AŞIK DAİMİ

AŞIK DAİMİ
Tasavvuf ilmini yaymıştı bize
Nice kelamları geliyor söze
On sekiz Nisan’da Hakk’a yürüdü
Bizler gömdük O’nu hep kalbimize

Aşık Daimi 1932 yılında İstanbul’da doğar. 17 Nisan 1983’de İstanbul’da Hakk’a yürür.
Onu yetmişli yıllarda tanıdım. O yıllarda “Geceler” adı altında toplantılar yapılırdı. Toplantılarımıza çağırdığımız Aşık Daimi hiç pazarlık yapmaz, gelirdi. Söylediği beyitler özden gelir, özlere dağılır. 1968 yılında Karacaahmet Derneği’ni kurduğumuzda bizi yalnız bırakmayan, günlerce gelip semah ekibini bile bedelsiz çalıştıran, temiz giyen, temiz yiyen, temiz oturup kalkan bir zattı.
Her sözünde bir mana olan her beyitinin bir dörtlüğü bir kitap kadar değer taşıyan, tasavvufun özü olan beyitleri, nice yüzyıllara, bin yıllara, ışık tutacaktır. Küçük yaşta aşık olup, aşkını Hakk ve halkla birleştiren ozan, özünden ayrılmayıp ezilenin yanında, zalimin karşısında olarak ömrünü tüketmiştir.
Onu ancak kendi beyitleri ile tanıtabiliriz.
Dört kapı kırk makamın hakkını vermiş, şeriatta şöyle demiştir:

Sünni İsem Aleviysem Ne Çıkar

Göremiyor isem gerçek varlığı
Sünni isem Aleviysem ne çıkar
Sanat edindiysem sahtekarlığı
Sünni isem Aleviysem ne çıkar

İnsanlar giderken hep ileriye
Bizler inadına kaldık geriye
Gelmedikçe cehaletten beriye
Sünni isem Aleviysem ne çıkar

Gayet inatçıysam gayet zorbalı
Gündüz tespihliysem gece kavgalı
Olmadıkça cemiyete faydalı
Sünni isem Aleviysem ne çıkar

Kemaletim, hidayetim olmazsa
Marifet suyundan kabım dolmazsa
Benden insanlığa eser kalmazsa
Sünni isem Aleviysem ne çıkar

Daimi’yim nefse galip olmazsam
İlme fazilete talip olmazsam
Ele dile bele sahip olmazsam
Sünni isem Aleviysem ne çıkar

Tarikat’ta şöyle söylemiştir:

Ali Geldi

On üç asır öncesinde Şah-ı Merdan Ali geldi
Meylim kaldı goncasında Has Bahçe’nin gülü geldi

Bana bir harf öğretenin kulu kölesi olurum
İlme talip olanlara bu söz gayet ulu geldi

Zalime iltifat etmek mazlumlara hakarettir
Gerçeklerin öz nefesi bize sabah yeli geldi

Zamanın ilmine göre yetiştirin neslinizi
Er olan gelsin yürüsün erdemliğin yolu geldi

Aşık Daimi dediler bir halkın ozanına
Boş olana boş göründü dolulara dolu geldi

Marifet babında ne güzel demiş:

Aldı Benliğimi Bitirdi Beni

Bir gerçeğe bel bağladım erenler
Aldı benliğimi bitirdi beni
Damla idim bir ırmağa karıştım
Denizden denize götürdü beni

Nice kaptan kaba boşaldım doldum
Karıştım denize deniz ben oldum
Damlanın içinde evreni buldum
Yine benden bana getirdi beni

Buhar oldum yağdım yağmurlarınan
Toprağa karıştım çamurlarınan
Piştim fırınlarda hamurlarınan
Üstadım sofraya yatırdı beni

Çiğnediler dişlerinen ezildim
Vücut eleğinden geçtim süzüldüm
Çaldı kalem bir deftere yazıldım
İrfan mektebine yetirdi beni

Daimi’yim ermişlerin ereği
Cümle varlık tabiatın gereği
Bir ölmez ananın oldum bebeği
Aldı dizlerine oturdu beni

Hakikat babında ne güzel demiş, kendini Hakk’la özleştirmiş:

Mademki Ben Bir İnsanım

Kainatın aynasıyım
Mademki ben bir insanım
Hakk’ın varlık deryasıyım
Mademki ben bir insanım

İnsan Hak’ta, Hak insanda
Arıyorsan bak insanda
Hiç eksiklik yok insanda
Mademki ben bir insanım

İlim bende kelam bende
Nice nice alem bende
Yazar levhi kalem bende
Mademki ben bir insanım

Bunca temenni dilekler
Vız gelir çarkı felekler
Bana eğilsin melekler
Mademki ben bir insanım

Tevrat’ı yazabilirim
İncil’i dizebilirim
Kuran’ı sezebilirim
Mademki ben bir insanım

Enel Hakk’ım ismim ile
Hakk’a erdim cismim ile
Benziyorum resmim ile
Mademki ben bir insanım

Daimi’yim harap benim
Ayaklarda turap benim
Aşıklara şarap benim
Mademki ben bir insanım

1970’li yıllarda Hünkar Hacı Bektaş Veli adına Hacı Bektaş’ta 16-18 Ağustos açılışlarına, ilk semah ekibini yetiştirip giden ve orda tüm semahları çalıştırıp yetiştiren; üç gün üç gece çalıp söyleyen ozanımız her haliyle kendisini kabul ettirmiştir.
Bu bir hafta Hacıbektaş İlçesinin tüm sokaklarda hoparlörlerden onun sesi, sazı, sözü ile yıllarca devam etti.
Aşık Daimi baba insan Tanrı’nın özleşimi olduğunu bilir ve anlatır.

Daimi kemterim ne devran bilir
Aşıkız bizleri arifan bilir
Kuş dili biliriz Süleyman bilir
Abu zulal olan belden gelirim

der. Tüm Hakk aşıkları Kuran’ı kendi lisanları ile halkına sunmuştur.
Hz. Muhammed “Benden sonra ümmetimden 157 bin aşık gelecek; Kuran’ımı Ehlibeyt’imi didik didik edecek; kendi lisanları ile halkına sunacaklardır” demiştir. İşte Aşık Daimi Baba bunlardan biridir.
Her konuya bir beyit yazan ozanımız; uyarıcı, ilerici, özgürcü, bilimi baş tacı eden, ilerlemeyi en önemli bir vazife bilen; sömürücüyü, yobazı yerden yere vuran; savaşın bir cinayet olduğunu; barışın, sevginin, birliğin insanlığın vazifesi olduğunu vurgulamıştır. Tam verimli çağında Hakk’a yürümesi insanlığın kaybı olduğu gibi sevenlerini üzmüştür. Gönüllerine gömülmüştür.

Sevdiği Makama Geçti Dediler

On sekiz Nisan’da bir haber duydum
Aşık Daimi’miz göçtü dediler
Üç gün hastanede komada kaldı
Sevdiği makama geçti dediler

Veysel’in yetmiş üç onun seksen üç
Ölmediler, öldü dersem olur suç
Hakk’ın huzuruna eylediler göç
İstediği yere uçtu dediler

Eyüp, Potik Dedelerle gezerdi
Marifet’i, Hakikat’ı sezerdi
Halkın bütün dertlerini yazardı
Varlığı halka saçtı dediler

Son yılı Hünkar’dan beraber geldik
Otobüste nice dem devran sürdük
Bazı sırlar duyduk, bazı da verdik
Gelene bak, geçen geçti dediler

Gitmedi gitmez ki gönlümde durur
Her onu andıkça bulurum huzur
O bir er kişiydi hep hazır nazır
En olmaz yarayı açtı dediler

Bir gün duydum yavrusunu vurmuşlar
Daimi’min kanadını kırmışlar
Ecel şerbetini o gün vermişler
Çok geçmeden onu içti dediler

Saz çalardı, bizler semah dönerdik
Aşkın gemisine birlik binerdik
Kendimizi semalarda sanırdık
Bizi koydu kendi uçtu dediler

Her yıl gider idik Hacıbektaş’a
Toplanırdık birlik Delikli Taş’a
Hele bir gün saz çalarken Beştaş’a
İnancı her cana saçtı dediler

Vaktidolu Adil Ali’nin adı
Durduramam içten gelen feryadı
Olmuş idi çok ozanın üstadı
Kapanmaz bir yara açtı dediler

Adil Ali Atalay Vaktidolu,
19 Nisan 1983