ABDAL MUSA ve ZAVİYESİ

Anadolu’da Alevi/Bektaşi İslam inancını, Hacı Bektaş Kültürü ekseninde  geliştirerek Bektaşiliğin fikir temellerini  oluşturup yayan Abdal Musa ve müridi Kaygusuz Abdal olmuştur.

Abdal Musa, mensup bulunduğu inanç sistemini felsefi boyutuyla yayıp yaşatırken aynı zamanda alp eren kimliğiyle Bursa’nın ve birçok yerin fethedilmesinde yaralılıklar göstermiş, gittiği yerlerde binlerce insanın kalbini kazanmış, Alevilik ve Bektaşilik’te son derece öneme sahip bir Kalenderi dervişidir.

Osmanlı’nın ilk kuruluş döneminde devlet yöneticilerinin halkla sağlıklı ilişkiler kurabilme erdemlerinin sonucu olarak, gösterdiği yararlılıklar nedeniyle kendisine ve ona bağlı müritlerine verilen arazi üzerine ilk önce bir zaviye daha sonra da kurulan büyük dergahla tüm insanlığa kültür, inanç, bilim ve felsefe dağıtılan bir ışık merkezi inşa eden Abdal Musa, Anadolu ve Balkanlar’da ismi en çok bilinen ve anılan erenlerin başında gelmektedir.

Kendisine gösterilen ilginin bir kanıtı olarak her sene, Anadolu’nun hemen yer yöresinde adına cemlerin yapılıp, kurbanlar kesilen, lokmalar dağıtılan Abdal Musa aynı zamanda yüzlerce dervişin, babanın, dedenin, ozanın da yetişmesini sağlamıştır.

Tarihçi Aşıkpaşazade’nin belirttiği gibi temeli vaktiyle Hacı Bektaşi Veli tarafından atılan Sulucakarahöyük (bugünkü Hacıbektaş Kasabası) Zaviyesi’nden yetişmiştir. Bu sebeple O, bu zaviyede ve yöresinde kendi zamanına kadar gelişip kök salan Hacı Bektaş Kültünü Osmanlı Beyliği arazisine taşıyarak büyük bir tarihi rol oynamıştır.

Abdal Musa’nın hayatını tarihi verilere dayanarak bilimsel şekilde ilk açıklayan Türk Tarih Bilimi’nin kurucusu Prof. Dr. Fuat Köprülü olmuştur.

Abdal Musa Geyikli Baba’yla aynı çağda yaşamış, sonraki dönemdeki önemi nazara alınacak olursa, O, Geyikli Baba dahil bütün Rum Abdalları içinde belki en mühim simadır.

Yeniçeriliğin kuruluşuna adının karışması ve Bursa’nın fethinde bulunması bir yana, Hacı Bektaş Kültürünü yayarak ve işleyerek ilerde Bektaşiliğin teşekkülüne zemin hazırlaması bile Onu bu müstesna mevkiye getirmeye tek başına yeterlidir.

Ondan sonra, Onun adına yazılmış, Velayetname-i Abdal Musa ile, Abdal Musa’nın halifesi Kaygusuz Abdal’ı anlatan Menakıb-ı Baba Kaygusuz’da bulunan bazı ipuçları, Abdal Musa’nın hiç tereddütsüz bir Rum Abdalı, Kalenderi şeyhi, daha açıkçası, Hacı Bektaş’ın zaviyesinde yetişmiş olması sebebiyle, tıpkı onun gibi bir Haydari şeyhi olduğunu göstermektedir.

Bu kaynaklar Onu bize, “saçı, sakalı, kaşı, kirpiği kazınmış bir ışık” olarak takdim ettikten başka, çevresindeki siyasi ve idari otoritelerle de genellikle iyi ilişkiler içinde bulunduğunu göstermektedir. Mesela Teke Beyi ile arasının iyi olmamasına rağmen, Aydınoğlu Gazi Umur Beğ ile sıkı dostluk münasebeti vardır.

Abdal Musa’nın Elmalı Tekkeköy’deki zaviyesinin, XIV. yüzyıl Anadolusu’nda en nüfuzlu Rum Abdalı, Kalenderi zaviyelerinden olduğunu söyleyebiliriz. Bu zaviyenin bir önemi de, Bektaşiliğin teşekkülünde, edebiyatının meydana gelişinde önemli rolü ve katkısı bulunan Kaygusuz Abdal’ın burada yetişmiş olmasıdır.

Aşıkpaşazade’ye göre, Hacı Bektaş, Rum bacılarından Hatun Ana’yı kendine kız edindi. Hatun Ana’nın muhiplerinden Abdal Musa, Hacı Bektaş türbesinde bir müddet oturdu, Orhan devrinde gazalara iştirak etti.

Yeniçerinin birinden bir eski börk istedi, o da üsküfünü çıkarıp verdi. memleketine döndüğü zaman başındaki Yeniçeri börkünü görenler bunun ne olduğunu sordular, O da “Buna elifi taç derler”, cevabını verdi.

Bektaşi ananesinde umumiyetle kabul edildiği gibi, Kaygusuz Abdal, (Antalya Beyi’ne tabi Alaiye Sancağı Beyi’nin oğlu olan Gaybi) tarikatça Musa’nın mürididir. “Kaygusuz Abdal Menakıbı”nda bu münasebet hakkında verilen bilginin özeti şudur: Gaybi Tekke’ye girdikten sonra aldığı lakapla Kaygusuz Abdal, bir gün avda okla bir geyik vurdu. Yaralı geyik kaça kaça büyük bir asitanenin kapısından girdi. Gaybi de arkasından dergaha girerek dervişlere geyiği sordu.

Dervişler haberleri olmadığını söylediler. Meğer geyik suretinde görünen, bu dergahın şeyhi olan Abdal Musa Sultan imiş. Abdal Musa, Gaybi’yi huzuruna çağırtarak geyiğe attığı oku gösterdi. Bu kerameti gören Gaybi, şeyhe mürit olmak istedi. Şeyhi ona mücerretlik tarikinin zorluklarını anlattı, babasından izin almasını söyledi. Nihayet, Gaybi’nin ısrarı üzerine onu tarikat usulünce tıraş ettiler; taç ve hırka giydirdiler; beline kemer bağladılar. Bunu duyan babası çok müteessir oldu.

Genç oğlunun bu mücerretler dergahına girmesi haysiyetine dokunmuştu. Hemen Teke Beyi’ne giderek oğlunu Abdal Musa’nın elinden kurtarmasını rica etti. Teke Beyi, Kılağılı İsa adlı birisini yollayarak şeyhi alıp getirmesini emretti. Fakat şeyhin kerametiyle attan inerken ayağı üzengiye takıldı, ürküp kaçan at üzerinde sürüklenerek parça parça oldu.

Öfkelenen Teke Beyi şeyhin üzerine asker yolladı. Onu tutup yakmak için ateşler hazırlattı. Olup biteni keşfeden Abdal Musa, dört yüz müridiyle sema ede ede Teke Beyi’ne karşı yürümeye başladı; taşlar, ağaçlar da onunla birlikte yürüdüler. Böylece ateş yanan yere geldiler; ateşin içine girdiler. Sema ederek ateşi söndürdüler. Sonra geri dönüp tekkeye gelirlerken dağdan kara bir canavar indi. Abdal Musa: “İşte Teke Beyi’nin ruhu!” dedi. Tekke’ye odun taşıyan bir derviş baltasıyla vurup canavarı öldürdü. Bu sırada Teke Beyi de ölmüş askerleri dağılmıştı.

Bunu gören Alaiye Beyi, Abdal Musa’nın Hakk erenlerinden olduğunu anladı; üç yüz adamıyla birlikte gelip şeyhin elini öptü, oğlunun kalmasına razı oldu. Gaybi bu suretle tekkede kırk yıl hizmet etti. Şeyhi ona Kaygusuz lakabını verdi. Nihayet Hacca niyet etti. Abdal Musa ona icazetname yazıp verdi. Kaygusuz kağıdı saklamak için onu ayranına doğradı ve içti.

Bundan sonra kalpten hikmetler söylemeye başladı ve şeyhinin verdiği kırk dervişle seyahate çıktı.

Bu menakıbname bize çok açık göstermektedir ki, dağları taşların yürütülmesi gibi kimi motifler, Eski Türk Kültürü’nün derin izleri olarak görülmektedir.

Abdal Musa Zaviyesi hakkında bilgi ise şöyledir: Orhan Gazi tarafından Abdal Musa için yaptırılan bu zaviye, XV. ve XVI. yüzyıllarda Aşıkpaşazade ve Gelibolulu Mustafa Ali tarafından müphem bir tarzda söz edilmektedir. Herhangi bir malumat verilmemektedir. Ancak J. de Hammer XIX. yüzyılda Bursa’nın batısından ve kaplıcalara yakın bir mevkide bulunan bu zaviyeyi görmüş olduğunu belirtiyor ki, bu, zaviyenin o sıralarda henüz işlemekte olduğunu gösterir.

Abdal Musa’nın Bursa’dan ayrıldıktan sonra Manisa ve Bergama havalisinde de bir müddet yaşadığı arşiv belgelerinden anlaşılmakta olup, onun burada da bir zaviyesi bulunduğunu Suraiya Faroqui tespit etmiştir. Ancak bugün mevcut olmayan bu zaviyeye dair de, XVI. yüzyılda Bektaşi hüviyetini taşıdığından başka, hiç bir bilgi bulunmamaktadır.

Abdal Musa’nın Antalya-Elmalı yakınlarındaki Tekkeköy’de mevcut zaviyesine gelince, halen yalnızca avlusu ve türbe kısmı ayakta kalan bu binanın, Abdal Musa’nın açtığı son zaviye olduğu ve ölümünden sonra bir müddet Kaygusuz Abdal’ın nezaretinde faaliyetine devam ettiği bilinmektedir. XVI. yüzyılda bu zaviyeninin bir hayli zengin vakıflara sahip olduğu, dervişlerinin geniş çiftlik ve araziden elde ettikleri gelirlerle yaşadıkları, III. Murat devrine (1574-1595) ait Teke Sancağı tahrir defterinden anlaşılıyor.

Anadolu Rum Erenlerinden, Evliyalarından birisi olarak gönüllerde taht kurmuş Abdal Musa’yı, Anadolu halkı, özellikle Alevi ve Bektaşiler hiçbir zaman unutmamışlar, her zaman gönüllerinde yaşatmışlardır.

O, Anadolu insanının kardeşlik, dostluk, birlik, mutluluk duygularına tercüman olmuş, kendisine bağlı müridleriyle Alevi/Bektaşi inancının Anadolu’da, Balkanlar’da yayılmasını sağlamış büyük bir Kalenderi dervişidir.

Etkisi günümüzde de çok canlı yaşayan Abdal Musa’nın türbesini her yıl onbinlerce insan ziyaret etmektedir.

Anadolu’da Hacı Bektaşi Veli’nin felsefesinin yayılıp kökleşmesini sağlayan en önemli şahsiyet olan Abdal Musa, müridi olan Kaygusuz Abdal’la beraber Alevi/Bektaşi Edebiyatı’nın da oluşup gelişmesinde önemli görevler üstlenmiştir.

 

Buradaki yazının hazırlanmasında yararlanılan iki kaynak eser;

 

Prof. Dr. Ahmet Yaşar Ocak, Kalenderiler, Türk Tarih Kurumu Yayınları, l992

Prof. Dr. Fuat Köprülü, THEA., I. Fas. SS. 60-64 (Aktaran eser, Abdal Musa Sultan ve Velayetnamesi, Adil Ali Atalay, Can Yayınları, 1997, ss. 69-81)

 

Ayrıca Bakınız:

Prof. Dr. Abdurrahman Güzel, Kaygusuz Abdal, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1981

İsmet Zeki Eyüboğlu, Abdal Musa, Geçit Yayınları, 1991

Musa Seyirci, Abdal Musa Sultan, Der Yayınları, 2. Baskı, 1994