Aşık Hasan (Ormankadı), Avdancık Dedesi (Avdancık), Aydoğdu Bey (Çardak), Aydoğdu Bey (Erdoğan), Ayni Ali (Işıklı), Baba Sultan (Çeltik), Baba Sultan (Çukurca), Barak Fakih Dede (Barakfakıh), Batmaca/Bakmaca Dede (Kurşunlu), Bayraklı Dede (Yörücekler), Bayram Kabacı (Akçapınar), Belen Dede (Sorgun), Boynuzlu Dede (İnegöl), Bökçü Dede (Sadağ), Çakır Dede (Gölyaka), Çal Dede (Gölecik), Çamlı Dede (Çamlıca), Çamlık Dede (Günece), Çıban Dede (Özlüce), Çıngıraklı Dede (Dudaklı), Dalak Dede (Alaşar), Damlacık Dede, Dolgu Dede, Oğlan Dede (Kayapa), Dede Karaağaç (Tepecik), Dede Üstü (Yörük), Dede Yemiş (Harmanlı), Dedelik (İlyas), Demirkaynak/Huban Dede (Demirciler), Derviş Mehmet (Balat), Deydinler Dede (Deydinler), Dokuz Selviler (Ömerli), Dörtçatal Dede (Keles), Duman Dede (Doğanyurdu), Dümen Dede (Kozbudaklar), Embel Dede (Göllüce), Emin Dede (Canbazlar), Emrullah Dede (Kaynarca), Erdel Dede (Boğazköy), Eren Dede (Orhangazi), Erenler Dede (Yenice), Erkızım (Çördük), Eşref Dede (Kumla), Evliya Dede (Ovaakça), Fadula Ana (Haydarköy), Fatma Ana Sultan (Çakmak), Fındık Dede (Deliballılar), Furla Baba (Çalı), Garip Dede (Cepni/Balıklı), Gediksiret Dede (Keles), Genç Ali Sultan (Sarıpınar), Gerger Dede (Misi), Geyikli Baba (Babasultan), Gökçe Dede (Göktepe), Gözle Dede (Seferışıklar), Hacet Baba (Güneybudaklar), Hacı Ali Dede (Dedeköy), Hacı Bekir (Demirdere), Hacı İzzet (Hocaköy), Hacı Nebi (Ortaköy), Hacı Şeyh (Dağdibi), Hançerli Sultan (Hançerli), Hasan Dede (Hasanağa), Hasan Dede (Hocaköy), Hasan Dede (Şehitler), Hıdrelles Dede (Çınarcık), Hıdrelles Dede (Eskikaraağaç), Hiddet Dede (İsaören), Hu/Çorba Dede (Gölcük), Hüseyin Dede (Adaköy), Hüseyin Dede- Adaköy, İsmail Dede (Engürücük), Kabak Dede (Çelebi), Kabulbaba (Kabulbaba), Kadir Dede (Sölöz), Kaplan Gazi (Fidyekızık), Kara Baba (Gemiç), Karaca Ahmet (Yeniköy), Karadonlu (Doğanalan), Karaoğlu (Gelemiç), Kayıp Dede (Mirzaoba-Yaman), Keramet Dede (Keramet), Kocayayla Dede (Sorgun), Köprü Dede (Üreğil), Laleli Dede (İğdir), Mecid Dede (Çeltikçi), Medre Kabacı (Karasi), Mehmet Ali Dede (Kurtul), Mehmet Dede (Yeniceabat), Mum Dede (Gençali), Mühür Dede (Bilalköy), Mürsel Baba (Mürseller), Müşkil Dede (Müşküle), Nebi Dede (Hamamlıkızık), Nurullah Dede (Serme), Oğlan Dede (Kayapa), Osman Dede (Armutçuk), Ömer Dede (Belenören), Pamuklu Dede (İnikli), Resul Mezarı (Kayapınarı), Rüngüş Dede (Çayönü), Rüngüş Dede (Çeltikçi), Sal Dede (Cumalıkızık), Sancılı (Çavuş), Sancılı Dede (Karasıl), Selahattin/Seyfullah Dede (Dedeler), Seyret Dede (Karaoğlanlar), Sıtma Dede (Karahıdır), Sinan Dede (İnegöl), Sülün Nine (Kulaca), Sümbül Dede (Akçalar), Süret Dede (Pınarcık), Süt Dede (Çardak), Şahan Baba (Kıranışıklar), Şanbaba (Alpagut), Şerife Nine (Selçukgazi), Şevket Dede (Ocaklı), Şip Ali (Şipali), Şükrü Dede (Taşpınar), Tekke Dede (Karadut), Tekkeli Dede (Elbeyli), Ulu Dede (Badırga), Uzun Dede (Gölcük), Uzun Dede (Kaymakoba), Uzun Kız (Emirler Yenicesi), Ürküten Dede (Ballıoğlu), Yakup Dede (İncilipınar), Yaman Dede (Yamanlar), Yapraklı Dede (Baraklı), Yel Dede (Özlüce), Yiğit Alp (Yiğitköy), Yusuf Dede (Gündoğdu), Yürüyen Dede (Hamzabey), Zeytûn Dede (Küçükyenice), Ziraat Dede (Karacaali).

 

Bu yazı; www.alewiten.com’dan alınmıştır.