Abdal Musa’nın Kimliği

Abdal Musa’nın Kimliği

 Hamza Aksüt

 

Bu yazıda, Anadolu Aleviliğinin önde gelen erenlerinden olan Abdal Musa’nın üyesi olduğu topluluğu belirlemeye ve bu topluluğun izini sürerek onun kimliğini aydınlatmaya çalışacağız.

Konuya şimdiye dek Abdal Musa üzerine bilinenleri anlatarak başlamak yararlı olacaktır: Alevi anlatım geleneğine göre bu eren, Hacı Bektaş’ın emmisi olan Haydar Ata’nın oğlu Hasan Gazi’nin oğludur. Abdal Musa,  Kaygusuz Abdal’ın piridir… (1)

 

Aşıkpaşazade’ye göre Abdal Musa, 1326 yılında Bursa’nın Osmanlılarca alınışında rolü olan savaşçılardan biridir. Hacı Bektaş’ın mezarını yaptıran Hatun Ana’nın adamı olan Abdal Musa, Hacı Bektaş’ın ölümünden sonra tekkede posta oturmuştur.  Yeniçerilere ak börk giydiren Abdal Musa değildir. Hacı Bektaş tekkesinde silsile ilkesi geçerli değildir… (2) Evliya Çelebi’nin anlattığına göre Abdal Musa, Hacı Bektaş ile Rum’a gelmiş, Bursa’nın alınışında bulunmuştur. Mezarı (Bursa’da) mamur bir tekkedir. (3) Ne var ki, Evliya Çelebi’nin, Teke yarımadası gezisinde uğradığı Abdal Musa türbesini anlatırken Bursa’daki Abdal Musa ile Antalya-Elmalı’daki Abdal Musa arasında bir bağlantı kurmadığı görülmektedir. (4) Fuad Köprülü, bir makalesinde “Birbirinden ayrı iki Abdal Musa olduğunu iddiaya imkan kalmıyor” biçiminde kesin bir ifadeyle tek bir Abdal Musa’dan söz edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Bu sorunun çözümü, ulaştığımız yeni bilgiler ışığında daha sağlıklı bir biçimde aranabilecektir.  

Şimdiye dek anlatılanlara böylece değindikten sonra Abdal Musa adını sorgulamaya geçebiliriz. Musa, yaygın bir ad olmasına karşın bu erenin gerçek adının Musa olup olmadığını irdelemek  gerekiyor. Bu irdelemeyi gerekli kılan etken, öteki Alevi erenlerin adlarının boy ve oba temsilciliği belirten adlar olmasıdır. Bu konuda birkaç örnek vermekle yetinelim. (5) Hacı Bekdeş, ‘Bayındır’ın Bekdeş obasının dervişi’, Dede Garkın,Garkın boyunun dedesi’, Baba Kaygusuz,Kaygusuz obasının babası’ anlamında birer temsil adıdır. Öyleyse, Abdal Musa da bu tür bir ad olmalıdır. Dolaysıyla, Musa adlı topluluğu araştırarak bu erenin kimliğini aydınlatabiliriz diye düşünebiliriz. Ne var ki, konu biraz daha karmaşıktır. Abdal Musa’ya ad veren topluluğun adının Musa mı yoksa Musu mu olduğu gibi bir sorunla karşı karşıyayız. Eski abecede bu iki sözcüğün yazılışının aynı olması sorunun asıl kaynağıdır. Bu nedenle, her iki olasılığı da incelemek zorundayız.

1-      Abdal Musa’nın ‘Musa topluluğunun abdalı’ anlamında bir ad olması

Musa, bir oba ya da oymak olmalıdır. Bilindiği gibi Musa, peygamber adıdır. Anadolu Aleviliğini oluşturan Türkmen elinin on ikinci yüzyıl sonlarıyla on üçüncü yüzyılın ilk yarısında Urfa, Mardin ve Antep kırsalında yurt tutmuş olduğunu biliyoruz. Bu eli oluşturan boyların obalarının bir bölümü peygamberlerden ad almıştır. Baba İlyas’a ad veren Eymür boyunun İlyas obası, Baba İshak’a ad vermiş olan İshak obası, İbrahim Hacı’ya ad vermiş olan İbrahim Hacılu obasını ve Akkoyunlu obaları arasında görülen Habil, İdris gibi obaları bu duruma örnek olarak verebiliriz. (6) Bu adlandırmalar, Urfa’nın ‘peygamberler diyarı’ olmasının bir sonucu olsa gerektir. Sarı Saltuk’un yaşamını anlatan mitolojik yapıtta bu durum net olarak belirtilmektedir: “Çünkü erenlerin her biri bir peygamber seccadesinde otururdu… Karaca Ahmet, Süleyman seccadesinde idi. Bektaş ise Hazreti İbrahim Halil seccadesinde otururdu. Onun huyları ile davranırdı.” ( 7)

Başlığımızın içerdiği olasılığın gerçek olması için Musa topluluğunun Alevi erenlerin ilk merkezi olan Urfa ve Mardin kırsalında yurt tutmuş olması gerekir. Osmanlı belgelerinde Musa adlı topluluklar varsa da bunlar, Urfa ve Mardin kırsalında barınan topluluklar değildir. Daha doğrusu, on üçüncü yüzyılda Anadolu Alevilerinin atalarının tümünü barındıran Şam Türkmenlerinin (Halep Türkmenlerinin) içinde şimdilik bu adda bir topluluk belirleyebilmiş değiliz. Ancak, bu el içinde Musacalu adlı bir oymak vardır ki bu adın Musa-Hacılu ya da Musu-Hacılu’nun söyleniş biçimi olduğu açıktır. Hacılu, pek çok boy, oba ve oymak adının sonuna eklenen bir addır. Şimdilik bu sözcüğün özgün anlamını belirlemekten yoksunuz. Şu kadarını söyleyebiliriz ki, tamlamadaki birinci sözcük olan Musu-Musa, ana topluluğu ifade etmektedir. Hacılu ise onu dar anlamda niteleyici işleve sahiptir.

Kısacası, bu birinci olasılığı destekleyen en önemli etken, Musa’nın bir peygamber adı olması ve Alevi-Türkmen obalarının bir bölümünün peygamber adları taşımasıdır.

2-      Abdal Musa’nın ‘Musu topluluğunun abdalı’ anlamında bir ad olması:

Anadolu Alevilerinin ilk yurdunda bir kısım tarihçilerin Musa olarak okuduğu, vakayinamelerde ve tahrir defterlerinde Musu, Muslu, Musulu, Musullu, Müsülü gibi telaffuzlarla yer alan bir topluluk vardır. (Halkın telaffuzu ise Musu ve Musulu biçimindedir. Örneğin, Malatya-Arguvan nahiyesinin köylerinden birisi Musu adını taşıyordu. (8) Bu köy günümüzde de Musu olarak adlandırılmaktadır. Musu köyünde Bayındır ve Sarılar adlı iki ekinlik vardı. On ikinci yüzyıl sonlarından itibaren Arguvan yöresi, Urfa ve Mardin kırsalında kışlayan Türkmen boylarının yaylasıdır. Bu Türkmenler, daha sonraki yüzyıllarda kışlalarına inmeyerek yaylalarına yerleşmiştir. Malatya-Mamerek köyünün ekinliklerinden birisi de Musa / Musu Kozluğu adını taşıyordu ) (9)

Musu topluluğunun kışlağı, Urfa-merkez kırsalındaki Karacaöyük, Harran yöresindeki Kebirlü, Akviran, İkiağızlı ve Türbelü köyleri idi. Türbelü’ye komşu olan köylerden birisi, Hacı Bekdeş’e ad vermiş olan Bekdeş adlı Türkmen obasının (10) adını taşıyordu.

Musulu, Akkoyunlu devletinde etkin biçimde yer almış topluluklardandır. Musullu biçiminde de kaydedilen bu topluluğun üyesi olan Sufi Halil ve kardeşi Emir Beğ, Uzun Hasan Beğ’in önde gelen komutanlarındandı. Emir Beğ’in oğlu Gülabi Beğ de aynı konumdaydı. Gülabi’nin oğlu Diyarbekir egemeni Emir Beğ II, 1507 yılında oymağıyla birlikte Şah İsmail’e bağlılık sunarak Diyarbekir yöresiyle birlikte  ünlü ve kalabalık bir oymak olan Musulu topluluğunu Safevi Türkmen devleti egemenliğine aktardı. (11)

Abdal Musa ile Muslu topluluğu arasında bağlantı kuran belirlememizin  en önemli dayanağı, onun türbesinin bulunduğu Teke sancağının kazalarından birisinin Muslu adını taşımasıdır. (12) Oğuz boylarının adlarının yoğun biçimde yer aldığı bu kazaya Musulu topluluğu ad vermiş olmalıdır. Kaza ve nahiyelere en ünlü ya da en kalabalık boyun ad verdiğini biliyoruz. (13) Dolaysıyla, Abdal Musa’nın buraya yerleşen ‘Musulu topluluğunun abdalıanlamında bir ad olması gerekir. (Kaza ya da nahiye, yöre anlamındadır. Kazanın ya da nahiyenin günümüzdeki gibi merkez kasabası ya da merkez yerleşimi olması gerekmez )

Hacı Bektaş ile Abdal Musa arasında çok yakın bir bağ bulunduğuna göre bu iki erenin üyesi olduğu topluluklar (Musu topluluğu ile Bekdeş  obası) arasında da bir bağ bulunmalıdır. Bekdeş’in bir Bayındır obası olduğunu biliyoruz. (14) Öyleyse, Musu’nun da Bayındır boyundan olması gerekir. Musulu’nun, Bayındır boyunun kurduğu Akkoyunlu devletindeki konumuna yukarıda değinmiştik. Konuyu biraz daha ayrıntılandırmak gerekiyor.

Bekdeş obasının Akkoyunlulardaki beylerinden bazıları, Muhammed-i Bektaş, Kutbeddin-i Bektaş, Hamza-i Bektaş, Bektaş-ı Musluoğlu Emir’di. (15) Bektaş-ı Musluoğlu Emir Beğ, yukarıda sözünü ettiğimiz  Sufi Halil-i Muslu Beğ’in kardeşidir. Emir Beğ, Uzun Hasan Beğ’in buyruğuyla Tokat’ı Osmanlılardan almıştı. İki kardeşten birinin Muslu, ötekinin ‘Muslu’nun Bektaşı’na üye olarak nitelenmesi, Muslu ile Bekdeş topluluklarının yakın bağının kanıtıdır. (Hatta, M. Öztürk, kitabın ad dizininde Sufi Halil-i Bektaş-ı Muslu’ya yer vermiştir, ancak, çevirdiği metinde bu niteleme yoktur.) Bektaş-ı Musluoğlu nitelemesi, Bekdeş obasının Musu’nun bir parçası olduğunu gösterir. Bekdeş, Bayındır boyunun da bir parçası olduğuna göre Musu da Bayındır’ın bir parçası olmalıdır. Boy parçalarına oba dendiğine göre Musu’yu da bir oba saymak gerekir diye düşünebiliriz. Ne var ki, oba içinde oba olamayacağından Musu’yu obadan daha büyük bir örgütlenme olan ‘oymak’ olarak değerlendirmek gerekir. Buradan çıkan sonuç, Hacı Bekdeş ile Abdal Musa’nın, Bayındır boyunun Musulu oymağından olduğudur. Hacı Bekdeş, obasından (Bekdeş’den); Abdal Musa, oymağından (Musu’dan) ad almıştır. Bu adlar gerçek birer ad değil, ‘temsil’ adlarıdır.  Musu ile Bayındır arasındaki ilgiye bir başka destek, yukarıda kaydettiğimiz Arguvan-Musu köyünün ekinliklerinden birinin Bayındır adını taşımasıdır. Musulular, kurdukları bu köye hem oymaklarının adını hem de bağlı oldukları Bayındır boyunun adını vermiş olmalıdır.

Abdal Musa’nın abdalı olduğu Musu oymağının bağlı olduğu Bayındır boyu, ikisi Tekke köyünün, birisi Kaş’ın yakınında olmak üzere Teke yarımadasındaki birçok yerleşime ad vermiştir. Elmalı’nın kuzeyinde ise Bayındır köyü ve yaylası vardır. (Bu yer adları, Faruk Sümer’in on altıncı yüzyıl tahrir defterlerinden derlediği listelerde yer almamaktadır. Bu yerleşimler ya on altıncı yüzyıldan sonra ad almış ya da araştırmacı,  defterleri titizlikle incelememiş olmalıdır.)

Bektaşi ozanlardan Geda Muslu’nun taşıdığı ad, konumuz olan Musulu/Muslu topluluğuyla ilgili olmalıdır. Geda Muslu, Abdal Musa’nın ‘Rumeli’nin ser çeşmesi’ olduğunu, gaza yaptığını belirtir. Ozanın Abdal Musa’yı konu alan bir deyişi, Boğaz Hisarı, Tanrı Dağı, Elmalı, Gelibolu, Sarıkız gibi farklı bölgelerdeki yer adlarını içermektedir. Yaşamı üzerine güvenilir ve ayrıntılı bilgilerden yoksun olduğumuz Geda Muslu, Evliya Çelebi’nin saydığı ozanlardan biridir. Abdülbaki Gölpınarlı, bir nefesinden hareketle onun Cezayir’de yaşayan bir yeniçeri olduğunu düşünmekte, on yedinci yüzyılda yaşadığını belirtmektedir. Eğer bu ozan Yeniçeri ise -Türkmen kökenli olamayacağı için – Muslu topluluğu ile bir kan bağından değil Abdal Musa’ya bağlılığından ötürü bu adı aldığından söz edilebilir. (16) Geda Muslu, Abdal Musa’yı piri ve mürşidi olarak sunmaktadır. (17)

Abdal Musa ile ilgili en önemli sorunlardan biri, onun Osmanlı Beyliği’nin kurulduğu yörede yaşayıp yaşamadığı, Bursa’nın alınışına katıldığı belirtilen Abdal Musa’nın konumuz olan Abdal Musa ile aynı kişi olup olmadığıdır. Bu sorunun çözümü için verilecek ilk yanıt, söz konusu erenin göçebe bir topluluğun üyesi olmasından dolayı her iki yerde de bulunmuş olabileceğidir. Buna göre konumuz olan Abdal Musa, Osmanlı Beyliği’nin kuruluş yöresinde bulunmuş olabilir. Üstelik, yörede Musa adını taşıyan yerleşimler vardı, Musa, Musaözü, Musalar gibi yerleşimlerin (18) Musu topluluğuyla ilgisi olabileceğini belirtmek gerekir. Yine, beyliğin kuruluş yörelerinden biri olan ve Seyitgazi’yi de içeren Sultanönü livasında kaydedilen Muslucalu adlı topluluk (19) konumuz olan Musu’dan başka bir topluluk olamaz. Seyitgazi ve yöresi, Alevi erenlerin önemli merkezlerindendir. Geyikli Baba, Ede Balı, Baba Haki, Baba Kaygusuz gibi erenlerin Urfa ve Mardin kökenli olduğunu biliyoruz. (20) Hacılar Bayramı için Alevi erenlerin Seyitgazi’de toplandığını da biliyoruz. (Buradaki Hacı sözcüğü, Hacı Bekdeş’in adında olduğu gibi derviş anlamındadır.) Abdal Musa’nın da bu ünlü Alevi merkezinde bulunmuş olması gayet doğaldır. Sultan Şücaeddin velayetnamesine göre Abdal Musa, Sultan Şücaeddin’in yanındaki erenlerdendir. (21) Abdal Musa ile Bursa’nın alınışında bulunduğu söylenen Abdal Murad’ın taşıdığı adın da gerçek bir ad olmama olasılığı vardır. Murad, Alevi erenlerin ilk yurdunda rastlanan Türkmen obalarındandır. Akkoyunlu tarihini anlatan yapıtta komutanlardan biri Rüstem-i Murad olarak nitelenmektedir ki tamlamanın ikinci bölümü Murad adlı obayı ifade etmektedir. (22) Geç dönem Osmanlı belgelerinde de Muradlı adlı topluluklardan söz edilmektedir. (23) Bu konudaki kaynağımızın güvenilirlik sorunu varsa da Akkoyunlu kaynağıyla desteklenmesinden ötürü bu sorunu konumuz açısından yok sayabiliriz. (Cengiz Türkay’ın derlediği Osmanlı belgelerinde köy halkının da aşiret ve cemaat olarak belirtilmesi, nitelemelerin çok dikkatli kullanılmasını gerektirmektedir. Üstelik, Cengiz Türkay,  bir topluluk adının yeriyle ilgili bilgileri toplulaştırarak ve tarih vermeyerek sunmaktadır. Ayrıca, Osmanlı belgelerinde boy, oba ve oymaklar arasındaki bağların gerçeğe uygun olmayan biçimde rasgele tanımlandığı görülmektedir.) Son kuşak araştırmacılar Fuad Köprülü’nün görüşü doğrultusunda Antalya-Elmalı-Tekkeköy’de türbesi bulunan Abdal Musa ile Osmanlı beyliğinin kuruluş yöresinde adı geçen Abdal Musa’nın aynı eren olduğu görüşünü neredeyse kesin bir dille ifade etmekteyse de birden çok ‘Musu-Musa abdalı’ olabileceği için olasılıklı düşünme hala geçerliğini korumaktadır.

Farklı yerlerde Abdal Musa adı içeren bazı kitabeler de vardır. Örneğin, Denizli’de harap olmuş bir tekkeye ait olduğu sanılan bir kitabede “El-Şeyh Mustafa Abdal Musa” kaydına rastlanmıştır. Kitabenin tarihi, h. 811’dir ve bu durumuyla Abdal Musa’nın yaşadığı zaman dilimine uyumsuzluğu açıktır. Bu kişi, Abdal Musa’nın müritlerinden biri, başka bir nitelemeyle Musu topluluğunun bir başka abdalı olabilir. (24)

Musu-Musa farklılığının nedeni; topluluk adının bir peygamber adına çevrilme kaygısı olabilir. Bu ad çevirme sonunda, konumuz olan erenin Abdal Musa olarak anılmaya başlamış olması gerekir. Sözcüğün belli bir dönemde Musa ile Musu arasında bir telaffuzla kullanıldığını da görmekteyiz. Örneğin, ilk dönem Alevi-Bektaşi ozanların bazı deyişlerinde Musa peygamberden söz edilirken ‘Mûsi’ telaffuzu kullanılmaktadır:

 

Şol benim secdegahım meğer kim Tur dağıdır

Mûsi’leyin gözlerim hoş münacaat eyledi

 

Mûsi’leyin koyun güttüm çok yıl çobanlık ettim

Ol ağaçtan Mûsi’ye anda balkıyan benem

 

Ol nuru göreliden kend-özüm unutmuşam

Öyle tut Mûsi benem hacete Tur’a geldim

 

(Birinci ve üçüncü beyitler Said’e, ikinci beyit Şeyhoğlu Satu’ya aittir. Said, on üçüncü yüzyıl sonları ile on dördüncü yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır. Şeyhoğlu Satu ise Yunus Emre’den sonra yaşamıştır. Birinci beyitin alındığı deyişin ana konusu Hacı Bektaş olduğu halde peygamberlerden yalnızca Mûsi’den söz edilmesi dikkat çekicidir.) (25)

Sonuç olarak şunları söyleyebiliriz: Abdal Musa, Bayındır boyunun bir parçası olan  Musu topluluğundan bir erendir. Abdal Musa, ‘Musu topluluğunun abdalı’ anlamında bir temsil adıdır. Abdal Musa, Hacı Bekdeş ve Ede Balı gibi Bayındır boyundandır. Hacı Bekdeş’in obası ile Abdal Musa’nın oymağı ‘iç içedir.’ Abdal Musa, dervişi olduğu kalabalık bir Musu topluluğuyla birlikte Antalya-Elmalı yöresine gelmiş ve tekke kurmuştur. Musu’nun kökeni, Alevi erenlerin ilk merkezindeki Urfa kırsalı, özellikle Harran’dır. Abdal Musa’nın coğrafi kökeni de burasıdır. Abdal Musa, Hacı Bekdeş’ten bir kuşak sonra ise, onun babasının Harranlı olduğunu, kendisinin ise Anadolu’nun orta ya da batı kesimlerinde doğmuş olduğunu düşünmek gerekir. Ayrıca, göçebe olan Musu topluluğunun tek abdalı Antalya-Elmalı-Tekkeköy’de türbesi bulunan Abdal Musa mıdır, yoksa Musu topluluğunun başka abdalı ya da abdalları var mıdır, sorusunu akıldan uzak tutmamak gerekir. Değişik yerlerde Abdal Musa adını taşıyan ziyaret ve türbelerin varlığının  ve yaşadığı zaman diliminin belirlenmesinde karşılaşılan güçlüklerin nedeni, bu sorunun içeriğindedir.

Hacı Bektaş ile Abdal Musa arasındaki bu kökendaşlık, Abdal Musa’nın “pir-i sani” (Hacı Bektaş’tan sonraki pir ) sayılmasının tarihsel gerçekle örtüştüğünü göstermektedir. 

           

KAYNAK NOTLARI

    

1-Adil Ali ATALAY, Abdal Musa Sultan Velayetnamesi

2-Aşıkpaşazade Tarihi, Nihal ATSIZ düzenlemesi, s: 195-196

3. Evliya Çelebi, Seyahatname, Üçdal Neşriyat yayını, cilt:1, s: 423

4. Aynı yapıt, cilt: 9, s: 19-20

5. Okurlar, göçebelik döneminin bu adlandırmaları için Anadolu Aleviliğinin Sosyal ve Coğrafi Kökenleri adlı kitabımın ilgili bölümlerinden bilgi edinebilirler.

6-Ebu Bekr-i Tihrani, Kitab-ı Diyarbekriyye, çeviren Mürsel ÖZTÜRK, s: 117, 133, 135

7- Saltukname’den aktaran Nejat BİRDOĞAN, Anadolu ve Balkanlarda Alevi Yerleşmesi, s: 51

8- Mesut ELİBÜYÜK, Refet YİNANÇ, Kanuni Devri Malatya Tahrir Defteri, s: 190

9- Aynı yapıt, s: 93

10-Tufan GÜNDÜZ Anadolu’da Türkmen Aşiretleri, s: 158-159

11-Faruk SÜMER, Safevi Devletinin Kuruluşunda Anadolu Türklerinin Rolü, s: 30, Ebu Bekri Tihrani,    Kitab-ı Diyarbekriyye, s: 280, 329, 348, 349

12- Faruk SÜMER, Oğuzlar, s: 309, 320, 323

13-Aynı yapıt, s: 236

14-Bu konuda ayrıntılı bilgi için bakınız, Hamza AKSÜT, Anadolu Aleviliğinin Sosyal ve Coğrafi          Kökenleri, s: 96-99

15-Ebu Bekr-i Tihrani, aynı yapıt, s: 90, 115, 117, 161, 293, 343

16- Abdülbaki GÖLPINARLI, Alevi Bektaşi Nefesleri, s: 10

17- Adil Ali ATALAY, Abdal Musa Sultan ve Velayetnamesi, s: 116-117

18-Halime DOĞRU, XVI Yüzyılda Sultanönü Sancağı, s: 28, 41

19- Cengiz TÜRKAY, Osmanlı İmparatorluğunda Oymak, Aşiret ve Cemaatler, s: 596

20-Hamza AKSÜT, aynı yapıt, ilgili bölümler

21-Orhan F. KÖPRÜLÜ, Velayetname-i Sultan Şücaüddin, ( Gülağ ÖZ’ün düzenlediği Öz Kaynaklarından Alevilik Bektaşilik Araştırmaları adlı kitaptaki makaleden, s: 256 )

22-Ebu Bekr-i Tihrani, Kitab-ı Diyarbekriyye, s: 133, 147, 148

23-Cengiz TÜRKAY, aynı yapıt s: 593

24- Fuad KÖPRÜLÜ, Abdal Musa adlı makalesi, Adil Ali ATALAY’ın aynı yapıtından naklen, s: 70

25- Deyişler için bakınız, Abdülbaki GÖLPINARLI, aynı yapıt, s: 48, 49, 106